Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Yasemin BORAN

Dünya çok küçük

Bir zamanlar insanlar dünyanın çok büyük olduğunu düşünüyorlardı. Tabii o zamanlar haklıydılar. Çünkü, teknoloji bugünkü gibi değildi. Yani bir yerden bir yere gitmek günler, haftalar, aylar hatta yıllar sürüyordu. Gidilen yerin uzaklığına bağlı olarak...

Ama yine de insanlar hiç rastlanmayacak yerlerde birbirleriyle karşılaştıkları zaman ‘‘dünya ne küçük!’’ diyerek şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.

Şimdiyse en uzak mesafeye bir kaç saatte ulaşabiliyorsunuz. Hatta internet aracılığı ile bu süre daha da kısalıyor ve bir kaç dakikada dünyanın her hangi bir noktasıyla iletişime geçebiliyor, her türlü yazılı ve görsel bilgiyi elde edebiliyorsunuz. Veya telefonun ucunda konuşabiliyorsunuz. Yani her yerde herkesle görüşebiliyorsunuz. ‘‘Dünya gerçekten küçük!’’ Dünyanın küçüklüğü sadece insanların birbirlerine rastlaması ya da bilgi alışverişiyle de sınırlı değil. Yaptıklarımızla sadece bizimle ve yakın çevremizle sınırlı değil.

İşte bunun en çarpıcı örneklerinden biri de geçen gün yaşanan Romanya'daki ‘‘siyanür’’ faciası.

‘‘Canım kime ne zararı olacak? Yapıyorsak biz yapıyoruz. Her türlü sorumluluğunu da üstleniyoruz. Bir şey olursa da bir tek bize olur. Biz de zaten bunu kabul ettiğimize göre yapalım.’’

İşte bu çağdışı zihniyetin kısır düşüncesiyle yapılan altın madeni işletmesinde bir toprak kayması meydana geliyor ve ondan sonra da olanlar oluyor. Yüksek orandaki siyanür nehir sularına karışıyor.

Felaketi düşünebiliyor musunuz? Siyanürün geçtiği yerlerde hayat tamamen bitecek demektir. Ne bitki, ne de hayvan kalacak demektir. Yani hepsi ölecek demektir.

Nitekim Tuna nehrine ulaşıyor. Bu nehrin geçtiği bütün topraklar da siyanürden nasibini alıyor. Şu anda Yugoslavya'nın başkenti Belgrad'a kadar ulaşmış bulunuyor. Başkentin 50 kilometre kuzeyinde bulunan Stari Slankamen'deki balıkçılar çok sayıda ölü balığın su yüzüne vurduğunu belirtiyorlar.

Yugoslavya Çevre Bakanı Branislav Blaziç, resmi Tanjug ajansına yaptığı açıklamada, Tizsa Nehri'nden son üç gün içinde yaklaşık iki ton ölü balık toplandığını kaydediyor.

Bu haber dört gün önce verildiğine göre demek ki, şu ana kadar çok daha fazla balık ölmüş olsa gerek. Ayrıca biz insanlar sadece gözümüzün görebildiklerini değerlendirip üzülüyoruz. Peki nehirde sadece balıklar yaşamıyor ki... Balıklar hayat zincirinin sadece bir halkasını oluşturuyorlar. Balıklar öldüğüne göre nehirdeki hayat zincirinin diğer halkaları da ölmüş demektir. Tabii bu arada bu balıklarla beslenen kuşları ve diğer canlıları da hesaba katmak gerekiyor...

Yani anlayacağınız zarar çok büyük. Üstelik bildiğiniz gibi Tuna Nehri Karadeniz'e dökülüyor. ‘‘Koskoca denize şu kadarcı siyanür ne yapar, dağılır gider. Bu arada da bir kaç balık ölür belki ama Yugoslavya'ya verdiği zarar kadar büyük olmaz!’’ diye düşünebilirsiniz, sakın böyle düşünmeyin. Siyanür'ün bir kaç damlası bile bir insanı öldürmek için yeterli. Kaldı ki, çok yüksek oranda siyanür tonlarca balığı öldürüp geçmiş ve şimdi Karadeniz'i tehdit ediyor.

Sadece Karadeniz'i değil, İstanbul Boğazı'nı oradan Marmara Denizi'ni ve hatta Çanakkale Boğazı'nı... Gerisini siz düşünün.

Suların her geçen gün sanayii artıklarıyla kirlendiğini zaten biliyoruz. Sulardaki hayatın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu hepimizin malumu. Şimdi buna bir de siyanür adındaki çok kuvvetli bir zehir ilave olmuş bulunuyor.

Ve biz hala dünyanın çok büyük olduğunu zannediyoruz. Dünyanın bir yerlerinde meydana gelen bir felaketin bize ulaşmıyacağını düşünüyoruz. Hava, karar ve denizin bir bütün olduğundan ve de insanın da bu bütünün parçası olduğundan hala haberimiz yok.

Hala Çanakkale'de fay hattı üzerine atom santrali kurmaya çalışıyoruz. Komşu ülkelerde bulunan teknolojiden biz de yararlanalım. Onlara bir şey olmadığına göre bize de bir şey olmaz, diyoruz.

Zaten onlara bir şey olacak olursa, biz zarar görmeyecekmişiz gibi davranıyoruz. Onlarda var, bizde de olsun! diyoruz. Komşunun tavuğu insanın gözüne daima kaz görünmüştür. Ama artık gözümüzü açalım. Ve tavuğu ‘‘tavuk’’, kazı ‘‘kaz’’, zehiri ‘‘zehir’’, tehlikeyi de ‘‘tehlike’’ olarak görmeye başlayalım. Altın bulacağız, zengin olacağız hayallerini bir kenara bırakalım. Altın, ölü balıkları canlandırmıyor. Altınla herşeyi satın alabilirsiniz, ama hayatınızı satın alamazsanız, unutmayın ve Bergama'yı rahat bırakın! diyorum, Yasemin'ce...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI