Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yazacağım konular

Serdar TURGUT

Kritik bir haftaya giriyorum.

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunun 700'üncü yıldönümünü kutlamak üzere hafta sonunda Viyana'da olacağım.

Bu önemli ve anlamlı gezide yazı konusu bulmak gibi temelde insana acı veren bir iş ile uğraşmamak için birkaç gündür konu stokluyordum.

Ancak galiba bu stoklama işini abartmışım, çünkü şimdi de bugün yazacak konu bulamıyorum bir türlü. Eskiden olsaydı hiç böyle zorluklar çekmezdim.

Örneğin, alın dünkü Hürriyet Gazetesi'nde yer alan Nurseli İdiz mülakatını.

Mükemmel bir söyleşi. Nurseli Hanım gayet kendinden emin konuşmuş.

Sadece bir yerine takıldım konuşmanın.

Nurseli Hanım ‘‘Yarı bakire sayılırım’’ diyor.

Dünyada her şeyin yarımı olabilir, ancak bakirelik yarım olamaz.

Belki ben yanılıyorum, ama şu anki bilgilerim bu düzeyde.

Dediğim gibi eskiden olsa bunu dilime dolar ve belki de iki yazılık konu çıkarırdım bu kavramdan.

Ama artık canım istemiyor böyle yazıları, çünkü dediğim gibi bu çok kolay geliyor bana.

*

Hafta ilerledikçe sizin karşınıza ilginç konularla çıkacağım.

Örneğin, Türk insanını anlama konusunda harikulade bir yeni bilimsel teoriyi keşfetmiş durumdayım.

Ben yıllardır, etraftaki birçok insanın kafasının hemen hemen hiçbir modern şeye çalışmamasına rağmen nasıl olup da konu para işine gelince birden üstün zekâlı kesiliverdiğine şaşırırdım.

Tüm yaşamını sadece 100 kelimeyi kullanarak geçiren insanların ‘‘forward swap’’ gibi bir işlemi hem anlamaları, hem de bunu doğru telaffuz edebilmeleri beni şaşırtırdı.

Ancak bunda şaşıracak bir şey olmadığını yeni öğrendiğim bir psikometrik bilimsel teorisi sayesinde keşfettim.

Howard Gardner'in ‘‘Multiple Intelligence’’ teoremi, Türkiye'ye özgü olduğunu sandığım bu durumu net bir şekilde açıklıyor.

Ciddi söylüyorum, enteresan bir olay ama bunu benden okumak için biraz daha beklemeniz lazım.

*

Sonra daha da ilginç bir bilimsel yazım olacak.

Bundan 118 yıl önce O.K.Corral adlı bir kasabada saat 14.47'de çok önemli bir düello oldu.

Bu düelloda yer alan Doc Holliday ve Wyatt Earp hakkında çok şey yazılıp söylendi.

Bunlar hakkında filmler yapıldı.

Ancak ben bu yazılanların hemen hepsinin yanlış olduğunu, gerçeğin çok daha farklı olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.

Önemli değil, bana ne demeyin. O önemli değil, bu önemli değil deyip sadece iç siyaset okuya okuya beyniniz Howard Gardner'in Multiple Intelligence teorisinde ortaya sürdüğü örnekleri bile solda bırakacak kadar az çalışmaya başlayacak, haberiniz olsun.

Bu tür yazılarda amacım, halka toplu beyin cimnastiği yaptırmaktır, o kadar.

*

En sıkıcı yazım ise para konusu ile ilgili.

Şimdi biliyorum ki binlerce insanın kafası ‘‘PARA’’ kelimesini duyar duymaz aniden çalışmaya başladı. Bu iş böyle bizde, örneğin birisiyle sohbet etmeye çalışıyorsun.

Nietsche'den habsediyorsun, Orhan Pamuk diyorsun, sinema tarihinden konuşmaya çalışıyorsun, bakıyorsun ki karşıdaki yuvarlak olmuş gözlerle sana bakıyor.

Sonra aniden ‘‘repo oranlarına gelince’’ diyorsun, adam silkinip kendine geliyor, yanakları renkleniyor, yuvarlak gözbebekleri kısılmaya başlıyor.

Tek boyutlu zekâ işlemeye başlıyor.

Evet ben PARA deyince de böyle oldu biliyorum, ama özür dilerim bu PARA başka para.

Avrupa tek bir para birimine geçti ya, ben bu EURO'nun kısa süre içinde Avrupa ekonomisinde büyük bir durgunluk yaratacağına inanıyorum.

Bu teorimi de yazmak niyetindeyim.

Biliyorum, biliyorum insana okurken acı verecek kadar sıkıcı bir konu, ama ne yapayım Viyana'da komik bir olay bulmam mantıken mümkün olmadığına göre bu yazıyı da yazmak zorundayım.

Hem yazı işlerindeki düşmanlarımla konuşacağım, belki bu tür yazılara ‘‘DİKKAT CİDDİ YAZIDIR-SAKINARAK OKUNMALIDIR’’ diye bir damga vurdurarak, böyle şeylere vakit ayıramayacak insanları zahmetten kurtarabilirim.

*

Evet gördüğünüz gibi bugün için yazacak yazı konusu hâlâ daha bulamamış durumdayım.

Gerçi bir ara yine bir siyasi esprili yazı yazayım diye düşünmedim de değil hani.

Bu fikir aklıma dün Taha Akyol'u okurken geldi.

Her zaman zevkle okuduğum bir yazardır Taha Akyol. Sorunlara tarih bilinciyle ve teorik düzeyde baktığı için de farklı bir yazardır.

Dünkü yazısında İngiltere tarihini ele almış.

Orada muhafazakârlığın evrimini incelemiş.

Taha Akyol yazısını şöyle bitiriyor:

‘‘Bunları niye yazdım? 28 Şubat gecesi muhafazakârlığı da liberalizmi de terk eden ANAP düşünsün diye... Liberalizme açılımın ve değişimin muhafazakârlıkta da benimsendiğini FP'liler görsün diye... DYP'liler doğru çizgilerine entelektüel ve kentli bir içerik kazansınlar diye... Laiklik mücahitleri Türkiye için muhafazakârlığın da lazım olduğunu görsünler diye...’’

Yazdım diyor Taha Akyol.

Şimdi diyeceksiniz ki ‘‘Be adam, bu yazıyı okuduktan sonra bile nasıl siyasi espri yapabilirsin ki?’’

Çok kolay. Bakın şöyle: Yazıya Taha Akyol'un bu teoriyi yazarken küçük bir detayı atladığını bildirerek başlarım.

Bu küçük detayın da bizim Müslüman, İngilizler'in de Protestan olmaları olduğunu yazının orta yerinde açıklarım.

Yazımı da ‘‘Eğer Türkler de Protestan olsalardı, 28 Şubat sürecinin olmasına gerek kalmayabilirdi büyük ihtimalle’’ diye bitiririm.

Böylece günü de kurtarırdım...



X