Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yatağında ölemeyen lânetli hanedan

Murat BARDAKÇI

Ürdün sarayına bir veliahd kâbusunun çökmesi ve Kral Hüseyin'in kardeşi Hasan'ı azledip yerine yarı İngiliz olan oğlu Abdullah'ı getirmesi dünyanın gündemine yerleşince, Ürdün Krallığı'nın kurucularının geçmişini yazayım dedim... Vaktiyle bizden birkaç yüz bin can aldıklarının ve hanedan mensuplarının yataklarında ölememelerinin öyküsünü.

Dünya, Kral Hüseyin'in kanser tedavisini yarıda kesip Amerika’dan birkaç günlüğüne Amman'a dönmesini ve kardeşi Hasan'ı veliahdlıktan atıp yerine yarı İngiliz olan büyük oğlu Abdullah'ı getirmesini konuşuyor. Ürdün sarayına çöken veliahd kâbusu gündemin ilk sıralarına yerleşince Ürdün’ükuranların hikâyesini, daha doğrusu vaktiyle bize birkaç yüz bin cana maloluşlarının hazin öyküsünü yazayım dedim...

Kral Hüseyin'in büyük dedesinin ismi ‘‘Hüseyin bin Ali’’ydi ve biz ona ‘‘Şerif Hüseyin’’ derdik. ‘‘Şerif’’ unvanını taşırdı, zira peygamber soyundan geldiğine inanılırdı. 1856'da Mekke'de doğdu. Sultan Abdülhamid'in iktidar senelerinde ‘‘Bağımsız bir Arap devleti kurup bütün Araplar'ı tek bir bayrak altında toplamak’’ hevesine kapıldığı ve bu iş için İngilizlerle temasa geçtiği anlaşılınca İstanbul'a getirilip göz hapsine alındı. Şehirden ayrılması, hatta evinden dışarıya adım atması bile yasaktı. Yıllarca böyle yaşadı ama Abdülhamid'i devirip iktidara gelen İttihadçılar akıl almaz bir iş yaptılar: Hüseyin ‘‘Emir’’ unvanıyla Mekke'ye yollandı, yani kurda kuzu emanet edildi.

Derken imparatorluk Birinci Dünya Savaşı'na girdi ve Hüseyin'in hayalleri de ‘‘Arap isyanı’’ şeklinde yavaş yavaş hakikate dönmeye başladı. Bunda Londra'dan yollanan ve meşhur Lawrence'in dağıttığı altınların etkisi büyük oldu; Hüseyin 1916'nın 9 Eylül'ünde kendisini ‘‘Hicaz Kralı’’ ilân etti, bir ‘‘isyan’’ ve ‘‘cihad’’ bildirisi yayınladı. ‘‘...Türkler dinden çıktılar. ...Araplar'ın Türkler’e karşı cihadı farzdır...’’ diyordu.

Bildirinin neticesi, onbinlerce Mehmetçiğin Arap çöllerinde arkadan hançerlenerek can vermesi oldu. Hüseyin krallıkla yetinmedi, hemen arkasından hilâfetini de ilân etti ama halifeliğini kendisine bağlı birkaç kabileden başka kimseler tanımadı. Talihi artık yavaş yavaş ondan yüz çeviriyordu. Tahtını 1924'te Suudi Arabistan'ın şimdiki hâkimi olan Suudi hanedanının kurucusu İbn-i Suud'a terketti, önce Kıbrıs'a kaçtı, oradan Amman'a geçti ve 1931'de orada can verdi. Ölüm döşeğinde sayıklarken ‘‘Osmanlı'ya kılıç çekmemeliydim’’ dediği ve lânete uğrama endişesi içerisinde olduğu rivayet edildi ama aradan geçen seneler bu rivayetleri de, endişeleri de haklı çıkardı. Kendisinden sonra tahta geçen çocuklarıyla torunlarının hiçbiri yataklarında can veremedi...

Oğullarından Faysal, beş buçuk aylığına Suriye Kralı oldu, oradan kovulunca bu defa İngiliz desteğiyle Irak tahtına oturdu. 1933'te İsviçre'de basit bir ameliyat için yattığı hastahaneden cenazesi çıktı. Yerine geçen oğlu Gazi'nin hükümdarlığı altı sene devam etti ve o da 1939'da bir otomobil kazasında can verdi. Gazi'nin oğlu İkinci Faysal ise, 1958'deki darbede ailesiyle beraber parça parça edildi.

İngilizler Irak'la beraber Ürdün tahtını da Şerif Hüseyin'in çocuklarına verdiler ama o taht da sahiplerine bir türlü yâr olamadı. Hüseyin'in diğer oğlu Abdullah 1921'de Ürdün Kralı ilân edildi, 30 sene hüküm sürdü ve 1951 Temmuz'unda Kudüs'te, kurşunlandı. Taht bu defa Abdullah'ın oğlu Talâl'a ama sadece bir seneliğine geçti. Talâl delirdi, delirince tahttan indirildi ve yerini Ürdün'ün şimdi veliahd derdine düşen kralı Hüseyin aldı. Meczup kral İstanbul'a yollandı, Ortaköy Şifa Yurdu'na kapatıldı ve 1972'deki ölümüne kadar tam 19 sene orada yaşadı.

İşte, emr-i hakkın vukuundan sonra yerini kimin alacağı şimdi bütün dünyaya derd olan Kral Hüseyin'in ve ailesinin öyküsü kısaca böyle... Ürdün'deki veliahdlık konusu gündeme gelince, Ürdün Haşimi Krallığı'nın kurucularının vaktiyle bizden birkaç yüz bin can almış olduklarını hatırlatayım dedim...

Ürdün sarayında kim kimdir?

ANA KRALİÇE ZEYN

Kral Hüseyin'in annesi. Kocası Kral Talâl gibi o da Haşimi soyundandı. 1915'te doğdu, 1934'te Talâl'la evlendi, bir yıl sonra oğlu Hüseyin'i dünyaya getirdi ve Talâl'dan altı çocuğu daha oldu. 1994'te İsviçre'de öldü.

PRENS HASAN

Kral Hüseyin'in kendisinden 12 yaş küçük anne-baba bir kardeşi ve geçen haftaki saray entrikasına kadar kadar Ürdün veliahdı. İngiltere'de çok iyi bir egitim gördü, 1965'te veliahd ilân edildi ve 24 yıl boyunca Ürdün'ün ikinci adamı olarak kaldı.

KRALİÇE DİNA

Kral Hüseyin'in ilk karısı. Annesi İstanbul'lu bir çerkes aileden; babası Mekke Şerifleri'nden, yani peygamber soyundandı. Cambridge Üniversitesi'nde İngiliz Edebiyatı okudu ve 1955'te, daha 20'sine varmadan Kral Hüseyin'le evlenip Amman'a gelin gitti. Evliliği sadece üç yıl devam etti ve çift, kızları Prenses Aliye'nin doğumundan sonra ayrıldı. Kraliçe Dina Kahire'ye yerleşti, 1970'lerde El Fetih Örgütü'nün önde gelen isimlerinden Salâh Tameri adında bir Filistinliyle evlendi. Tameri, İsrail'in 1982 yazında Lübnan'ı işgali sırasında tutuklandı ve kapatıldığı zindandan Dina'nın başlattığı uluslararası kampanya sayesinde kurtuldu. Türkçe'yi mükemmel şekilde konuşan Kraliçe Dina, hayatını ‘‘Özgürlük İkilemesi’’ isimli kitabında anlattı.

PRENSES MONA EL HUSEYN

Kral Hüseyin'in ikinci karısı. Asıl ismi Tony Gardiner'di ve İngilizdi. Kraliçe ilân edilmedi ve Hüseyin'le 11 yıl evli kaldıktan sonra 1972'de ayrıldı. Ürdün'ün yeni veliahdı Prens Abdullah, Muna'nın oğluydu.

KRALİÇE ALİYE

Kral Hüseyin'in üçüncü karısı. Ürdün'ün dört yıl boyunca kraliçesi oldu ve 1977'de bir helikopter kazasında can verdi. Amman havaalanı ve Ürdün'deki birçok kuruluş bugün onun ismini taşıyor.

KRALİÇE NUR

Kral Hüseyin'in beşinci karısı. Asıl adı Elizabeth Halaby idi, Amerikan vatandaşıydı ve babası hristiyan Arap, annesi Amerikalıydı. Kralla 1978'de evlenip Müslüman olduktan sonra ‘‘Nuru'l-Huseyn’’ adını aldı.

Biz Osmanlı'nın 700'ünü, onlar Osmanlı kesmenin 100'ünü kutluyorlar

Biz Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünü kutlamaya hazırlanırken, Suudi Arabistan'da ‘‘Osmanlı'dan kurtuluşun 100. yıldönümü’’ şenlikleri yapılıyor. Suudiler 100 yıl önce küçük bir çöl kasabası olan şimdiki başkentleri Riyad'ın Abdülaziz El Saud tarafından işgalini ve Suudi Arabistan'ın kuruluşunu kutluyorlar.

Türkiye Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünü kutlarken, bizden öyle pek uzaklarda olmayan bir başka ülkede ‘‘Osmanlı'dan kurtuluşun 100. yıldönümü’’ şenlikleri yapılıyor.

Suudiler bugünlerde, devletlerinin kurucusu olan Abdülaziz El Saud'un hicri tarihle 1319'da Riyad'ı ele geçirerek bağımsızlığını ilân etmesinin bayramını kutluyorlar. Hicri 1319 tarihi milâdi takvimle 1902'ye rastlıyor, Suudiler hicri tarih kullandıkları ve Riyad'ın işgalinin 100. yıldönümünü de hicri tarihle hesapladıkları için bayram 2002 yerine bu yıla, 1999'a geliyor.

Riyad o zamanlar bizden gönderilen valilerin yahut bizim tarafımızdan idareci olarak tayin edilen kabile reislerinin hakimiyetinde olan bir kasabaydı. 1902'de henüz 22 yaşında olan Abdülâziz el Saud, İstanbul'un bölgeye idarecisi olarak tayin ettiği El Raşid ailesinin hakimiyetini kırdı, birkaç yüz savaşçısıyla beraber El Musmak kapısından kasabaya girdi ve Suudiler bu girişi devletlerinin kuruluşu ilân ettiler. Şimdi yapılan şenlikler, işte bu işgalin kutlamaları.

Ben, Suudiler'in 100. yıl kutlamalarına Türkiye'den katılan olup olmadığının, bu şenlikler için Ankara'ya resmi davet gelip gelmediğinin ve kutlamalarda devlet olarak temsil edilip edilmediğimizi merakındayım.



X