Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Kazdağı'nın Çanakkale cephesiBu cephenin ‘‘Kurtuluş Savaşı'nın Çanakkale Cephesi’’yle bir ilgisi yok pek tabii. Fakat, yine bir kurtuluş mücadelesine tanık oluyor. Bu kez kurtarılmaya çalışılan ağaçlar... Hem de eşi benzeri dünyada bulunmayan Kazdağları'nın ormanları tüm bitki örtüsü ve içinde barındırdığı kuşları, böcekleri kısaca tüm canlılığı ile tehdit ediliyor. Bu kez tehdit edenlerin elinde kazmalar ya da maden arama makinaları yok. Gecenin sesizliğinde pusuya yatıp sinsice ilerleyen eli ateşliler var. Bunlar, ağaçları, ormanı ve ormanın içinde barınan tüm canlılığı ateşe vermek için Ay'sız gecenin karanlığını gözlüyorlar. Kazdağları'nın bir bölümü Balıkesir, bir bölümü de Çanakkale il sınırları içinde bulununca böyle bir başlık kendiliğinden ortaya çıkıyor. Çünkü, ellerinde ateşle bekleyenlerin bulunduğu yer, Çanakkale’de bulunuyor. Geçen hafta yazdığım ‘‘Kazdağı'nı yakacaklar’’ başlıklı habere halkın dışında asıl tepkiyi gösterecek olan yetkililerden ‘‘tık’’ çıkmaması bütün olayları en baştan düşündürüyordu.Tam bu sırada gelen telefon düşüncelerimin akışını tamamen değiştirdi. Evet, Çanakkale Orman Bölge Müdürü Ömer Akbaba idi beni arayan. Ve yaptığı adına layık konuşmayı aynen aktarıyorum; ‘‘Yaptığınız yalan yanlış haberlerle kamuoyunu yanıltıyorsunuz. Üstelik televizyonda ve basında gösterilen yerlerin adı geçen yerle hiç bir ilgisi yok. Kalkım ne zaman ilçe oldu da Kalkım Kaymakam'ı diyorsunuz? 'Orman yanarsa, çiftlik de yanacak' diyorsunuz. Çiftlik ormandan daha mı, önemli? Zaten ben olsaydım o çiftliği yaptırtmazdım. Neyse bunun fazla önemi yok. Nasıl olsa yıktıracağım. Hem sonra kaç sefer Kazdağları'na geldiğinizden haberim var. Neden bir kez bile bizi arayıp sormadınız? Size bilgi verenlere inanıyorsunuz, bizim fikrimizi sormuyorsunuz. Jandarmaya sormuşsunuz. Jandarma ormana ne karışır? Ormana biz bakarız. Üstelik 'iki defa yakmak için teşebbüste bulunuldu' dediğiniz yerler üç kez yangın tehlikesi atlattı. Evet, bir ay içinde üç defa yakmak için teşebbüste bulunuldu. Yaptığınız ayıptır. Yalan yanlış bilgi veriyorsunuz. Ayıp.’’Evet, Sayın Akbaba ‘‘ayıp’’ dedikten sonra suratıma telefonu kapattı. Doğrusu onun yaptığı ayıpla uğraşacak hiç zamanım yok. Benim derdim ne Orman Bölge Müdürü, ne Vali, ne de Kaymakam ile... Benim derdim ağaçlar ve içinde yaşayan milyonlarca canlının yok olup olmamasıyla... Ve, Sayın Akbaba ‘‘madem ormandan siz sorumlusunuz, küçücük bir köyde ormanı yakmaya çalışanları nasıl oluyor da bulamıyorsunuz? Konumuz ağaçlar olduğu halde koca yazının içinde bir satır geçen çiftliği öne sürüyorsunuz’’ diye sorduğum zaman, ‘‘Koca ormana gecenin karanlığında gelen adamları nasıl bulalım’’ diye cevapladı. Ne yalan söyliyeyim şaşkınlıktan verecek cevap bulamadım. Koskoca işletmede ‘‘Koca mezarlık’’ olarak bilinen ormana bekçilik edecek bir kişi bile yok demek, diye düşündüm. Olacak şey değil. Hem üç kez sabote edildiğini biliyorsunuz sonra da tedbir almıyorsunuz. ‘‘Bu işin içinde bir iş’’ var demekten kendimi alamadım. Çanakkale Bölge Müdürü ne orman ne ağaçlar, ille de çiftlik diyordu. Adı geçen çiftlik de bir kaç ay önce haberini yaptığım Türkiye'nin ilk konkur atlarını yetiştiren çiftlik. Ormanın yakılmasını nasıl engelleyeceklerinin üstünde bile durmayan Sayın Akbaba yazdığım yazının anafikri yerine ayrıntılarına takılıp Yenice Kaymakamı yerine Kalkım Kaymakamı yazdım diye yanlış haber vermekle beni itham edip ardından da ayıp işlediğimi tekrar tekrar vurguladı. Sorarım sizlere, asli görevi ormanları korumak olan kişinin, ormanı bir takım gözü dönmüş, ellerinde ateşlerle dolaşan ağaç katillerine peşkeş çekmesi ayıp olmuyor mu? Zaten önce madencilerin katledeceği canım ormanı kurtarmak adına yazdığım onca yazı esnasında Edremit ve Balıkesir'in yöneticilerinden gelen faks ve telefonların arasında Çanakkale'den sadece bir tek telefon gelmişti, o da Sayın Kaymakam'dan. Teşekkür'ünü dile getirip diğer madencilerin yaptığı çalışmaları durduracaklarını ve kazılan yerleri öylece bırakıp giden madencileri de göreve çağırıp kapattıracaklarını söylemişti. Doğrusu bu habere o zamanlar çok sevinmiştim. Fakat, sonraki gidişlerimde oyulmuş göz çukuru gibi insanın içini tuhaf eden oyuklar hala öylece bırakıldığı gibi duruyordu. Yeri gelmişken Çanakkale Valisi'nin de kendi sorumluluğu içinde kalan bölge hakkındaki duyarsızlığının dikkat çekici olduğunu vurgulamak istiyorum. Zira geçenlerde yazdığım ‘‘Kazdağları'nda tuhaf kooparatif’’ başlıklı yazının içinde ‘‘Agonya Yapı Kooparatifi’’nin nasıl yapıldığını, izinli mi, izinsiz mi, olduğunu sorgulayan ihbar ve merak karışımı yazıya tek bir ciddi cevap geldi o da Balıkesir Valisi Alaaddin Yüksel'den. Bilgilendirdiği için teşekkür ederim. Gönderdiği faksı aynen aktarıyorum; Hürriyet Gazetesi'nin 01.08.1998 tarihli Tatil ekinin 18. sayfasında tarafınızdan yazılmış ‘‘Kaz Dağları'ndaki tuhaf kooparatif’’ başlıklı köşe yazınızda bahsedilen ‘‘Agonya Yapı Kooparatifi’’nin durum hakkında ivedi olarak inceleme ve yasal işlemler yapılması hususunda mahallen yaptırılan tetkikatta ilgi yazınızda bahsi geçen hususların; Çanakkale İli, yenice İlçesi, Kalkım Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmıştır.''Evet, bu mektup, Kazdağları'nın Çanakkale cephesini bize daha açık bir biçimde vurguladığı inancındayım. Kararı sizlere bırakıyorum, diyorum, Yasemin'ce...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI