Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Hayatı tüketenler‘‘Tüketmek’’ sözcüğü beni çıldırtıyor. Zaten insanlar bir tüketim çılgınlığı içinde, kendilerini tam bir kaybetme hali içinde tüketiyorlar.İhtiyaçları varmış, yokmuş, gerekliymiş, gereksizmiş gibi ayrıntılara takılmıyorlar. En küçük bir düşünce olmaksızın sadece ve sadece tüketiyor. Tabii reklamlar, moda, onda var niye bende yok gibilerinden bilinçsiz bir istek içinde alıyor, harcıyor, tüketiyor. Üstelik, işe yarayıp yaramamasının hiç bir önemi yok. Sadece ‘‘olsun’’ psikolojisi içinde alabilmek için uğraşıyor. Hem de ne uğraşma... Bu arada kendini de tüketiyor. Bütün bu anlatılanlar, pratik hayatın içinde gerekli-gereksiz nesnelere yönelik bir tüketim. Bir de işin duygusal cephesi var. Yani duyguların tüketilmesine yönelik eylemler var. Şimdi şaşıracak ve bunlar da neyin nesi diye düşüneceksiniz. Yani, elbiseler, arabalar, yiyecek ve içecek tüketimini anlıyoruz da duyguların tükenmesini anlamıyoruz, diyeceksiniz. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok. Doğayı tüketen insan, elbette ki, duygularını tüketmiş demektir. Ağaçları, kuşları ve birlikte yaşadığı ne varsa, bütün bunları düşüncesizce harcıyorsa, içinde en ufak bir şey kıpırdamıyorsa, zaten duygu-muygu hepsini pazara çoktan çıkartıp satmış demektir. Fakat, şimdi konumuz bu değil. Konumuz, tüketimin hayatımızı nasıl etkilediği. Konumuz, hayatı tüketmek. Ve bunun üzerine şöyle diyebilirsiniz; ‘‘Doğayı tükettiğin zaman, zaten hayat diye bir şey olmaz. Nasıl konumuz değil?’’Evet, bu tesbit çok doğru. Fakat, hayatı tüketenler, önce kendi hayatlarını tüketmeye başlıyorlar. Ve bu işi de öncelikle duygularını tüketmekle başlıyorlar. Nasıl mı?İşin başında sevdiklerini tüketiyorlar. Sevdikleri derken illa da bir kişi olması gerekmiyor. Fakat, bu tip kişiler tıpkı yiyecek-içecek gibi sevdikleri kişiyi de tüketiyorlar. Nasıl mı?İşte, konunun can alıcı noktasına geldik. Mesela çok sevdikleri bir müziği gece-gündüz dinliyorlar. Taaa ki, doyuncaya kadar... Artık dinleyemeyecek hale gelinceye kadar... Yani, tüketinceye kadar. Öyle bir tüketiyorlar ki, dönüp bir daha dinlemek istemeyecek kadar.Ya da bir elbiseyi... Günlerce üst üste giyiyorlar. Artık bir daha giymeyi, görmeyi istemeyecek kadar... Veya bir yiyeceği... Sürekli aynı şeyi yiyiyorlar. Haftalar boyu... Bıkıncaya, bir daha yemek istemeyecek kadar... Kısaca, sevdiği ne varsa, doyuncaya, bir daha istek duymayacak hale gelinceye kadar tüketiyor... Böylece tüketim çılgınlığına yeni bir boyut ekleniyor. ‘‘Duyguları tüketmek’’ Aslında burada tüketilen, duygular... Hem de tüketilmemesi gereken ‘‘sevgi’’ sevilen, keyif alınan, özlem duyulacak şey. Tükettiğinizi özlemezsiniz. Hatta aklınıza bile gelmez. Şayet bir zamanlar sevdiğiniz şeyi aklınıza getirip çağrışım yaptıran bir durum olursa, yüzünüzün ne hale geleceğini buradan görebiliyorum. Ekşimiş bir surat. Evet, daha fazlası olmaz. Hatırladığınız anda, en son ‘‘bıkkınlık’’ halini hatırlarsınız. Çünkü, yaşadıklarıyla ilgili insanın aklına en son hatırladıkları şeyler gelir. Ya da en kötü duyguları gelir. İyi, güzel hatıralar, ancak yarım kaldığı, yani tüketmediği durumlar olduğu zaman gelir. Halbuki siz tüketmişsiniz. Sonuna kadar yaşayıp artık yaşanacak bir şey bırakmamışsınız. Tıpkı, sevdiği yemekleri yiyip adamakıllı doyduktan, kusacak hale geldikten sonra önüne o sevdiği yemekten bir tabak daha gelen insan gibi... Görmek istemezsiniz. Günlerce sevdiği yemeği tıka basa yiyen biri gibi... İşte, bu, tüketmektir. Ve bu kişinin önüne günler sonra aynı yemeği koyduğunuz zaman size şöyle diyecektir; ‘‘Evet, bunu bir zamanlar seviyordum. Ama şimdi istemiyorum’’Evet, görmek bile istemeyecektir. Çünkü, tüketmiştir. İşte, tüketmek böyle bir şey. Ve şimdi siz diyeceksiniz ki, ‘‘Bunun neresi kötü’’Çok kötü. Ve bunun kötülüğünü göremiyorsanız, işte o zaman çok daha kötü. İnsan, sevdiği şeyleri tüketmemeli. Tadına vardığı, keyif aldığı ne varsa, adamakıllı doyacak kadar, tiksinti duyup bir daha istemeyecek kadar yok etmemeli. Yoksa, insanın tüketiciliği karşısında ne duygu, ne doğa, ne de insan barınabilir. Tabii bu durumda kendisinin var olması da beklenemez. Kısaca, hayatını tüketmiş olur, diyorum, Yasemin'ce...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI