10 Şubat 2012 Cuma 11:21
ÜYE GİRİŞİ / ÜYE OL
BENİM SAYFAM
GÜNDEM
EKONOMİ
MAGAZİN
SPOR
DÜNYA
PLANET
EKONET
PİYASANET
IMKB 60011
DOLAR 1.7580
EURO 2.3320
€ / $ 1.3275
SAĞLIK
TEKNOLOJİ
KÜLTÜR SANAT
SİNEMA
ASTROLOJİ
TV REHBERİ
EN İYİ ON
YAZARKAFE
SERVİSLER
BİLGİ YARIŞMASI
ANKETLER
AT YARIŞI SONUÇLARI
İDDAA PROGRAMI
CANLI MAÇ SONUÇLARI
MIND
CANLI MAÇ ANLATIMI
BENİM SAYFAM
BUMERANG
HÜRLİST
SOSYAL İLANLAR
HABER ALARMI
EKRAN KORUYUCU
OYUN
YENİBİRİŞ
HÜRRİYET EMLAK
HÜRRİYET OTO
HÜRRİYET EĞİTİM
HÜRRİYET KAMPÜS
GAZETE SERİ İLANLAR
HÜRRİYET KIYASLA
YAKALA.CO
HÜRRİYET AİLE
TİPEEZ
SAYISAL LOTO 24/12/2011
21 - 23 - 26 - 31 - 39 - 47
ŞANS TOPU 20/04/2011
9 - 14 - 21 - 23 - 25 - 5
SÜPER LOTO 09/02/2012
19 - 20 - 29 - 33 - 34 - 52
>> On Numara Sonuçları
ANA SAYFAM YAP
FAVORİLERİME EKLE
GAZETE-BÖLGE EKLERİ
KELEBEK
CUMA
CUMARTESİ
PAZAR
SEYAHAT
OTO YAŞAM
HÜRRİYET IK
ANKARA
EGE
KURUMSAL
HÜRRİYET KURUMSAL
İNTERNET GRUBU
REKLAM
BİZE ULAŞIN
KÜNYE / İLETİŞİM
UNICEF Kartları ve Hediyelikler
 Yazarlar
12 Ekim 2008

Cengiz ÇANDAR

 cengizcandar@referansgazetesi.com

Kürt kimliğini kabul; “dil”e saygı


Türkiye’nin 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Çankaya Köşkü’ndeki ikametgâhında bir cumartesi günü sohbet ediyorduk.

Tarihi çok iyi hatırlıyorum. Zira 1991 seçimlerinden sonraki ilk cumartesi günüydü ve Cumhurbaşkanı’nın arkaladığı ANAP seçimi kaybetmiş, Süleyman Demirel’in başbakanlığına kapı aralanmıştı. Dolayısıyla, 26 Ekim 1991 cumartesi günüydü…

Sohbetin cereyan ettiği ortam da unutulacak cinsten değildi. Çünkü televizyondan Fenerbahçe-Trabzonspor futbol maçını seyrediyorduk. (Fenerbahçe o maçı 4-1 kazanmıştı!) İkimizden başka hiç kimse yoktu ve Turgutbey, üzerinde eşofmanlarıyla bir tatil gününün sereserpeliği içindeydi. Seçim kaybı ve Süleyman Demirel’in başbakan olması ihtimalinin içinde uyandırdığı can sıkıntısını göstermemeye gayret ediyordu.

Maçın devre arasında boşluk olunca, birdenbire “Bu sorunun çözümü hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soruverdi. Hangi sorunun? Herhangi bir sorun üzerinde konuşmuyorduk… Haliyle, “Hangi sorunun efendim” diye soracak oldum. “Hangi sorun olacak canım” dedi, “Kürt sorununun!”

Bu sorun üzerinde daha önce defalarca konuşmuştuk ama o an damdan düşer gibi gelen böyle bir soruya nasıl cevap verebilirdim? Zaman kazanmak isteyerek, “Kürt sorunu gibi bir sorunun bir futbol maçının devre arasında bulunacak bir çözümü olabilir mi?” karşılığını vererek hem kendimce bir “ironi” yapmaya kalktım, hem de soruyu savuşturmak istedim.

“Ne söyleyecek söyle işte. Bırak kaç dakika konuşup konuşamayacağımızı” dedi Turgutbey, hafif sinirli bir ses tonuyla…

“Aklımdan geçeni, aklıma ilk geleni, işin en kolay kısmını söylesem bile fark etmez” diye yine işi uzattım. “Nedenmiş” diye üsteledi. “Çünkü” dedim “Benim şimdi söyleyeceğimin uygulanma şansı yok. Dolayısıyla pratik bir değeri de yok. Söylesem de fark etmeyecek.”

Turgutbey, “Neymiş söyleyeceğin, neden uygulanma şansı yokmuş” diyerek ısrarını sürdürdü.

Ben de “Türkiye’nin iç dengeleri. Asker falan…” gibisinden topu taca atmakta direndim. O da “Ne demek istiyorsun, açık konuş” diyerek sorduğu sorunun cevabını aramakta direndi.

Bunun üzerine, “Efendim” dedim, “Bu ülkede Kürt vatandaşlarımızın yaşadığını kabul ediyorsak, öncelikle onların farklı kimliğine devletin saygı göstermesi ve bu saygısını göstermesi gerekir” diye söze girdim. Önümüzdeki televizyon cihazını işaret ederek, “Örneğin” diye devam ettim, “devletin televizyonunda, TRT’de günde birkaç saat Kürtçe yayın olabilir. Kürtçe müzik yayını ve haber saatinde haberlerin Kürtçe okunması mümkün olabilir. Dikkat edin, Kürtçü yayın demiyorum. Kürtçe yayın diyorum. Aytaç Kardüz (o dönemde TRT’nin tanınmış bir haber spikeri idi) hangi haberleri okuyorsa, aynen o haberleri Kürtçe okumak.”

Turgutbey gözlerini dikmiş dikkatle dinliyordu. “Bu” diye zihnimden geçenleri aktarmayı sürdürdüm, “Terörü ortadan kaldırmaz. Bu yapılınca PKK ortadan kalkmaz. Ancak, terörün içinde hareket ettiği, PKK’ya güç sağlayan iklimi değiştirir en azından. Ülkemizin Kürt vatandaşları ‘Devletim benim Kürt olarak kimliğimi tanıyor, buna saygı gösteriyor. Bu kimlikle burada var olacağımı anadilimden bana hitap ederek ortaya koyuyor’ psikolojisi edinir. Bu da sorunun hararetini bir nebze alır…”

Turgutbey, “Bana şimdi burada söylediklerini ne bir yerde ima yoluyla bile olsa yaz, ne de ima yoluyla bile olsa söyle. Bana bu söylediklerini unut” dedi.

Bu tepkisi karşısında şaşırmıştım. “Niçin efendim?” diye soracak oldum.

“Bana az önce söylediğin sebepten ötürü. Türkiye’nin iç dengeleri, asker falan…” karşılığını verdi.

***               ***            ***

Aradan yarım yıla yakın bir zaman geçti. Amerika’ya prostat kanseri teşhisiyle ameliyatına giderken, İstanbul’da havaalanında demeç verirken, bombayı patlattı. “TRT’de, GAP kanalında Kürtçe yayından” söz etti. Turgut Özal Amerika’ya varmadan Türkiye’de kıyamet koptu. Herkes, kurucusu olduğu ANAP bile şiddetle söylediklerine karşı çıkıyordu, hatta “aklından zoru olduğu”na ciddi ciddi inananlar bile vardı.

Birkaç gün sonra New York’ta The Plaza otelindeki odasında (yani tarih 1992 ilkbaharı) bu kez birkaç meslektaşla birlikte, Türkiye’ye birbirine katan “önerisi” hakkında konuşuyorduk. Bir ara dik dik baktı bana ve “Aklının içinden geçenleri biliyorum. Bana neler söylemiştiniz, ne yaptınız. Öyleyse bana onları niçin söylediniz geçiyor; değil mi?” dedi. “Bir şey demedim” diyecek oldum. Biliyorum, biliyorum. Aklından geçiriyorsundur. Bana öyle bir soru sorarsan cevabım şu” diye devam etti:

“Neyi kimin ve ne zaman söyleyeceği çok önemlidir. Söz konusu öneriyi sen bundan altı ay önce o günün konjonktüründe söyleseydin başına iş açardın. Ben, şimdi aradan yarım yıl geçtikten sonra söylüyorum ve unutma ben Cumhurbaşkanı’yım. Ben söylersem olur…”

Turgutbey’le Çankaya Köşkü’ndeki o diyalogdan bu yana tam 17 yıl, New York’ta The Plaza otelindekinden bu yana 16 buçuk yıl geçti. Ve, TRT’de hâlâ Kürtçe yayın doğru dürüst ve dürüstçe başlamadı, başlayamadı.

Başlamasının, böyle bir yayının bir kıymeti var mı; kaldı mı, o bile tartışmaya değer. “Zamanlama” sadece söylenecek sözün “kim” tarafından ve “ne zaman” söyleneceği açısından önemli değildir. Aynı şekilde, bir vakit çok “anlamlı” ve “önemli” olabilecek bir adım, başka bir “zaman dilimi”nde atıldığı tarihte, tüm anlamını, değerini ve önemini yitirebilir.

1990’lı yıllardan bu yana iletişim teknolojisindeki, özellikle dijital alandaki gelişmeler, devlet televizyonundan Kürtçe yayın yapılmasının o gün sahip olabileceği anlamı, bugün açısından ortadan kaldırdı. Bir çanak anten edinen, dağ başındaki mezraya bile o çanak anteni yerleştirdiği anda elindeki uzaktan kumanda cihazıyla, anadilinden, Kürtçe televizyon yayını izleyebiliyor.

Aradan geçen yıllar, yalnızca dijital teknolojide değil, siyasi alanda da başdöndürücü gelişmeler ortaya koydu. Türkiye’nin (ve dünyanın) her yanından Irak’ın kuzeyinden 24 saat haber ve müzik yayını yapan sayısız Kürtçe kanal var. Roj TV de kolaylıkla izleniyor. Roj TV’nin yayın yapabilmesi için Kuzey Irak gerekmiyor. Zaten oradan yayın yapmıyor.

Bütün bunlara rağmen, devlet, en azından Kürt kimliğine duyarlılığını ve saygısını göstermek açısından, pek izlenmeyecek olsa bile, Kürtçe yayın koyabilir. Bunu da yapamıyor. AB normlarına uymak gerekçesiyle, birkaç yıl önce,  binbir dilin içine katılarak Kürtçe yayın olduğu pek anlaşılamayan bir yayın başlatıldı. Tabii, kimse ilgilenmedi.

Yakın geçmişte, Başbakan Tayyip Erdoğan, Güneydoğu odaklı iddialı açılımını ilân ederken, yakında TRT’de “Arapça, Farsça ve Kürtçe yayın yapılacağını” bildirdi. Kürtçe, yine “özel” olamadı; Arapça ve Farsça’nın arasına sokularak, bir tür “ekmek arası” muamelesiyle geçirilmek istendi.

Başbakan’ın bu “vaadi” dahi uygulanamadı.

Şayet doğruysa, son duyduğumuz, “Kürtçe spiker bulunamıyor”muş!

***              ***              ***

Türkiye’de gözlerin üzerine çevrildiği “sivil-asker” karar verici otoritenin birlikte toplandığı “Terör Zirvesi” tam 7 saat görüştü ve bir “karar”a varamayarak, 14 Ekim Salı günü yine toplanma kararı alarak dağıldı.

Bunca yıldır, TRT’de Kürtçe yayın yapma kararı bile alamayan, artık böyle bir yayının çok önemi kalmamış olsa bile, bu kararı doğru dürüst alıp uygulamaya geçiremeyen bir “zihniyet”in soruna çözüm bulabileceğinden gerçekten umutlu musunuz?

Kamu otoritesinin, kestirmeden söyleyelim, “Devlet”in “Kürt sorunu”na yaklaşımı ve en önemlisi bu konudaki “zihniyet kalıbı” radikal biçimde değişmeden yol alınamaz.

Çeşitli vesilelerle vurguladığımız “ezber bozmak”tan kast ettiğimiz bu.



arkadaşıma yolla arşivime ekle yazıcı için
Yazarlar Arşivi
Cengiz ÇANDAR
Tüm yazıları
Yazarlar
Doğan HIZLAN
Müzik arşivinizi zenginleştirin

Mehmet Y. YILMAZ
Söylemeden önce iki kere düşünmek gerek!

Fatih ÇEKİRGE
3D gözlükle bakınca nasıl bir manzara çıkıyor

Ahmet HAKAN
Oruç tutmayana kötek atmak caiz midir hocam

Vahap MUNYAR
Türk Eğitim Vakfı’nda 10 bin 415 liralık Ali Munyar fonu oluştu

Şükrü KÜÇÜKŞAHİN
Yeni zirvenin Kürt sorununa bakışı

Erdal SAĞLAM
Merkezden yeni karar ve açıklamalar gelebilir

Şükrü KIZILOT
Dolar yükselince bakın neler oluyor

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Düzenli kontrol neden önemli

Rahmi TURAN
Malkoçoğlu’nun torunu Lazaros!

Ayşe ARAL
Yetiş Ayşe

Rauf TAMER
Takvim yaprakları

Noyan Doğan
‘Harcamayın, tasarruf edin’ demesi kolay

Tüm Haberler
  Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak Yenibiris.com Hürriyet Aile Hürriyet Oto İddaa Avrupa Birliği DYH