Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Mesajlar ve kehanetlerYarın ne olacak? Bundan sonra beni neler bekliyor? Bugün beklediğim durumla karşılaşacak mıyım? Bu işe başlamak benim için hayırlı olur mu? Sevdiğimle birlikte olabilecek miyim? Ve, hemen her konuda neler olabileceğine ilişkin duyulan merak, kehanet sanatlarını hemen bütün dönemlerin en gözde ilgi odağı haline getirmiştir.Şimdi burada kehanet sanatları üzerine bir çeşitleme yapacağımı ya da ne olduğunu açıklayacağımı bekliyor olabilirsiniz. Ancak, konumuz ‘‘Kehanet’’ olmakla birlikte kehanet sanatları değil. Ben şimdi düpedüz yaşadığımız hayatın içinde düpedüz karşılaştığımız kehanetlerden bahsedeceğim. Bu kehanetler aslında yaşadığımız pratik hayatı kolaylaştırabilecek türden karşımıza çıkan mesajlar. Ancak, bu mesajları çözebilmek veya anlayabilmek için kehanet sanatlarının ustasının ‘‘Kahin’’ anlayış ve dikkatine sahip olmak gerekiyor. Hergün geçtiğiniz yola ne kadar dikkat edersiniz? Aslında hergün geçilen yol, insanın iyi bildiğini sandığı ve farkında olmadan geçip gittiği yoldur. Bu nedenle de hiç dikkat etmeyiz. Yürürken veya arabayla giderken bu bildik yolun dışında herşey vardır kafamızda ve etrafımıza görmeden öylece bakarız. Acaba, o geçtiğiniz yol gerçekten hergün geçilen aynı yol mudur? Elbette ki, aynı değildir. Herşey gibi yol da değişmektedir. Ve siz, bunun farkına varmazsınız. Dikkat etmediğiniz için görmezsiniz. Olağan görüntülerin arasında meydana gelen olağan dışı birşey gözünüze çarpmaz. Çünkü, dikkatiniz geçtiğiniz yolun dışında kimbilir nerelerdedir. Aklınız, belki evinizle ilgili ya da işinizle ilgili bir soruna takılıp kalmış, belki de başlamayı tasarladığınız bir konuyla meşguldur. Bunun sonucunda da mesajların farkına varamazsınız. Mesajlar diyorum. Çünkü, insanın çevresi mesajlarla doludur. Ve, bu mesajlar, o günün nasıl geçeceğinden tutun da sizin içinde bulunduğunuz durumun nasıl gelişeceğine kadar, pek çok konuda insana bilgi verir. Fakat, ne yazık ki, kişi, bunların farkında değildir. Farkına varsa bile anlayamaz. Örneğin, bir mistiğin tanrıya yakarışı ve dilediği yardımın en başında şöyle bir dua vardır;‘‘Tanrım, ne olur anlayışımı yükselt. Anlayışımı yükselt ki, senin gösterdiğin mesajları anlayabileyim’’Eski Mezopotamyalılar, doğada ve insan hayatında görülen alışılmışın dışında, garip ya da beklenmedik her türlü olayı bir tür kehanet olarak değerlendirmişlerdir. Kişinin karşılaştığı duruma göre, mutlu ya da mutsuz bir gelecek yorumunda bulunur, dinsel anlayışlarına göre kehanetleri açıklamaya çalışırlardı. Aslında, tarihin ilk dönemlerinde doğayla içiçe yaşayan insanların, çevrelerinde bulunan herşeyden bir anlam çıkartarak yaşadıkları bilinmektedir. Örneğin, hayvanların hareketine bakarak, deprem olacağı ya da fırtına çıkacağına dair kehanetlerde bulunup önlem almaya çalışmış, bulutların, ağaçların, suyun kendilerine verdiği mesajları değerlendirmişlerdir. Bugün dahi, çevrelerine karşı son derece duyarlı, atalarının öğrettiklerini uygulayan insanlar bulunmaktadır. Daha çok doğanın içinde yaşayan insanların, toprak, hayvanlar, gökyüzü ve bitkilerin kendilerine ilettiği mesajları anlayabilmektedirler. Örneğin, gökyüzüne bakıp gecenin ayaz olup olmayacağı, ertesi günün yağmurlu ya da güneşli olacağına dair kehanette bulunabilen bir çok kişi vardır. Bu tabii ki, şimdi sizin için bir kehanet değeri taşımayabilir. Ancak, gece dışarda bulunmak zorunda olan biri için, o gecenin ayaz olup olmayacağını bilmek çok ciddi bir bilgidir. Ve, o gece mutlu ya da mutsuz olacağı bu bilgiye bağlıdır. Dikkatinizin ve anlayışınızın yükselmesiyle birlikte geleceğe yönelik size sıkıntı veren ‘‘Ne yapacağınızı bilememek’’ durumundan çıkıp ‘‘Bilen kişi’’ olmanız mümkün. Dikkatinizi çevrenize yönelttiğiniz zaman sizin için beliren işaretlerin farkına varmaya başlayabilirsiniz. Önünüzde oluşan mesajları görebilir, kehanetleri anlayabilirsiniz. Anlamak için, istemeniz yeterli... Tabii bu isteğin gönülden olması gerekiyor. Gözlerinizi, kulaklarınızı, bütün duyu organlarını tamamen açık tutmalı, düşüncelerinizi ise, serbest bırakmalısınız. Yani etrafınıza kayıtsız, şartsız bakmayı, gördüklerinizden heyecan duymayı öğrenmelisiniz. Bu duruma kısaca, yaşamak diyebiliriz. Yaşamayı öğrendiğiniz zaman, mesajları da görmeyi öğreneceksiniz. Böylece, merak ettiğiniz ve içinizde sıkıntı duygusu uyandıran ‘‘Ne olacağını bilememe’’ endişesinin üstesinden ‘‘Bilerek’’ geleceksiniz, diyorum, Yasemin'ce...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI