Ana Sayfa
Son dakika :
Haber
Yaşam
İlanlar
İnteraktif
Arşiv
08 Kasım 2009 Pazar 14:59
İstanbul 20ºC
  • Üye girişi
  • Benim Sayfam
  • Üye Ol Hürriyet      Dünyası’na Katıl!
  • BUGÜNKÜ HÜRRİYET e-gazete
  • Yazarlar
  • Hava Durumu
  • English
  • HABER
  • Gündem
  • Ekonomi
  • Ekonet   
  • Magazin
  • Spor
  • Dünya
  • Planet   
  • Piyasanet
  • Euractiv
  • YAŞAM
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Kültür Sanat   
  • Sinema / Fragman
  • Astroloji
  • Tv Rehberi
  • Anneyiz.biz
  • En İyi On
  • MULTİMEDYA
  • Foto
  • Web TV    
  • Foto Analiz
  • İNTERAKTİF
  • At Yarışı Sonuçları
  • Canlı Maç Sonuçları
  • Sen de Yolla
  • Bumerang
  • Yazarkafe
  • Sosyal İlanlar
  • Haber Alarmı
  • Hürriyet Mobil
  • Ekran Koruyucu
  • Hürriyet Mind
  • EĞLENCE
  • Bilgi Yarışması
  • Top Nerede?
  • İLANLAR
  • Yenibiris.com
  • Hürriyet Emlak
  • Hürriyet Oto
  • Seri İlan
  • İş Rehberi
  • BUGÜN TVDE NE VAR
    HÜRRİYET EKLER
  • Kelebek
  • Ankara
  • Ege
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Otoyaşam
  • Hürriyet İK
  • Tatil
  • KURUMSAL
  • Hürriyet Kurumsal
  • Hürriyet Almanya
  • Hürriyet USA
  • Okur Temsilcisi
  • Reklam
  • Bize Ulaşın
  • ANA SAYFAM YAP
  • FAVORİLERİME EKLE
  • ŞANS OYUNLARI
    SAYISAL LOTO
    07/11/2009
    23-26-27-39-46-49
    ŞANS TOPU
    04/11/2009
    11-12-18-22-23-3
  • UNICEF Kartları ve
  • Hediyelikler
     Yazarlar
    16 Kasım 2008

    Hadi ULUENGİN

     huluengin@hurriyet.com.tr

    Kayan ne? Tekerlekler mi, hayat mı bilmiyorum


    Daha n’oluyoruz demeye kalmadı, sanki Hızır Aleisselám, birkaç saniye sonra, ayaklarındaki patenle yıldırım gibi kayan bir çocuk zuhur etti. Hem mağaza işletmeciliğindeki bu yeni gelişmeye, hem de reyonların arasında zikzaklar çizmekte olan çocuğa hayranlık duydum. Artı, kıskandım!

    Hem keseye daha uygun, hem de angaryası bir defa, o devasa banliyö marketlerinden birisinde hafta sonu alışverişine çıkmıştım.

    Moda iki müzik parçası arasında fettan bir sesle, "Şu mal, şu saate kadar, şu kadar tenzilatlıdır" diye beynimi yıkamaya çalışan anonslara mümkün mertebe direnerek, haniyse bir aylık nevale düzdüm.

    Sonra, önümde bir kuyruk, arkamda başka bir kuyruk ve ite kaka yürüttüğüm arabanın içi silme dolu, zar zor kasaya geldim.

    Elektronik tezgah ilerledikçe, arabadan çıkarttığım öte beriyi oraya yerleştiriyorum.

    Gayet minyon bir kasiyer kız almış olduğum ambalajlardan birinin sağını solunu çevirdi, altını üstünü yokladı ve fiyatın yazılı olması gereken etiketi bulamadı.

    Hah dedim, işte şimdi hapı yuttum!

    Hoparlörle anons edecek de, reyon sorumlusu gelecek de, malı görecek de, tekrar reyona gidip fiyatı öğrenecek de, yeniden kasaya dönüp haber verecek de, eyvahlar olsun!

    YILDIRIM GİBİ BİR ÇOCUK

    Ucu bucağı belirsiz kocca mağaza ki içinde at koştur, bütün bunlar gerçekleşene kadar hem çok uzun dakikalar geçecek, hem de arkamdakileri boşu boşuna beklettiğim için ben yerin dibine geçeceğim.

    Tam "Ziyanı yok, aman kalsın" demeye hazırlanıyordum, kızcağız telsiz gibi küçük bir aparatla iki çift laf konuştu ve o andan itibaren de nutkum tutuldu.

    Çünkü, daha n’oluyoruz demeye kalmadı, sanki Hızır Aleisselám, bir kaç saniye sonra, ayaklarındaki patenle yıldırım gibi kayan bir çocuk zuhur etti.

    Ambalaja şöyle bir baktı ve geldiği hızla da geri döndü.

    Ortanca oğlumun yaşında ya vardı, ya yoktu.

    Onun gibi de, Amerikanvariliğin belirli bir stiline uygun giyinmişti.

    Kulaklıklarıyla belki telsizden gelecek talimatları bekliyordu ama, ben daha ziyade, cebindeki aparattan "grunge" müzik dinlediği şüphesine kapıldım.

    Her halükarda, afalladım. Şaşırdım.

    Aynı zamanda da, frenklerin tabiriyle, "şapkamı çıkarttım".

    Yani, hem mağaza işletmeciliğindeki bu yeni gelişmeye, hem de şimdi reyonların arasında zikzaklar çizmekte olan yetişkin çocuğa hayranlık duydum.

    Artı, kıskandım!

    Evet evet, o patenlerden dolayı kıskandım.

    Çünkü bütün çocukluğum boyunca, daha doğrusu buluğ çağımdan itibaren tekerleklerin üzerinde kayabilmek istemiştim.

    Kaymak kağıda basılmış yabancı dergilerde görüyorum ve inanılmaz biçimde hevesleniyorum, oralardaki yaşıtlarım için bu hiç de bir "lüks" oluşturmuyor.

    Háttá tersine, yine yabancı filmlerden biliyorum ki, o patenler biraz "asilikle" özdeşleşiyor.

    Fakat en önce, bulabilene aşkolsun!

    Belki belki Tophane’deki Amerikan pazarlarında hurdası çıkmış, tekerleği yassılmış, nikelajı paslanmış, meşin bağları kopmuş bir tanesine raslanabilir ama, bunun dahi fiyatı müthiş pahalı olacağından, kim hangi harçlığından arttırıp alabilir ki?

    KISKANMADIM İMRENDİM

    Sonra, hadi düşeş geldi ve de edinebildiniz.

    Peki, bu durumda nerede kayacaksınız?

    Eğricik büğrücük arnavut- kaldırımlarında mı, yoksa sözümona "asfalt" denilen ve daha zifti döküldüğü andan itibaren çakıl çukul delikler açılan tek tük yollarda mı?

    İki adım atmadan balıklama kapanıp, oranızı buranızı kıracağınızın resmidir.

    Dolayısıyla, bütün bir dönemim paten üzerinde kayabilmek hayaliyle geçti.

    *

    Doğru, sonra belki imkan doğdu.

    Artık Batı sürgününe gitmiştim ve henüz genç sayılacak yaşlarda olduğum için de, tekerlekleri ayağıma geçirmek ne göze batar, ne de yadırganırdı.

    Üstelik, tam o sıralar bir ara paten salgını başladı.

    Kasetli walkmenler ilk defa icád olmuştu ki, yediden yetmişe, kerli ferli insanlar dahi bunları kulaklarına geçirip ve örneğin bir "Abba" veya "Supertramp" dinleyip, vızır vızır sokak arşınlar oldular.

    Ancak aynı dönem ben "cinnet yılları"nı sürdüğüm için, "burjuva eğlenceleri"yle (!); özellikle de, "emperyalist kültür"le özdeşleştirdiğim patenle matenle ilgilenecek gözüm yoktu.

    Ve sonra ardından seneler gelip geçti ki, kaymak istesem dahi, vücut kıvraklığım buna izin vermeyecek ölçüde kemikleşti.

    Artık hesabı ödüyordum ki, her halde başka bir kasadan gelen çağrıya yetişmek için, şimdi müşteri kalabalığının arasından büyük ustalıkla ve son sürat kayarak, şen şakrak uzaklaşmakta olan patenli yetişkinin arkasından tekrar baktım.

    Bu defa belki kıskanmadım da, imrendim.

    Patenleri mi, yoksa o mutluluklar ve tasasızlıklar yetişkinliğini mi, tam bilemiyorum.

    Kayan ne? Tekerlekler mi, hayat mı, onu da bilemiyorum.



    arkadaşıma yolla arşivime ekle yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Hadi ULUENGİN
    Tüm yazıları
    Yazarlar
    Oktay EKŞİ
    İyi mi ediyoruz?

    Doğan HIZLAN
    Elveda duvar!

    Özdemir İNCE
    ‘Nâzım Hikmet ruble karşılığı şiir yazardı’ (!) imiş

    Ahmet HAKAN
    Âlemlere akmış bir aceminin notları

    Enis BERBEROĞLU
    Beş polis topu aldı ve

    Yılmaz ÖZDİL
    İLAHİ AğDALET

    Vahap MUNYAR
    Şirketleri İstanbul’daki kulelerden oturarak yönetmek yok

    Yalçın BAYER
    Ölüme terk et sonra da gripten korumaya kalk

    Cüneyt ÜLSEVER
    ‘El Beşir hoş geldin!’ Bir düşünce haritası göstergesi

    Gila BENMAYOR
    GDO’yu tartışalım ama böyle değil

    Kanat ATKAYA
    Hişt, Yalı Mahallesi! İyi miyiz?

    Şükrü KIZILOT
    Kedi ve köpeklerin suçu ne

    Hadi ULUENGİN
    Batı tercihi (son)

    Erkan ÇELEBİ
    Domuz gribinden korkan aldı, stokta meyve sebze sıkacağı kalmadı

    Rauf TAMER
    Notlar Notlar Notlar

    Cengiz ÇANDAR
    Türkiye’yi İran-Sudan parantezinden çıkartmak...

    Rahmi TURAN
    ‘Masumları kesmedim!’

    Soner YALÇIN
    İran’ın Kürt Açılımı idamla son buldu

              Aydın Doğan      Tüm Haberler
      Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak İş Ara Anneyiz.biz Hürriyet Oto İddaa Oyna Avrupa Birliği DYH