Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Yasemin BORAN

Yanlış anlıyoruz

Hemen hepimizin ortak derdi, anlaşamamak...

Ne kendinizi anlatabiliyorsunuz, ne de karşınızdakinin ne söylediğini anlıyorsunuz.

Aslında bize, karşımızdakini anlıyormuşuz da o, bizi anlamıyormuş gibi geliyor. Her iki taraf da karşısındakini anladığını düşünürken, kendisinin anlaşılmadığından öylesine emin oluyor ki sonunda anlatmaktan, anlaşmaktan vazgeçiyor.

Böylece iletişim kopuklukları ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durum özellikle eşler arasında ciddi bir sorun biçiminde karşımıza çıkarken bir de bakıyorsunuz, işverenle işçi, iş arkadaşları, ortaklar ve dostluklar arasında da ortaya çıkmış.

Yıllarca sürmüş köklü dostlukların yanlış anlamalar yüzünden bittiğine şahit oluyorsunuz. ‘‘Yanlış anladın. Öyle değil, böyle’’ demeye kalmadan bir de bakıyorsunuz, küsüp gitmiş. Ya da siz, ‘‘Bunca yıldır onu hiç tanımamışım’’ deyip çekip gidiyorsunuz.

Düşüncenizin doğruluğunu araştırmadan, yanlış anlamış olabileceğinizi hiç düşünmeden, dostluğunuzu bitiriyorsunuz. Veya bitirmiyorsunuz da soğuk davranmaya başlıyorsunuz. Onun her hareketini, her sözünü olumsuz değerlendirmeye, kafanızdaki kırgınlığın üzerine kurmaya başlıyorsunuz.

Ya aynı evin içinde yaşayıp başka telden çalanlara ne demeli?.. Herkes kendi tasarladığı ve anladığı yönden söylenenleri dinliyor ve kimse kimsenin ne dediğini anlamıyor. Sanki, Babil Kulesi’nde yaşanıyor. Bir farkla, burada aynı dil konuşulduğu halde kimse, kimseyi anlayamıyor.

Peki, neden? Kişiler birbirini dinlemediği için mi? Yoksa, anlamaya mı çalışmıyorlar?

Aslında hiçbiri değil. İnsanlar birbirini dinlemeye ve anlamaya gayret gösteriyorlar. Fakat herkesin anlayışı farklı yönde olunca, anlaşamıyorlar. Anlaşmaya çalışsalar da nafile. Zaten onlar da bu durumun farkına varıp anlaşmaktan, kendilerini anlatmaktan vazgeçiyorlar.

Sonuç, kocaman bir ‘‘yalnızlık’’ oluyor. Kalabalık bir evde yaşıyorsunuz ve kendinizi yalnız hissediyorsunuz. Hatta, yalnızlığınız daha büyük boyutlara ulaşabiliyor ve koskoca bir dünyada tek başınıza olduğunuzu düşünüyorsunuz.

Bu düşünce giderek sizi sarıyor ve yalnızlığınızı arttırmak için elinizden ne geliyorsa yapıyorsunuz. Hem de bundan ölesiye şikayet ederek. Aslında yalnız olmak istemiyorsunuz. Fakat sizi anlamayan bir güruh içinde neyi nasıl paylaşabilirsiniz ki...

Bu durumda yalnızlık kaçınılmaz oluyor.

Peki ne yapmalı?

Öncelikle anlayışınızı yükseltip kayıtsız, şartsız dinlemeyi öğrenmelisiniz. Kayıtsız, şartsız dinlemek çok önemli. Yoksa, kafanızdaki düşüncelerle, onun ne demek istediğini zihninizde yorumlayıp anlamaya çalışmak çok zor.

Sonra kendi düşüncelerinizi açık biçimde söylemeli, ne anladığınızı anlatmalısınız. Kimbilir, (Çoğunlukla) belki de sizin anladığınızı anlatmıyor, bambaşka bir şeyden bahsediyordur.

Karşınızdaki kişinin düşüncelerini anladıktan ve onun bakış açısından baktıktan sonra fikir beyan etmeli ve düşüncelerinizi söylemelisiniz.

İster kabul edin ister etmeyin, iki kişi dil birliğine varmış, aynı frekansı yakalamış ve böylece anlaşmış olabilecekler.

Düşüncelerin aynı boyutta titreşiyor olması, iki kişinin birbirlerini anlayabilmelerini sağlar. Bu durumda kişiler birbirlerinin fikirlerini kabul etmeseler bile birbirlerini anlıyor ve anlaşabiliyorlar demektir, diyorum, Yasemin’ce...






 








X

YAZARIN DİĞER YAZILARI