Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Açgözlülüğün bedeliAçgözlü bir millet miyiz, yoksa açgözlülerin yönettiği bir millet miyiz? Henüz pek anlamış değilim. Üstelik anlayabilmek için duyargalarımın hapsini sonuna kadar açıp anten misali her yöne hareket edecek şekilde ayarladığım halde bir türlü işin içinden çıkamıyorum. Bir de üstelik aldığım her yeni bilgi ile kafam daha bir karışıyor. Belki de bu kafa karışıklığımın nedeni Merkür'den kaynaklanıyor. Çünkü, şu sıralar Merkür başak burcunda dolaşıp zihnimi dağıtıyor. Aslında beynim her zaman olduğundan daha bir hızlı çalışıyor. Zaten sorun da burada... Duygularım çok belli fakat, aklım belirsiz. Çünkü, aklımı tam anlamıyla doyuracak bilgilere ulaştığım anda bu kez insanların davranış biçimlerine takılıp kalıyorum. İşte o andan itibaren zihnim tam bir arap saçına dönüyor. Nasıl dönmesin? Etrafınıza şöyle bir bakıyorsunuz, son derece anlayışlı, bilinçli, büyük bir olgunlukla sahip olduklarının kıymetini bilen bir tavır izliyorsunuz. Sonra yeniden dönüp bakıyorsunuz ne değer biliyor, ne kıymet veriyor. Yetmezmiş gibi yarını da düşünmüyor. Etrafında ne var, ne yok büyük bir açgözlülükle silip süpürüyor. Sanki yedikçe açlığı artıyor ve daha büyük bir iştahla yiyor... Koskoca dünyayı versen o saat bitirecek. Zaten de bitiyor. Evet, dünya bitiyor. Üstelik, bitiren de biziz. Şimdilik görmezden geliyoruz. Sanıyoruz ki, sahip olduğumuz doğal kaynaklar bitmez. Öyle ya, adı üstünde ‘‘doğal kaynak’’ kendiliğinden var. Bizim yaptığımız bir şey değil. Bizim ürettiğimiz biter, biz bitiririz. Ama, doğal olarak dünyanın varoluşundan beri var olan, bitmez. İşte böylesine bilinçten yoksun, saf bir görüşle afiyetle yemeye devam ettiğimiz bu kaynakların dibi görünmeye başladı. Tabii bizim ‘‘gören’’ gözlerimiz henüz bu gerçeği görmediği için kabul etmiyoruz. Gürül gürül akan sular, püfür püfür esen yemyeşil ormanlar, verimli topraklar karşımızda dikilip duruyor! Şimdi bütün bunlar önümüzde dururken göz göre göre bitiyor demek de neyin nesi oluyor?Vallahi, haklısınız. Ciğerlerimize doya doya çektiğimiz mis gibi havadan belli. Yediğimiz yiyeceğin bolluğu pek çok ülkenin kıskanç bakışlarını üstümüze çekecek denli çeşitli. Sonra denizlerimizin berrak sularında balıklar kaynıyor. Yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda yüzümüzü parlak güneşe dönüp her türlü endişe ve kederden uzak mis gibi yaşıyoruz. Daha ne istiyoruz? Şimdi, ‘‘dünyanın sonu geldi’’ der gibi felaket tellalığı yapmanın ne alemi var, diyebilirsiniz.Doğrusu şimdilik misler gibi yaşadığımız, doğru. Henüz topraklarımız verimli, akarsularımız tatlı, ormanlarımız serin. Fakat, yakın bir gelecekte bunların hiç biri olmayacak. Üstelik bu dediklerim kehanet sayılmayacak türden çok açık bir gerçek. Bu gerçeği kanıtlayan da yapımına başlanmış olan ‘‘hidroelektrik santralları’’Şimdi ‘‘en temiz enerjinin üretildiği bu santrallara da mı karşı çıkacağız. Sonra enerjiyi nereden sağlayacağız’’ diye düşünebilirsiniz. Tabii ki, enerjiye ihtiyacımız var. Fakat, bu enerjiyi nereden ve hangi koşullarda sağlayacağımızı da düşünmek gerekiyor.Akar sulardan elde edilen bu enerjinin bize kaça patlayacağını biliyor musunuz? Üstelik Fırtına Deresi'nden başka şu sıralar bir de Uzun Göl'den çıkan Solaklı Deresi üzerine de daha büyük bir başka santral kurulmak üzere. Sonra tam 19 tane daha çeşitli akarsuların üzerine santralların kurulması projeleri gündeme gelmiş bulunuyor. ‘‘Aman ne kadar da güzel. Desenize Türkiye'nin yakın bir gelecekte enerji sorunu hiç kalmayacak’’ deyip sevinçten göbek atmaya başlayabilirsiniz. Fakat, sevinmek için acele etmeyin. Çünkü, bütün bunların nasıl kurulduğunu biliyor musunuz? Ya santral devreye girdikten sonra neler olacağını? İnanmayacaksınız ama, bu santralların ömürleri projeye göre değişiklik gösterse bile ortalama elli sene. Ve elli yıl enerji sağlayacağız diye dünyanın ömrünü ne kadar kısalttığınızdan haberiniz var mı? Dünyanın doğal dengesi içinde akıp giden bir akarsuyun akışına müdahale edip suları barajlarda biriktirip gönlünüze göre salıverdiğiniz zaman dengeyi otomatik olarak bozuyorsunuz. Akarsuyun içindeki canlılardan tutun da barajın bulunduğu topraklara varıncaya kadar etkilenmeyen bir şey kalmıyor. Tabii bu hidroelektrik santralını kurduğunuz yerin bitki örtüsünü de düşünmek gerekiyor. Tıpkı Çamlıhemşin de olduğu gibi. Doğanın bol kepçeden dağıttığı muhteşem ağaçlar ve içinde barınan bitki örtüsü hem santralın yapımı sırasında yok olacak hem de santral devreye girdikten sonra... Çünkü elde edilen elektriğin ulaşımını sağlamak gerekecek. Tabii bununla birlikte yüksek gerilim hattının vereceği zararı da ayrıca düşünmek gerek. Ve bütün bunlarla birlikte enerjiye olan açlığımızın boyutlarını da gözden geçirmekte yarar var. Suları bol diyerek illa da bu doğayı katledecek olursak sonuçlarına da katlanmamız gerekecek. Ve, bunun sonucunda açgözlülüğümüzün bedelini milletçe ödeyeceğimizden kuşkunuz olmasın, diyorum, Yasemin'ce...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI