Yazarlar
Ertuğrul ÖZKÖK  

Risk alarak iddia ediyorum


GAZETECİ şapkamı bir kenara bırakıp 25 yıl önce portmantoya astığım sosyolog kimliğimle iddia ediyorum.

İleride aksi çıkarsa, isteyen bu yazıyı getirip önüme koyabilir.


Türkiye, üniversitede türban sorununu meşru bir yöntemle çözme yolunda ilk adımını atmıştır.

Üstelik de, bu adım, tam atması gereken kurum ve kişiler tarafından atılmıştır.  

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Sultangazi’de başörtülü ve çarşaflı kadınların yakasına parti rozetini taktığı gün, yıllardır ülkemizin asabını fena halde bozan psikolojik bir sorunun halli yoluna girilmiştir.   

* * *

Yıllardır şuna inandım.

Üniversitede türban sorununun meşru çözümünü ancak CHP sağlayabilir.

Bu yol açılmıştır ve artık hiç korkmadan, hiç yılmadan, kimseden çekinmeden, o köşede bu köşede şu yazılmış bu yazılmış diye bakmadan bu yolda yürümek gerekir.

CHP’lilere tavsiyem budur.

CHP’ye oy vermeyi düşünen insanlara da tavsiyem budur.

İngiltere’nin son 20 yıldaki en başarılı başbakanı Tony Blair, İşçi Partisi’nden seçilmiş bir başbakandı.

Peki şimdi ne yapıyor?

Teoloji, yani dinle ilgili akademik çalışmalar.

İnançlı bir Katolik olduğunu herkese ilan etti.

Peki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, eski İngiliz başbakanından daha az inançlı bir insan mıdır?

Baykal
dün değil, gençliğinden beri inançlı bir insandır.

İslam dininin gereklerini yerine getirmede, benden çok daha ileridir.

Ama bunca yıllık hayatında, dini siyasete alet etmek, oy için kullanmak gibi bir davranışı hiçbir zaman olmamıştır.

Bundan sonra olmayacağına da eminim.

O nedenle, Baykal’ın yaptığı açılımı canı gönülden destekliyorum.

"Efendim böyle yaparsa, klasik oy tabanını da kaybeder" gibi sözlere kulak tıkamak gerekir.

Çünkü, nasıl ki türbanı oy amacıyla kullanmak, dini siyasete alet etmek anlamına gelirse, tabanımız oy vermez diye bu sorunun çözümüne engel olmak da, inancı siyasete alet etmek anlamına gelir.

Siyasetin normalleşmesi için, dini sembollerin bazı kesimlerce "babalarının malıymış" gibi istismar edilmesinin önüne geçilmelidir.

* * *

Şöyle bir eleştirinin geleceğini bekliyorum.

AKP’nin ve benzerlerinin elinden dini sembolleri almanın sınırı yok ki?

Bugün üniversitede türban, yarın devlette türban, öbür gün Meclis’te türban, daha öbür gün cuma tatili, Kuran kursu, bütün okulların imam hatipleştirilmesi...

Evet, yakın geçmişimizden biliyoruz ki, inanç sömürüsünün coğrafyası geniş.

Bazılarının hayatları boyunca at koşturacağı kadar geniş.

Ama akıllı bir çağdaş parti, bunun sınırlarını çok iyi çizebilir ve Türkiye’yi, AKP’nin inanç monopolünden kurtarabilir.

O zaman siyasette eşitlik başlar.

Türban perdesi kalktığında, arkasından çöken ekonomi, işsizlik, eğitimdeki sefalet, şehirlerdeki çirkinlik, artık ayyuka çıkan yolsuzluklar, akraba ve yakın kayırmaları iyice ortaya çıkar.

Partiler, seçim yarışında aynı hizada start alırlar.

O yüzden CHP seçmeni ve üyeleri üzerinde etkili çevreleri, bu konuyu dikkatle düşünmeye davet ediyorum.

Çünkü Türkiye, inanç istismarının siyasette yarattığı eşitsizliği gidermezse, gidebileceği tek istikamet diktatörlük olacaktır.

Daha şimdiden, iş dünyası, toplum örgütleri ve medya üzerinde, bu faşizan gidişatın ciddi emareleri görülmeye başladı.

Siyasette bu ihtirası, kendi mahallesinde dengeleyecek bir unsur yükselmezse, sonumuz gerçekten vahim olabilir.   




25 Kasım 2008
 
Tüm Haberler
  Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak Yenibiris.com Hürriyet Aile Hürriyet Oto İddaa Avrupa Birliği DYH