Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemince

Yasemin BORAN

Ölüm danışmanlığı

İnsanların büyük bir bölümünün ölümden korktuğu biliniyor. Özellikle Batı ülkelerinde yaşayan insanların hemen hepsinin ölümden korktuğu belirtiliyor. Bu korku öylesine büyük boyutlarda ki, bilim çevreleri buna bir de ad takmışlar ‘‘thanafobi’’ Thanatos, Yunanca'da ölüm anlamına geliyor.

Bu korku, bir anlamda doğal karşılanabilir. Çünkü, insan bilmediği ve çözemediği olaylar karşısında korku duygusunun pençesine düşer. Bazıları kurtuluş umudu olmayan bir hastalıktan, bazıları da tanrının gazabından ya da cehenneme gitmekten korkar.

Genel kanıya göre ölüm olayı, son derece korkutucu ve açıklanması çok zor bir sır olarak algılanır. İnsanın kendi ölümüne ilişkin bir yorum yapması, en azından bu dünya üzerinde olanaksız gibi gözüküyorsa da acaba kaç kişi kendisini bu kaçınılmaz doğal sonuca hazırlamaktadır?

Ölümün eşiğinde bulunan kişiler ürkütücü bir sessizliğe gömülürler. Gelişmiş ülkelerin çoğunda ölümü yaklaşan hastalar hastahaneye yatırılır ve ölünceye kadar burada tedavi edilirler. Yaklaşmakta olan ölümlerini bile kimselere söyliyemeyen bu insanlar, yaşamlarının belki de en acı anlarını yaşarlar. Ziyaretçileri hastalarının kötüye gittiğini bile bile onları yatıştırmak için her şeyin yolunda gittiğini söylemeye çalışırlar. Fakat, ne kadar ziyaretçisi olursa olsun, hasta hep yalnızdır.

Belki de bu yalnızlığı kısmen de olsa gidermek için bir meslek dalının ortaya çıktığı görülüyor; Ölüm danışmanlığı.

Özellikle ABD'de ilginç gelişmelerin kaydedildiği bu meslek için tıbbi bir terim kullanılıyor. ‘‘Thanatoloji’’ ya da ölümbilim. Bu konuya ilişkin en etkin çalışma ve araştırmaların ise, Amerikalı bir doktor olan Elisabeth Kübler-Ross tarafından yapıldığı biliniyor.

Kübler-Ross'un 1860'lardan bu yana aralarında hemen hemen her yaştan insanın bulunduğu ölmekte olan kişiler üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Fakat, bu ilginç çalışmaların tıp çevrelerinde belirli bir ölçüde rahatsızlık yarattığını da ilave etmek gerek.

Kübler-Ross şöyle diyor;

‘‘Ölüm halindeki hastalarla görüşmelere başlamazdan önce, ölümden sonra bir yaşam olabileceğine dair hiçbir inancım yoktu. Fakat, şimdi inanıyorum. Siz ister ruh deyin, ister başka bir şey, insan bedeninin ölümden sonra da varlığını sürdüren bir eşi var.’’

Kübler-Ross'a göre, hasta ölünceye kadar beş aşamadan geçiyor. Birinci aşama hastanın içinde bulunduğu durumu inkar etmesi; ‘‘Ben ölmem’’

İkinci aşama ise, kızgınlık şeklinde beliriyor; ‘‘Niçin ben? Neden bir başkası değil de, ben? Niçin daha bilgisiz, işe yaramayan ya da yaşlı birisi ölmüyor da ben ölüyorum?’’

Üçüncü aşama ise, pazarlık devresidir; ‘‘Eğer dediklerinizi yaparsam, beni iyileştireceksiniz, değil mi?’’ bu aşamadan itibaren artık durumu yavaş yavaş kabullenmeye başlar. Bu dördüncü aşamadır; ‘‘Ben ölüyorum. Gerçekten ölüyorum.’’

Son aşamada ise, hasta ölümü tümüyle kabullenir ve beklemeye başlar. Bu son aşama hastanın davranışlarında ilginç gelişmelerin olduğu aşamadır. Örneğin, sesler işitir, daha önce ölmüş olan yakınlarının kendisini beklediklerini söyler.

Bu aşamada hastaların büyük çoğunluğunun parlak ışıklar, sonu aydınlık tüneller gördükleri, benliklerine bir huzur duygusunun egemen olduğu belirtiliyor. Bilinen bir gerçek daha var ki, o da tıbben ölüp sonra hayata döndürülen kişilerin daha sonra ölümden korkmamaları... Demek ki, tek çare bilgi, diyorum, Yasemin'ce...



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI