Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Yayıncı ve müzisyen buluşması

    Hürriyet Haber
    10.07.1999 - 00:00 | Son Güncelleme: 10.07.1999 - 00:01

    Nasuhi Ertegün ve Daniel Filipacchi koleksiyonu Guggenheim'da

    Şu günlerde New York'ta ‘‘gerçeküstücülük’’ fırtınası esiyor. 12 Eylül'e kadar Guggenheim müzesinde devam edecek olan sergi, tam bir ‘‘gerçeküstücülük’’ envanteri niteliğinde. Bugüne kadar hiçbir sergi, bu kadar çok tablo, desen, heykel, kolaj, fotoğraf, kitap ve objeyi biraraya getirmeyi başaramamış çünkü.

    ‘‘Gerçeüstücülük: İki Bakış’’ adlı bu serginin başka bir özelliği var. Bu sergi aynı zamanda iki kişinin tutkusunu biraraya getirmiş: Söz konusu kişilerden biri, Paris Match'ın eski fotoğrafçısı, sonraki sahibi Daniel Filipacchi, diğeri Atlantic Records'un sahibi Ahmet Ertegün'ün kardeşi, 1989'da ölen cazcı Nasuhi Ertegün. İşte ‘‘Gerçeküstücülük: İki Bakış’’ sergisi, ilk kez 1957 yılında tanışan bu iki resim tutkununun, ayrı ayrı ama hep beraber karar vererek oluşturdukları özel koleksiyonlarının toplamı.

    Nasuhi müze sevmezdi!

    Daniel Filippachi basın ve caz tutkunu. Nasuhi Ertegün ise tam bir caz adamı. Ancak bu ikisini yıllar sürecek bir dostlukla bağlayan şey resim koleksiyonculuğuydu. Daniel Filipacchi, sergi dolayısıyla Paris Match'a verdiği söyleşide, 1989 yılında kaybettiğimiz Nasuhi Ertegün'le ortak tutkularını anlatıyor. Bir bölümünü aktarıyoruz:

    Nasuhi'yle ilk ne zaman tanıştınız?

    - 1957 yılında, New York'ta tanıştık. Nasuhi'nin ve Atlantic Records'la ünlenmeye başlayan kardeşi Ahmet'in adını duymuştum. Biri bana Ertegün kardeşleri mutlaka aramamı, son derece parlak insanlar olduğunu söylemişti. Neden bilmem ilk Nasuhi'yi aradım. Kötü bir İngilizce'yle derdimi anlatmaya çalışırken sözümü kesti ve ‘‘Fransızca konuşabiliriz’’ dedi. Bu kadar aksansız konuşması beni çok şaşırtmıştı. İlk buluşmamızda, arabada bana baştan sona ezbere ‘‘Cehennemde Bir Mevsim’’i okudu. Arkadaşlığımız ilerledikçe, birlikte galerilere gitmeyi alışkanlık edindik.

    Ya müzelere?

    - Çok az giderdik. Bir gün Nasuhi bana müzelerle ilgili olarak ‘‘Bir şey satın alamayacağım yerlere gitmekten hoşlanmıyorum’’ dedi. Nasuhi gerçeküstücülüğe benim kadar büyük bir tutku duymuyordu. Daha çok kübizmi severdi. Juan Gris'yi severdi, ben hiç hazetmezdim. Ben de ona Magritte'ten söz edince, ‘‘Şu Magritte'inle ütüleme kafamı’’ derdi. Miro ve Dali dışında gerçeküstücü tanımazdı. Ama şiirde gerçeküstücülüğe bayılırdı: Breton, Eluard, Rene Char. Birlikte çok yolculuk yaptık.

    Sizden on yaş büyüktü.

    - Evet, o 1917'de, ben 1928'de doğduk. Tam bir fil hafızasına sahipti, yığınla hikaye anlatırdı. Bana çok şey öğretti. Efsanevi Montparnasse dönemine tanıklık etmişti. Koleksiyonculuğa başlamıştı o yıllar. Ancak New York'taki evinin duvarlarını süsleyen tablolar arasında bir tane bile gerçeküstücü ressam yoktu.

    Ortak serginizden söz edelim.

    - Fikir benim değil. Guggenheim Vakfı müdürü Tom Krens'in teklifi. Nasuhi ve ben hep birlikte tablo satın almaya giderdik. Bazen aldıklarımızı değişirdik. Hatta yazı tura yaptığımız olurdu. Nasuhi bir Francis Bacon triptiğine böyle sahip oldu. Yine de aramızda büyük bir fark vardı, o benden çok daha büyük paralar harcıyabiliyordu. Ben bazen bir tablo almak için, daha önemsiz üç başka tabloyu satmak zorunda kalıyordum. Oysa Nasuhi bir şeye sahip olunca ondan kesinlikle kopamaz, satamaz hiçbir şey. Tom Krens teklifini yapınca, ‘‘Nasuhi keşke yaşasaydı, birlikte gerçekleştirseydik, bu deneyimi mutlaka çok eğlenceli bulurdu’’ diye düşündüm.

    Koleksiyonunuzdan tek bir tablo seçmek zorunda kalsanız?

    - Mutlaka Tanguy olurdu. Aynı soruyu Nasuhi'ye sormuş olsanız o da aynı şeyi söylerdi. Zevklerimiz farklıydı ama Tanguy her ikimiz için de bir numaraydı.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı