|
|
 |
|
|
 |
|
12 Kasım 2008
|
Apartmanda hayat öpücüğü
ŞU sorunun gerçek cevabını çok merak ediyorum.Acaba Başbakan Erdoğan’ın, Güneydoğu’da bazı kişiler için söylediği, "Beğenmeyen, sevmeyen terk etsin" söylemi, ona oy kaybettirir mi?
"Ya sev ya terk et" muhabbeti kime ne kaybettirir meselesinde cevap arıyorsak, elimizde güzel bir örnek var.
Başbakan Erdoğan önceki yaz Hürriyet yazarı Bekir Coşkun’a kızıp, "Beğenmiyorsan ülkeyi terk et kardeşim" dediği zaman, bu sözler Hürriyet’e okuyucu kaybettirmedi.
Tam aksine getirdi.
Hürriyet’e karşı boykot çağrısı yaptığı zaman da aynı şey oldu.
Hürriyet’in tirajı düşmedi, tam aksine arttı.
Bu örnekten çıkarak benzer sonuca ulaşabilir miyiz?
Yani Erdoğan bu söyleminden dolayı oy kaybeder mi?
Güneydoğu’da belki.
Türkiye’nin geri kalan kısmında bu sözlerinden dolayı kaybedeceğini sanmıyorum.
Ama kaybedeceği çok önemli başka bir şey var.
Erdoğan kendisini bugünlere taşıyan ve parti kapatma davasında çok etkili olan "liberal entelektüel desteği" kaybedebilir.
Bunun daha şimdiden çok ciddi işaretleri var.
* * *
Bugün Hürriyet’te İtalya Başbakanı Berlusconi ile yapılmış bir mülakatı okuyacaksınız.
Eminim, bazı sözleri, Hürriyet okurlarının önemli bir bölümünü kızdıracak.
Çünkü Berlusconi, "Türkiye’de laik rejimin tehdit altında olmadığını" söylüyor.
Başbakan Erdoğan’ı büyük bir reformcu olarak gördüğünü belirtiyor.
Ayrıca ifade özgürlüğü konusunda önemli adımlar attığını ifade ediyor.
Oysa Avrupa Birliği’nin, daha geçen hafta yayınladığı İlerleme Raporu’nda, reformların ertelendiği, basın özgürlüğünün tehdit altında olduğu belirtiliyor.
Buna rağmen Avrupalı liderlerin gözünde Erdoğan’ın imajı hálá yüksek.
Bu destek nereye kadar gider?
Fazlasıyla kulak verdikleri aydınlardan gelen eleştirilere nereye kadar kulaklarını tıkayabilirler?
Batı kamuoyu bizimki gibi emosyonel değil, rasyoneldir.
Bir anlamda, denizler gibidir; geç ısınır, geç soğur.
Erdoğan’ın basına yönelik tutumu, İlerleme Raporu’na girecek kadar olumsuz etkiler yarattı.
Şimdi onun "Ya sev ya terk et" söylemi, Savunma Bakanı’nın "Ermeniler ve Rumlar gitmese milli devlet olur muyduk" sorusu da Brüksel’de bumerang etkisi yaratabilir.
* * *
Başbakan Erdoğan geçen cumartesi akşamı İstanbul’da Yeni Hayat Apartmanı’nda bazı aydınlarla bir araya geldi.
Katılımcılara baktım.
Son günlerdeki eleştirel konuma geçen çevreye pek itibar edilmemiş.
Onun yerine Can Paker gibi kayıtsız şartsız destekçi bir aydın kesimi tercih edilmiş.
Ben bu seçimi şöyle yorumladım.
Başbakan artık, kendi cenahından gelen eleştirileri de dinlemek istemiyor.
Bunu neye bağlamamız lazım?
Yorgun ve sinirli oluşuna mı?
Yoksa "tek adamlık" psikolojisinin, artık kalıcı bir karakter haline dönüşmesine mi?
İşte bu noktada tekrar Berlusconi’nin bugün yayınladığımız mülakatına dönüyorum.
Erdoğan, Batı dünyasındaki prestijini hálá sürdürüyor.
Ama yakın tarih bize şunları göstermişti.
Rahmetli Özal, Batı’da, gelişen dünyanın mucize yıldızı olarak kabul ediliyordu.
Gorbaçov, 20’nci yüzyıl tarihini değiştiren büyük reformcu olarak biliniyordu.
Her ikisi de dünya çapında liderler olarak kabul gördükleri, yani onların gözünde en itibarlı oldukları günlerde, ülkelerinde büyük siyasi hezimete uğradılar.
O yüzden Başbakan çok haklı.
İnsan "Ne oldum" değil, "Ne olacağım" diye bakmalı.
Böyle bakınca da Yeni Hayat Apartmanı’ndaki "hayat öpücüğü"nün hayat kurtarıp kurtarmayacağını merak ediyorum.
|
 |
 |
|
|
|  |
|