Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Yasemin BORAN

Çizginin neresinde duruyorsunuz

Sınırların ötesinde bir sözcük, çizgi...

Hem belirleyici, hem de aşılacak hedeflerin işareti. Kişiyi sınırlandırdığı gibi aynı zamanda sınır ötesine çağırıyor. Kısaca öylesine çekici ve heyecan verici olduğu halde olduğunuz yere mıhlayacak bir sözcük.

Herkesin hayatında kendince çizgiler var. Yapabileceklerini ve yapamayacaklarını belirleyen sınırlar. Kimileri bunun farkında, kimileri değil.

Kimilerinin çizgileri ise, belli belirsiz. Yer, zaman koşullar belirliyor. Aslında hemen pek çok kişi için bu belirleyici çizgiler bulundukları yere göre değişebiliyor. Çünkü, insanın kendisi de değişken.

Dün yapamadıklarını bugün yapabiliyor. Düşüncelerinden becerilerine kadar yetenekleri her geçen gün değişiyor, gelişiyor. Bu durumda çizgiler de yerli yerinde durmuyor tabii.

Bir de geleneklerin, törelerin, toplumun belirlediği çizgiler var. Ve genellikle kişilerin kendi çizgilerini de içinde yaşadığı kitlenin çizgisi oluşturuyor. Ancak, kişiler yine de kendi çizgilerini sahip oldukları yetenek ve düşünceleriyle belirliyorlar.

Zaten bir kitleyi meydana getiren bireyler olduğuna göre, her bir bireyin değişen çizgisiyle kesişen çizgi de o toplumun çizgisini belirliyor. Yani bireylerin gelişim ve değişimiyle birlikte toplumsal çizgi de aynı kalmıyor.

Şimdi bu açıklamaların üzerine çizginin neresinde durduğunuzu anlayabilirsiniz.

Hiçbir şey anlamadığınızı da söyleyebilirsiniz, elbet. Aslında hiç de kolay bir konu değil. Fakat, her zaman kolay ve çok anlaşılır konuları öyle bir okuyup geçmek yerine düşünmekten yanayım. Ve bugün sizi düşünmeye davet ediyorum.

İnsan, düşünmek için kendini biraz zorlamalı. Tıpkı bedeninizi ve yeteneklerinizi zorladığınız gibi. Mesela iki saatte bitirilmeyecek bir işi mecbur kalıp iki saatte hiç bitirmediniz mi? Yorulduğunuz halde yürümeye ya da çalışmaya devam etmediniz mi?

Tabii ki, bunların hepsini çeşitli zamanlarda yaptınız. Ve yapamayacağınızı düşündüğünüz bir şeyi gerçekleştirdiğiniz zaman durup düşünmediniz mi? ‘‘vay canına nasıl da yaptım’’ veya ‘‘meğer yapabiliyormuşum’’ şeklinde hayretle kendi sınırlarınızı keşfetme fırsatı mutlaka bulmuşsunuzdur. Fakat, dikkatiniz başka konulara yöneldiği için de kısa sürede unutmuşsunuzdur. Çünkü, insan başardıklarının üzerinde uzun uzun takılı kalmaz. Ancak, başaramayıp da bunun sonucunda ortaya çıkan sıkıntıları hatırlar ve der ki, ‘‘keşke şöyle yapsaydım, o zaman bunlar böyle olmayacaktı’’ şimdi başardıklarını da hatırlama zamanı. Hem de kendi yeteneklerinizi zorlayıp yaptıklarınızı... Yani düşünme zamanı.

Buna bir çeşit zihin jimnastiği diyebilirsiniz. Ve ‘‘çizgi’’nin ifade ettiği anlamı kavrayabilirsiniz.

Aslında pratik hayatın akışına kendinizi kaptırıp giderken zaman zaman çizginin üzerine kadar gelip hatta farkında olmadan geçip sonra da yeniden çizginin berisindeki yerinizi alıyorsunuz.

Fakat, öyle kişiler var ki, asla çizgiye yaklaşmıyor. Zaman zaman koşullar onu çizginin üzerine doğru çekse bile büyük bir güç harcayıp kendi tarafında kalmayı başarıyor. Başarıyor ya, her zaman böyle olmuyor tabii.

Bunu halat çekme oyununa benzetebiliriz. Biliyorsunuz, yere bir çizgi çizilir. Taraflar çizginin iki tarafında yerlerini alırlar. Bir halatın ucuna sarılır ve karşılıklı çekerler. Çizgiyi geçen oyun dışı kalır veya halatın karşı ucuna asılır. Yani diğer tarafa geçmiş olur.

Aslında koşullar da insanı bazen tıpkı halat oyununda olduğu gibi çizginin öte tarafına çeker. Ve siz bulunduğunuz yerde kalmak için büyük bir güç harcamak zorunda kalabilirsiniz. Tabii burada koşulları sorgulamak gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz koşulların kendimizin dışında yaratıldığı duygusuna kapılırız ve bizi zorlayıp bir yerlerden başka yerlere götürdüğünü düşünürüz. Ancak, bu koşulların yaratıcısı düpedüz biziz.

Önce içinde bulunduğumuz şartlardan memnuniyetsizlik içine gireriz. Fakat, bunu değiştirmek için parmağımızı bile oynatmayız. Sadece mutsuzluk içinde söylenip dururuz. Sonra tavırlarımız buna uygun biçimde değişir. Daha sonra da aslında istediğimiz fakat, alışkanlıklara olan bağlılığımız ya da rahatımızın kaçacağı endişeleri yüzünden istemediğimiz koşullar meydana gelmeye başlar. Ve bütün bunlar sanki bizim dışımızda oluşuyormuş duygusuna kapılırız ve olduğumuz yerde kalabilmek için mücadele etmeye başlarız. Kimi zaman mücadeleyi kazanırız. Bazen de kendimizi çizginin ötesinde buluruz.

Bu durum son derece ürkütücü olabilir. Çünkü, benliğimizin derinliklerinden çok istediğimiz bir yere gelmiş olsak bile şuurlu olarak hiç istemediğimiz bir geçiş yaptığımız için doğal olarak tedirgin edici hatta yaralayıcı bile olabilir. Kendimizi toparlayıp çizginin berisine tekrar geçtiğimizde ise, artık önceki kişi değilizdir.

Bazı kişiler ise, bile isteye kimi zaman çizginin tam üzerinde kimi zamanda çizginin diğer tarafına kısa geçişler yaparlar. Tabii onlar için böylesine zorlayıcı ve yıkıcı etkisi olmayacaktır. Fakat, devamlı bir aykırılık içinde bulunacak, çizginin bu tarafında yaşayanlar tarafından garipsenecek, belki de uyumsuz olarak niteleneceklerdir.

Ancak, hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde çizgiyi aşma noktasına geliriz. Kimi zaman tam çizgi üzerinde kalır, kimi zaman geçeriz. İşte bu noktada kişinin bunun farkına varması öylesine büyük bir önem taşır ki, düpedüz hayatına hakim olup olmayacağını belirler, diyorum, Yasemin'ce...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI