Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Yasemin BORAN

Ödül ve ceza

Ödüller harika... Takdir edildiğinizi anlatıyor. Anlaşıldığınız duygusunu hissettiriyor.

İşte, en önemlisi de anlattıklarınızın, yaptıklarınızın anlaşıldığını bilmek. Sizi anlıyorlar! Müthiş... Yani, anlaşılmak, sizi anladıklarını düşünmek... İnsanı yükselten bir duygu.

Enerjiniz yükseliyor, istekleriniz artıyor, hayata ve yapacaklarınıza daha bir şevkle, arzuyla sarılıyorsunuz.

Ödülü ne için aldığınızın hiç önemi yok.

İşte, bu noktada sorgulamaya başlıyoruz; gerçekten önemi yok mu?

Siz bir sanatçı olabilirsiniz. Şair, ressam, müzisyen, artist, heykeltraş, edebiyatçı, roman ya da tiyatro eserleri yazarı... Sanatınızın doğruğuna çıktığınızı düşündüğünüz bir anda sizi ödüllendiriyorlarsa, kendinizi iyi hissederseniz.

Ya, sizin yerinize başka birini ödüllendirdiklerini gördüğünüz zaman ne hissedersiniz? Hem de sizden daha iyi olmadığını düşündüğünüz birini seçtilerse...

İşte o zaman kendinizi çok kötü hissedersiniz. Anlaşılmadığınızı düşünmeye başlarsınız ve sonra giderek depresyona girersiniz.

Siz, kendinizin en iyi olduğunu düşünüyorsunuz, ama gerçekten öyle misiniz?

Sanatın ölçüsü nedir? Neye göre belirlenir? Büyük çoğunluğun hararetle takdirine mi, bağlıdır?

Peki, alışılmışın dışında bir yapıt ortaya koyduğunuz zaman insanların bunu anlamasını beklemiyorsunuz herhalde. Yoksa, bekliyor musunuz?

Şayet bekliyorsanız, daha çok bekleyeceksiniz demektir. Belki de ömrünüz yetmez.

Değerlendirmeyi belirleyen değerler değişmedikçe, sizin alışılmış değerlerin dışındaki eseriniz de anlaşılmaz. Ve tabii sizi de anlayamazlar.

Bir de hizmetlerinize karşılık verilen ödüller var. Toplum için, dünya için önemli bir hizmet veriyorsunuz ya da bir hayatı kurtarıyorsunuz. Vee sizi ödüllendiriyorlar.

Çok iyi yapıyorlar. Sizi onurlandırırken aynı zamanda değerleri de duyurmuş oluyorlar. ‘‘Bakın işte sizin de böyle yapmanız gerek’’ demenin başka bir ifadesi. Ve bence en iyi ifade tarzı.

Bunca lafı aslında ‘‘Doğa Savaşçıları’’nın bu yıl beşincisini yaptıkları ödül törenini anlatmak için ettim.

‘‘Doğa savaşçıları’’ elbette ki, doğaya karşı savaşmıyorlar. Doğayı katledenlere karşı savaşıyorlar. Onların bu gayretini yürekten destekliyorum. Ve ‘‘Doğa savaşçıları’’ da doğayı korumak adına yapılan hizmetleri desteklemek için ödüllendiriyorlar.

Bu yıl ‘‘Doğa Savaşçıları Çevre Ödülü’’nü alanlardan biri de bendim. Onur duydum, heyecanlandım. Konuşurken heyecandan dilim sürçtü ve utandım.

İşin gerçeği kendimi ‘‘Doğa Savaşçısı’’ gibi görmediğim için utandım. Yapılması gerekenleri düşündüğüm zaman yapılanların ne kadar yetersiz, ne kadar zayıf kaldığını anlamak utancımı daha da arttırdı.

Dünyaya karşı ne kadar sorumsuz ve ne kadar düşüncesiz bir tavır içinde bulunduğumuzun farkına varıp insanlık adına kendi içimde büpyük bir eziklik duydum. Duymaya da devam ediyorum.

Bütün bu bilgilerin ve duyguların ışığında benim bir savaşçı gibi davrandığım söylenemez. Fakat, savaşçıları yürekten destekliyorum.

Sonra bir başka gerçek var ki, doğayı korumak adına yazılıp çizilen ne varsa, ‘‘bilgilendirmek’’ gibi çok önemli bir işlevi var. Ve ben de ne yalan söyliyeyim yazdıklarımın tümünü öyle hissettiğim için yazdım. Ve yazmaya devam ediyorum. öğrendiklerimin ışığında anladıklarımı anlatıyorum. Ve bunları bir ödül beklentisiyle yapmıyorum.

Zaten hiç kimse de bunun için ödül beklemez. Beklememeli. Söz konusu ne marifet, ne yetenek, ne de topluma hizmet... Bu düpedüz dünyanın canlılığını korumak adına verilen bir uğraş. Ve bu uğraşa herkesin katılması gerek. Tabii dünyanın canlılığını korumanın, kendi hayatını korumak demek olduğunun farkındaysa.

Fakat, yine de bu ödülleri takdirle karşılamak gerek. Az önce belirttiğim gibi sizi onurlandırırken aynı zamanda değerleri de duyurmuş oluyorlar.

Diyorum ki, bir de bu ödüllerin tersi olan ‘‘cezalandırmak’’ gibi bir değerlendirmede yapılsa. Ve bu kez dünyanın canına okuyanları tesbit edip bir de ‘‘Cezalandırma Töreni’’ yapılsa ve bu da herkese duyurulsa, ne iyi olur.

Yapılması gerekenler ‘‘Ödül törenleri’’yle duyurulurken yapılmaması gerekenler de ‘‘Cezalandırma törenleri’’yle anlatılamaz mı? Bence anlatılır ve bundan daha iyi bir yöntem de olamaz. Böylece herkes bilir.

Mesela denizi, havayı, toprakları hangi sanayici, hangi fabrika kirletiyor. Kim, ağaçlara zarar veriyor? Hangi parti ya da bakan doğaya zarar verenlere göz yumuyor?

Cezalandırma törenleriyle bütün bunlar ortaya çıkar. İnsanlar da doğaya, dolayısıyla kendi geleceğine kimlerin zarar verdiğini anlarlar da orna göre davranırlar. kimbilir, belki böyle bir yöntemle doğanın katledilmesinin önüne geçilir, diyorum, Yasemin'ce...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI