Ana Sayfa
Son dakika :
Haber
Yaşam
İlanlar
İnteraktif
Arşiv
08 Kasım 2009 Pazar 15:17
İstanbul 20ºC
  • Üye girişi
  • Benim Sayfam
  • Üye Ol Hürriyet      Dünyası’na Katıl!
  • BUGÜNKÜ HÜRRİYET e-gazete
  • Yazarlar
  • Hava Durumu
  • English
  • HABER
  • Gündem
  • Ekonomi
  • Ekonet   
  • Magazin
  • Spor
  • Dünya
  • Planet   
  • Piyasanet
  • Euractiv
  • YAŞAM
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Kültür Sanat   
  • Sinema / Fragman
  • Astroloji
  • Tv Rehberi
  • Anneyiz.biz
  • En İyi On
  • MULTİMEDYA
  • Foto
  • Web TV    
  • Foto Analiz
  • İNTERAKTİF
  • At Yarışı Sonuçları
  • Canlı Maç Sonuçları
  • Sen de Yolla
  • Bumerang
  • Yazarkafe
  • Sosyal İlanlar
  • Haber Alarmı
  • Hürriyet Mobil
  • Ekran Koruyucu
  • Hürriyet Mind
  • EĞLENCE
  • Bilgi Yarışması
  • Top Nerede?
  • İLANLAR
  • Yenibiris.com
  • Hürriyet Emlak
  • Hürriyet Oto
  • Seri İlan
  • İş Rehberi
  • BUGÜN TVDE NE VAR
    HÜRRİYET EKLER
  • Kelebek
  • Ankara
  • Ege
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Otoyaşam
  • Hürriyet İK
  • Tatil
  • KURUMSAL
  • Hürriyet Kurumsal
  • Hürriyet Almanya
  • Hürriyet USA
  • Okur Temsilcisi
  • Reklam
  • Bize Ulaşın
  • ANA SAYFAM YAP
  • FAVORİLERİME EKLE
  • ŞANS OYUNLARI
    SAYISAL LOTO
    07/11/2009
    23-26-27-39-46-49
    ŞANS TOPU
    04/11/2009
    11-12-18-22-23-3
  • UNICEF Kartları ve
  • Hediyelikler
     Yazarlar
    22 Ekim 2008

    Mehmet Ali BİRAND

     mabirand@e-kolay.net

    Ergenekon’da hoyratlıklar dizisi


    Hayretler içindeyim. “Asrın davası” diye adlandırılan Ergenekon’un ilk gününde yaşadıklarım, kara mizah gibiydi. Büyük hayal kırıklığı yaratan bir özensizlik, hoyratlıklar dizisinin sürdüğünü gördüm. Son derece önem verilmesi gereken bu davanın, yargı sistemi tarafından yıpratılmasını da anlayabilmiş değilim.

    Hem hayretler içindeyim, hem de büyük bir hayal kırıklığı duyuyorum.

    Ergenekon davasının ilk duruşması için Silivri’deydim. Keşke gitmeseymişim. Gözle  görmeyince insan daha iyimser davranabiliyor.

    Benim, böylesine büyük davaları izleme deneyimim 1960’lara kadar gider. Yassıada mahkemesiyle başladım,  12 Eylül 80 sonrasının DİSK Barış Derneği davalarını, Susurluğu gördüm. Yurt dışında da Ermeni davalarını yaşadım.

    Hiç birinde, Ergenekon’un ilk duruşmasındaki kargaşayı görmedim. Tam üç aydır bu duruşma için çalışılıyor. 86 sanığın, yaklaşık  avukat sayısı ve  yakınları  ile gözlemci ve gazeteci  sayısı ya tahmin edilebilir veya  elinizdeki olanaklar çerçevesinde, içeri alınacak bu grupların sayıları saptanabilir, kimin nerede ve nasıl oturacağı kesinleştirilebilirdi.

    Hayır, bu yapılmamış.

    Yaklaşık 500 kişinin duruşmayı izleyeceğini hesaplamak ve ona uygun bir yer hazırlamak yerine, orta boy bir salon bulunmuş ve  itişe kakışa, istif halinde  herkes içeri sıkıştırılmak istenmiş.

    İnsanların sanki bir belediye otobüsündeki gibi üst üste yığıldığı, sıcağın da etkisiyle leş gibi ter kokusunun hakim olduğu salona girebildiğimde şaşırıp kaldım.

    Orta yerde, jandarma erlerinin çevrelediği tutuklu, tutuksuz sanıklar konmuş. Jandarma  kordonunun dışında, kimi birbiriyle konuşan kimi birbiriyle kavga eden  avukatlar serpiştirilmişti.  Salonun en arkasına da, geri kalanlar sıkıştırılmış durumdaydılar.

    Ben duruşmayı, sanık yakını çok kızgın iki kadın, ne olup bittiğini bir türlü anlayamayan biri İngiliz , biri Fransız Sivil Toplum örgütü temsilcisi ve sırf  “meraktan geldim abi” diyen bir genç ile adeta kucak kucağa izledim. Daha doğrusu izlemeye çalıştım.

    Her kafadan bir ses çıkıyordu.

    Arada mahkeme heyeti başkanının sesi duyuluyor, “arkadaşlar lütfen sakin olun, beni dinleyin” diye avukatları susturmaya çalışırken, sanıklardan biri kalkıp bağırarak tepki gösteriyordu... Ardından, salonun arkasına  üst üste yığılmış sanık yakınlarının dışarı çıkmasını istiyor, ancak kimse yerinden  kımıldamıyordu... Duruşma salonuna kimin hakim olduğu belli değildi. Mahkeme heyeti uzun süre otoritesini kuramadı. Jandarma da ne yapacağını tam bilemiyordu. Şaşkın şekilde birbirine emir veriyorlar, ancak biri çıkıp kontrolü ele alamıyordu.

    Bir de mahkemenin dışı vardı ki, orası daha da alemdi. Çeşitli gruplar seslerini duyurmak için geldikleri Silivri cezaevinin etrafını çevirmişlerdi. Onlar da kargaşanın parçası oldular.  

    Özetle, böylesine bir kaos böylesine bir beceriksizlik herkeste hayal kırıklığı yarattı.

    Böylesine dev bir dava böyle başlamamalıydı. Başlangıç bu kadar kötü yapılırsa, davanın sonucunda çıkacak olan kararlara gölge düşer.

    ERGENEKON’DAKİ ÖZENSİZLİK DİZİSİ

    Benim en  çok garibime giden, Ergenekon davasındaki özensizliğin daha ilk günden itibaren başlamış olması. Üstelik bu  özensizliğin, bu davanın sahibi  durumundaki yargı bürokrasisinden kaynaklanması şaşkınlığımı daha da arttırıyor.

    Herşey bazı gözaltıların kamuoyu vicdanında yarattığı soru işaretleriyle başladı. Öyle isimler sorguya alındı ki, soruşturmanın ciddiyetine gölge düştü. Aralarında sadece demokratik hakkını kullanıp muhalefet edenlerin dahi suçlanması, hepimizi rahatsız etti. Miting düzenleyerek, kiralık katil  tutup adam öldürtenler aynı sıraya oturtulunca, iş çığırından çıktı.

    Bunun ardından,  telefon dinlemelerinin medyaya servis edilmesi tepki topladı. Dava ile hiç ilgisi olmayan konuşmalar, gazete sayfalarını süsledi.

    Bütün bu gelişmeler, ister istemez davanın ciddiyetini zedeledi. Özensizlikler, kamuoyundaki soru işaretlerini arttırdı.

    Şimdi bir de, bu açılış duruşmasında yaşananlar tuz biber ekti. Özensizlikler dizisinin devam etmesi, ilerdeki  kararları şimdiden gölgeledi.

    Çok yazık, zira Ergenekon  davasını çok önemseyenlerden biriyim. Türkiye’nin bir kanserini söküp atacağına inanıyorum.

    Ne yazık ki, Ergenekon davası gölgeli ve lekeli bir başlangıç yaptı.  Prestijini  şimdiden kaybetti. Üstelik olayı  bu noktaya getiren de yargı bürokrasisinin ta kendisi...



    arkadaşıma yolla arşivime ekle yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Mehmet Ali BİRAND
    Tüm yazıları
    Yazarlar
    Oktay EKŞİ
    İyi mi ediyoruz?

    Doğan HIZLAN
    Elveda duvar!

    Özdemir İNCE
    ‘Nâzım Hikmet ruble karşılığı şiir yazardı’ (!) imiş

    Ahmet HAKAN
    Âlemlere akmış bir aceminin notları

    Enis BERBEROĞLU
    Beş polis topu aldı ve

    Yılmaz ÖZDİL
    İLAHİ AğDALET

    Vahap MUNYAR
    Şirketleri İstanbul’daki kulelerden oturarak yönetmek yok

    Yalçın BAYER
    Ölüme terk et sonra da gripten korumaya kalk

    Cüneyt ÜLSEVER
    ‘El Beşir hoş geldin!’ Bir düşünce haritası göstergesi

    Gila BENMAYOR
    GDO’yu tartışalım ama böyle değil

    Kanat ATKAYA
    Hişt, Yalı Mahallesi! İyi miyiz?

    Şükrü KIZILOT
    Kedi ve köpeklerin suçu ne

    Hadi ULUENGİN
    Batı tercihi (son)

    Erkan ÇELEBİ
    Domuz gribinden korkan aldı, stokta meyve sebze sıkacağı kalmadı

    Rauf TAMER
    Notlar Notlar Notlar

    Cengiz ÇANDAR
    Türkiye’yi İran-Sudan parantezinden çıkartmak...

    Rahmi TURAN
    ‘Masumları kesmedim!’

    Soner YALÇIN
    İran’ın Kürt Açılımı idamla son buldu

              Aydın Doğan      Tüm Haberler
      Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak İş Ara Anneyiz.biz Hürriyet Oto İddaa Oyna Avrupa Birliği DYH