Yasemin'ce

Yasemin BORAN
Haberin Devamı

Pratik hayatınızı kolaylaştırın

Hak, hukuk, adalet derken haksızlığa uğradığını düşünen bir dolu insanın çırpınışları ve üzüntüleriyle karşılaştığınız zaman üzülmek mi, yoksa düşünmek mi gerekiyor bilemiyorum.

Bence üzülmenin faydası yok. Olanlar olmuş ve haksızlığa uğranılmış ise, artık yapacak birşey yok, diyebilirsiniz. Fakat, gerçekten yapacak birşey yok mu?..

Doğrusu ben böyle düşünmüyorum. Evet, üzülmenin faydası olmadığı görüşüne katılıyorum. Üzüntüye kapılan insanın düşünebilecek hali kalmaz. Tabii ki, üzülmemek elde değil. Fakat, herşeyi unutacak, kendini kaybedecek derecede üzüntüye kendini kaptırmak yanlış.

O zaman düşünemezsiniz. O zaman ne yapacağınızı bilemezsiniz. O zaman yaşıyamazsınız.

Halbuki, kendinizi üzüntünün kollarına bırakmayacak olursanız, düşünebilirsiniz. İçinde bulunduğunuz durumu gözden geçirebilir, bütün olayların neden-sonuç ilişkilerini kurabilirsiniz.

Olaylara sağlıklı bir düşünceyle bakabilmek, içine girdiğiniz durum her ne ise, bundan çıkabilmenizi sağlayabilir. Evet, düşünceler hayatı yönetiyor. Yaşantınızın zor ya da kolay olması tamamen sizin düşünce sisteminize bağlı. Düşüncelerinizin boyutları ise, o güne kadar öğrendiklerinizle sınırlı.

Bilmediğiniz bir şeyi düşünemezsiniz. Öğrenmediğiniz zaman anlamaz ve alıgılayamazsınız.

Öğrenebilmek, yeni anlayışlara ulaşabilmek için de düşüncelerinizi sınırlamamanız gerekiyor. Yani, bugüne kadar öğrendiklerinizin tek ve esas doğrular olduğu, başka gerçeklerin olamayacağı düşüncesinden kurtulmak gerekiyor.

İnsan, saplanıp kaldığı düşünce içinde dönüp dururken bundan başka birşeyin olabileceği fikrini aklına bile getiremez. Zaten farklı fikirleri olsa, saplanıp kaldığı düşünce çamurundan bir fırlayış fırlar ki, ona yetişmek mümkün olamaz.

Ne çare ki, en iyi, en doğru, en ayrıntılı düşünenin kendisi olduğunu hiç kimsenin kendisine yardımcı olamayacağını düşünür. (Üstelik bu doğrudur) Fakat, düşüncenin de öğrenilen birşey olduğunu bir anda unutuverir.

Evet, düşünmek öğrenilen birşeydir. Ve kişi hayatı boyunca sürekli öğrenir. Hiçbir zaman öğrenilenler yeterli, yetkin ve nihai değildir.

İşte, sürekli öğrenim içinde bulunduğunuzu düşünmek bile kişiyi saplanıp kaldığı ve kendisine acı veren düşüncenin boyunduruğundan kurtulmasına yardımcı olacaktır.

Bu basit, süssüz ve dolambaçsız ‘‘daima öğreniyor olmak’’ düşüncesinin içine bütün hücrelerinizle nüfuz edebilmeyi başardığınız anda uyanmaya başladığınızı da fark edebileceksiniz.

Aslında doğumdan ölüme kadar insanın sürekli bir öğrenim içinde bulunduğu fikrine herkes sahiptir. Bu size hiç de yabancı gelmeyen, son derece doğal, bildik ve özel olmayan bir bilgidir.

Ancak, kişi pratik hayatın içinde olaylarla yoğrulurken böylesine basit bir bilgiyi bile kullanamaz. Çünkü, bu sadece aklınızla, beyninizle bildiğiniz fakat, ruhunuza, hücrelerinize nüfuz etmemiş bilgidir. Ve sadece sohbet ederken, konuşurken aklınıza gelir. Etrafınızdaki insanlara kolay ve anlaşılır bir biçimde anlatırsınız. Fakat, konu kendiniz, kendi hayatınız olduğu zaman ‘‘Nedense’’ aklınıza gelmez.

Nedeni çok basit. Çünkü, inanmıyorsunuz. İçinizde hissetmiyorsunuz. Olması gerekenlere öylesine bir kendinizi kaptırmışsınız ki, olan herşeyin aslında birer tecrübe olduğunu, öğrenmeniz için gereken malzemeler olduğunu anlayamıyorsunuz.

(Sürecek)






 








Yazarın Tüm Yazıları