Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yatmaz kalkmaz bir Ayşe…

Sizlere çok açık söyleyeyim, benim diğer adım Hatun Yatmaz. Hacı Yatmaz’ın dişisi..

Kendimi bildim bileli hep böyleydim ben. Hadi küçükken zorunlu yatırılıyordum anne baba tarafından, evliyken de koca tarafından; artık zorlayan yok Allah’a şükür.
 
Kızım da kocaman oldu, sabah “Anne beni kalk  okula yolla” demiyor, hatta  “Ne giydin ne yedin” diye vır vır edeceğimi bildiğinden   uyuyor olmam işine geliyor. Eee, maaşlı saatli bir işim de yok beni bekleyen.  Hal böyle olunca da sabahları geç kalkabilmek lüksüm de otomatikman oluşuyor.
 
Gece yaşamak  ve gece yaşamayı sevmek sanırım biraz aileden, daha doğrusu baba tarafımdan gelen bi durum. Babam da amcam da geç saatlerde yatarlardı. Küçükken kaç gece ihtiyaç molasına kalktığımda babamı yazar çizerken görmüşümdür, sayısını bilmem.
 
Ana tarafım erken yatan erken kalkanlardan, hatta annem evde misafir varken anlatılanları dinliyor gibi gözüküp başbakanımız gibi eli şakağında sıkça uyuya kalanlardan.
 
Ayça da aynı annem. Hatta o, lokantada verdiği siparişi beklerken uyuyacak kadar abarttı  bu  durumu. (Ayça’yla akşam yemeğine çıkmayı planlayanlara iki kere düşünmelerini  şiddetle tavsiye ederim. Amerika’da bir gece yemek yerken kafası tabaktaki ıstakozun üzerine düştü. Klasik Ayça. İki dakika uyusun ellemeyelim dedik, insan uyurken üstüne kar yağarmış diye peçetelerle üstünü örttük. Meğer kızın tansiyonu düşmüş bayılmış ,az daha elden gidiyormuş benim canım kardeşim.)
 
Gelelim sadede. Bir gün sormuştum babama, “Baba gündüzler torbaya mı girdi, niye hep gece çalışıyorsun?” diye..
 
Cevap olarak demişti ki, “Kızım el ayak çekilince, tüm günün yaşanmışlıklarını ve okuduklarımı sindirince daha rahat yazıp çiziyorum.”
 
Gecen gün Hürriyet arşivinde Oğuz Aral yazılarına bakarken, buna benzer  bir yazısıyla karşılaştım amcamın.
 
“Geceleri daha üretken oluyorum, hatta iki tek atınca aklıma  neler geliyor neler. Bunları bir yere  not ediyorum sabah okuyunca da, yok len bunlar da fazla abartılı olmuş  diyorum” gibi.
 
İşte aynı durum bende de var. Gece evde el ayak çekilince, sessizlik ortama hakim olunca  gündüzki tembel, Bezgin Bekir Ayşe gidiyor, yerine Düttürü Ayşe geliyor..
 
Gündüzleri aklıma gelmeyen yazı konuları toplu hücumm şeklinde beynimi tacize girişiyor.
 
Okuyamadığım okuyayım diye  sıraya koyduğum kitaplarımın her birinden en az on on beş sayfa yutarak okuyorum. Hadi, onları okurken aklıma film senaryoları geliyor. Aşkından cinayetine, polisiyesinden bilim kurgusuna aklınıza ne gelirse..
 
Bununla sınırlı kalsa amenna. Şarkı sözleri hatta beraberinde de melodileri sanki üstüme yağıyor:
 
“Kedini de al gel yanıma sokulalım birbirimize burun buruna, sen patilerimin sıcaklığını hisset ben de mırlayayım senin kulağına”
 
“Erkeksiz yaşayamam abi, bendeki  karşıdan karşıya geçememe hali, dün hep aklımdan geçti erkeğimin beni saran nasırlı elleri”
 
O an teknik imkanım olsa, en az iki albüm hazır ve nazır emrinize amade.
 
Sonra bir anda içimi oyuncu olup rol yapma isteği bürüyor, oturduğum yerde kendimden bekleyemeyeceğim performanslar sergiliyorum.

Yatmaz kalkmaz bir Ayşe…
 
Ayağa kalkıp, Arka Pencere’deki Grace Kelly (biraz iri yarısı), Breakfast At Tiffanys’deki Audrey Hepburn (biraz göbeklisi), hatta sinirim tepemdeyse Exorcis’teki Linda Blair (ha işte ona cuk oturuyorum zaten deli olduğumdan) olup bahçeye açılan camlı kapılarımda kendimi kaptırarak rol kesiyorum. Eski filmlere hasta olduğumdan ve her türlü  eski film arşivimde bulunduğundan, CD’yi de koyup hatta  replikleri de tekrar ederek iyice havaya giriyorum. Ha o arada içim, yanımda James Stewart, George Peppard gibi bir yakışıklıyla karşılıklı oynayalım istemiyor mu? Elbette istiyor ama nereden bulacağım ki hem o kadar yakışıklı olup, hem de gece uyumayan adamı?
 
Bu şekilde kurtlarımın yarısını dökünce, dökemediğim diğer kurtlar sayesinde hemen, televizyona yapacağımız program için aklıma deli ötesi fikirler gelmeye başlıyor.
 
Uçan balonla stüdyoya iniyorum, direk seyircilerin kucağına düşüyorum, onlar da beni havaya kaldırıp on beş kere evirip çeviriyorlar, o sırada müzik başlıyor ve havai fişekler atılıyor stüdyoda, ışık silsilesi içinde ben incecik, sıfır karınla, belden aşağı kıvrım kıvrım haldeki kızıl saçlarım ve Zeta Johns bakışlarımla seyircilere hoş geldiniz diyorum, alkışlar kopuyor ”Ayse sen bizim her şeyimizsin.” Diye, stüdyo inliyor.. (Daha çok var. Mesela uçakla stüdyoya inme planım, kolumda yakışıklı pilotla..)
 
Ben bunları düşünürken içimi bir anda biriyle paylaşma duygusu kaplıyor. O birisi kim? Tabi ki Ayça. Bazen kendimi tutamayıp arıyorum, aklım sıra Ayça bana diyecek ki, “Abla uyuyordum ama valla uyandığıma değdi, sen kesin üstün zekalısın, süpersin ya. Valla yapalım bunları.”
 
-Alo Ayça’cım kusura bakma uyandırdım ama bak aklıma ne geldi şimdi benn…
 
- Abla yat zıbar! Korkuyorum ya, kekeme olucam sayende.
 
Bu arada Ayça’nın kocası soruyor, “Ne olmuş, hayırdır hastalanmış mı, gidelim mi?”
 
Ayça’nın cevabı, “Evet kocacım hasta. Hasta da, senin tahmin ettiğin yerlerinden değil..”
 
- Hadi Ayşe yattttttt….
 
Daha bugüne kadar Ayça’dan istediğim cevabı alamadım ama demedi demeyin bir gece bana öyle bir fikir gelecek ki, Ayça bile ne zeki bir ablası olduğunu kabul etmek zorunda kalacak.
 
Oooo saat olmuş sabahın beşi, ben hafiften yatağıma doğru yola çıkayım. Ne demişler, erken yatan çok yol alır…
 
Not: Saat oldu beş buçuk. Yatamadım, çünkü sizlere yatar ayak bir yılbaşı şiiri yazdım:
 
Vay efendim, vay sultanım çeşmim doldu yaş ilen
Ben sineme yareler açtım, bir kalemtıraş ilen
Kendim ettim kendim buldum dövüneyim taş ilen
Etme gardaş barışalım her kabahat bizdedir
Her kabahat bizde ise affeylemek sizdedir.
ŞENLİKLİ, KEYİFLİ NİCE NİCE YILLARA!..
 
Son not: Her türlü sitenin gece bekçiliği yapılır. Sigorta falan istemem, internet bağlantısı, televizyon ve cd player yeterli…
 
Valla son notu: Aklıma şimdi geldi, geçenlerde bir sabah kendimi kaptırmışım bir filme saati toptan unutmuşum bu sefer. Benim kız ve İvanka kalkmazlar mı? Saat olmuş altı buçuk, haliyle okul saati.
- Anne sen yatmadın mı hala, deli misin?
 
- Bak anneyle doğru konuş. Anneye deli denmez. Yatmaz olur muyum, şimdi kalktım. Bugün uyuyamadım nedense..
 
- Ha anladım, ay çok karnım ağrıyor bugün okula gitmeyeceğim.
 
- ???
 
Hayatımın en uykusuz gününü geçirdim, yiğitliğime mok sürülmesin diye gidip yatamadım, Tüm gün ayakta fener gibi bi oyana bi bu yana salınıp durdum. Artık tecrübeliyim telefonumu saat beşe kuruyorum….

Yatmaz kalkmaz bir Ayşe…

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI