Yalçın BAYER ybayer@hurriyet.com.tr
Maalesef yine Tekel
UZUN süreden beri Tekel’le ilgili yazmıyorduk diye düşünürken yine bazı belgeler önümüze düştü.
Sözü, Hürriyet Pazar’daki Kültürazzi’deki ’Üzülmeyin, beterin beteri var’ (26.10.2008) yazısına getirelim. Yazıda şöyle bir bölüm yer alıyor:
"(...) İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hazırlık Komitesi’nin faaliyetleri dahilinde yaptığı bazı harcamaların rayicinin çok üzerinde
GÜNÜN UYARISI (Filiz Avcıol’un ’Müptela Sözleri’ kitabından) "Şapkalar kalktı söylentilerini de kim çıkarıyor? Müzikte ’bemol’, ’diyez’ ne ise, yazıda da şapka işareti odur ve mutlaka kullanılmalıdır." (Salah Birsel) |
olduğu, komite üyelerinden birinin, dikkatini çeken bu durum üzerine yaptığı incelemeler sonucu bu işlerin altında hükümetin komiteye atadığı iki müfettişin çıktığı, incelemelerini özellikle çevresine tos atan küçük müfettiş üzerinde yoğunlaştıran komite üyesinin, bu kişinin açıklarını yakaladığı, küçük müfettişin komite bütçesinin yattığı banka şubesini arayıp, hesaplar karşılığında gıcır gıcır bir Audi A.4 istediği ve banka ile yaptığı, olay ortaya çıkınca müfettişin, ’Otomobili başkente göndereceğim, bakanımızın sekreteri istedi’ dediği ve bu durum üzerinde toplanan komitenin bu müfettişi kapının önüne koyduğu..."
Burada aslında çok şeyler anlatılıyor. Yazıda adları geçen iki müfettiş; Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Komitesi Genel Sekreterliği’ne getirilen Başbakanlık Başmüfettişi Eyüp Özgüç ve yardımcısı Tekel Başmüfettişi Kemal Koç... Hakkındaki iddialar hálá ilginç... (Bunlar arasında, daha önce Hürriyet’in gündeme getirdiği, Boğaziçi Festivali’ne Rusya’dan getirilen ’çakma’ sanatçılarının Türkiye’ye getirilmesi olayı da var yazıda.)
’KOMİTE’DEKİ MÜFETTİŞ
Tekel müfettişi Kemal Koç’un yaklaşık 8 ay sonra komitedeki görevinden alınarak kuruma geri gönderilmesi, camiada vicdanları yaralıyor. Çünkü iddialar hálá tazeliğini koruyor. Koç’un Ankara’ya göndereceğini söylediği Audi A.4 alınarak Ankara’ya gönderildi mi? ’İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’ komite kulislerinde söylendiği gibi bu sekreter, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın özel kaleminde mi çalışıyor? Ama esas soruyu Tekel Genel Müdürü Fahri Arıkan’a sormak gerekiyor:
Tekel’de görevli bir müfettiş hakkında yazılanlar tekzip edilmediğine göre ’alaycı’ ifadeler karşısında kurum olarak bir inceleme başlatıldı mı? Koç göreve döndüğüne göre ’akçeli’ işlerde müfettişlik yaptırılıyor mu? Bu müfettişin, Başbakanlık müfettişlerine yardım etmiş olduğu soruşturmalarda ’eksik’ ve ’yanlı’ hazırlatmış olduğu raporlar sonucu yargılanan kişilerin ’günahı’ size ait olmayacak mıdır? Ayrıca, olayda Başbakanlık Başmüfettişi’nin de adının geçmesi karşısında Başbakanlık Teftiş Kurulu harekete geçmiş midir?
2. EL MAKİNELER
Bu arada aklımıza geldi... 29.7.2005 tarihli 180 sayılı Tekel Yönetim Kurulu kararı ile ’ünlü’ ’2. el makinelerin’ alımında mahkemeye zarar-ziyan olmadığını belirterek müdahil olmayan o tarihteki Yönetim Kurulu Başkanı, şimdiki Tütün Üst Kurulu Başkanı Kazım Çalışkan’dan, sonradan kurum müfettişlerince belirlenmiş olan 6.6.2006 tarih, 73/08 sayılı rapordaki yaklaşık 60 bin YTL zarar-ziyan tahsil edilmiş midir?
Bir soru daha... MTS firmasının vermiş olduğu teminatın ’ayıplı mal’ vermesinden dolayı irad kaydedilmiş midir?
Son bir bilgi daha... Yaklaşık 10 gün kadar önce eski Tekel Genel Müdürü Sezai Afif Ensari’nin (Şimdi, tasfiye halindeki Sümer Holding Genel Müdürü) İzmir’deki yargılamasında, Tekel Çamaltı tuzlasında SİT alanına inşaat yaptırmaktan ötürü bir yıl hapse mahkûm olduğunu ve bu cezasının paraya çevrildiğini biliyor musunuz?
'Bu düzen değişmelidir’
TÜRKİYE’de CHP için iktidar olmanın yolu özünden sapmaktan, sağcılara yanaşmaktan, liboşlara göz kırpmaktan, tombaladan çıkma çarşafçıları aday yapmaktan değil ’altı ok’un rehberliğinde halka umut ve güven veren devrimci, halkçı, tam bağımsızlıkçı, antiemperyalist, planlı ve programlı sol siyaset üretmekten geçmektedir. Geçmişte ’Bu düzen değişmelidir’ hedefini halkın umuduyla dolduran ve iktidar olmayı başarmış olan Karaoğlan Ecevit örneğine bakmak yeterlidir. Yoksa sağcılarla-İslamcılarla aynı kulvarda yarışmaya kalkmak ve duruma göre ampul yakmak CHP’yi iktidar yapmaya yine yetmeyecektir.
Uğur SETEN-CHP Beşiktaş üyesi
'Şapka' tartışması Türkçe zayıflatılıyor
TÜRKÇEMİZDE " " işaretine düzeltme (uzatma) imi deniyor. İm inceltmeye de yarıyor.
Bunun kullanım yerleri yazım kılavuzlarında var.
Söz konusu im, nispet i’lerinden kalkmıştır. Yani insani, hukuki vb. yazarken i’lerin üzerine " " imi konmaz.
Nüfus idarelerindeki görevlileri iyi-düzgün Türkçe yazım derslerinden geçirmek gerek.
Sorun, Türkçemizi öğretenlerin 1950’lerden beri Türkçelerinin zayıflamasından kaynaklanıyor. Eskiden ortaokul ve liselerde en önemli, zor derslerden biri, Türkçe (dilbilgisi) ve kompozisyondu. Bunlar eleme (olgunluk) sınavı derslerindendi. Onun için Orta ve Lise’yi bitirebilenler düzgün Türkçe konuşabilir, yazabilirlerdi.
Şimdi bu eleme sınavları uygulansaydı, acaba kaç cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, politikacı, gazeteci, öğretmen ve TV-radyo konuşmacısı, bu elemeleri geçebilirdi?
Bir ara MEB, ilkokul öğretmenlerini bile Türkçe kurslarından geçirme zorunluluğunu duymuştu. Çünkü öğretmenlerimiz artık Türkçeyi doğru konuşamaz, yazamaz duruma düşmüştü.
Osmanlı, Türkçemizin Arapça ve Farsçayla ’pisletilmesine’ neden olmuş ve bu kirletilmeden haz ve onur duymuştur. Onun için de onursuzlaşmış, sömürgeleşmiş ve yıkılmıştır.
Dilimizi, öz ekinimizi bulma çabalarını bilimsel bir yöntemle Atatürk başlatmıştır. Arapçılar, Osmanlıcılar, dinbazlar Dil Devrimimizi, Menderes döneminde ortadan kaldırmayı denemişler, Anayasa’ya, resmen, "Teşkilat-i Esasiye Kanunu" demişlerdir!
1980 darbecileri ise Türk Dil Kurumu’nu yozlaştırarak Dil Devrimimizi ortadan kaldırma yoluna gitmişlerdir. Aslında bunların Türklükle, Türk ekiniyle sorunları olmuştur. Daha ’has’ Müslüman olacaklarını düşünerek, Arap ve Fars kültürlerini yeğlemişlerdir. Günümüzde kendilerine ’Türk milliyetçisi’ diyebilenlerce bile, sürdürülmektedir. Ülkü BAŞSOY bassoy@googlemail.com
|