Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

HIRSIZLIK VE ŞUURGeçenlerde yazdığım ‘‘Hırsızlık olayları’’ başlıklı yazının yayınlanmasından hemen sonra bir çok mektup aldım. Her zaman olduğu gibi büyük bir ilgi ve merakla okumaya başladım. Önce büyük bir ilgiyle okurken, daha sonra merakım şaşkınlığa dönüştü. Büyük bir hayret içinde neredeyse şimdiye kadar öğrendiklerim, bildiklerim ve bunun üzerine kurduğum felsefemin karman çorman olmaya başladığını hissettim. Mektupları bitirdiğim zaman başım dönüyordu. Sanırım, tansiyonum düşmüştü. Öylesine sarsılmıştım ki, düşünemiyordum bile. Birden ‘‘Yasemin, ne oluyor sana böyle? Toparlan bakalım. Önce şu seni alt üst eden düşüncelerini bir düzenle. Sonra otur tekrar oku ve üzerinde düşün’’ dedim. Dediğim gibi de yaptım. Şimdiye kadar biriktirdiğim bilgileri zihnimin içinde bir kenara koydum ve hiçbir düşünce, yargı ve benzeri yorumlar yapmadan yeniden okudum. Herkes, kendi açısından haklıydı. Zaten öyledir. Herkes, dünyaya kendi gözlüğünden bakar. O güne kadar öğrendikleriyle algılar, değerlendirir ve yaşar. Peki, herkesin haklı olduğu bir yerde hep birlikte nasıl yaşanır? Bir tek şekilde yaşanır, o da, herkesin algılaması, değerlendirmesi ve dünyaya bakışı aynı olursa, birlikte yaşanabilir. Yoksa, yaşamak, mümkün olabilir mi?Elbette ki, mümkün değil. Peki, o zaman, nasıl birarada yaşayacağız? Üstelik, ‘‘İnsan’’ gurup halinde yaşayan, yaşayabilen bir varlık. Bu durumda herkesin birarada yaşamasını sağlayacak, kıstaslar, kurallar gerekiyor. Hatta, evrensel değerlere ihtiyaç var. Yoksa, bir toplumu oluşturmak ve birlikte yaşamak mümkün olamaz. Bu durumda şöyle düşünenler çıkacaktır;İnsan, bireysel olarak kendi değerlerini oluşturamaz mı? Ve kendi değer ölçüleriyle yaşayamaz mı?Zaten, insan, kendi değerlerini oluşturup, kendi ölçüleriyle yaşıyor. Ve hepbirlikte ortak değerlerde buluşup evrensel değerleri oluşturuyoruz. Ve, her alanda olduğu gibi zaman içinde değerlerimiz de değişiyor. Değişen ve gelişen insanla birlikte evrensel kurallar da tabii ki, değişiyor. Değişmeye devam da edecek.Ancak, değişmeyen tek bir evrensel yasa var ki, buna bütün insanların kayıtsız şartsız katılması, hatta taaa, yüreğinde hissetmesi gerekiyor.‘‘Bir insan, diğer bir insana şuurlu olarak zarar vermez’’ İnsan varlığının herşeyden değerli tutulduğuna işaret eden bu kuralı, her insanın içinde kuvvetle hissetmesi gerekir. Bu evrensel yasayı içinde hissederek anlayan kişi, ‘‘İnsanı insan yapan değerler’’e ulaşmış demektir. Yoksa, birarada yaşamak, birlik ve bütünlüğü oluşturabilmek mümkün olamayacaktır. Anlaşmak için nasıl ki, dil birliğine ihtiyaç duyuyorsak, birarada yaşayabilmek için de ahlaki değer birliğine ihtiyacımız var. Üstelik, bu değerleri içimizde hissedip yaşamaya ve yaşatmaya yönelik bir anlayışa da ulaşmamız gerekiyor. Zaten, böyle bir anlayışa ulaşıldığı zaman ne maddeler halinde oluşturulmuş kanunlara ne de ‘‘Onu yap, bunu yapma’’ diyenlere ihtiyacımız kalır. Böylece özgürlüğü de yakalamış oluruz. Fakat, ne yazık ki, bu evrensel yasayı bırakın içimizde hissetmeyi, çoğu zaman düşüncemizde bile oluşmadığını görüyoruz. Ve, neredeyse hırsızlığı ‘‘Mübah gösteren’’ bir hoşgörü içinde bulunabiliyoruz. Elbette ki, sınırsız bir hoşgörüye sahip olmak, mükemmel bir durumdur. Ancak, dünya gerçeklerinden uzaklaşıp sadece spiritüel boyutta düşünmek ve yaşamaya çalışmak, pek istenilen bir durum değildir.Dünyada yaşadığımızı, dünyanın gerçekleriyle çevrili olduğumuzu ve yaşadığımız bu gerçekleri kendi şuurumuzla yarattığımızı unutmamalıyız. ‘‘Hırsız kendi deneyimini yaşıyor. Bu onun tecrübesi’’ deyip geçemeyiz. Ve hatta, canı yanan kişi için de, ‘‘Demek ki, böyle bir tecrübeye ihtiyacı vardı’’ şeklinde yorumlayıp gerçeklerden kaçamayız.Hırsızlığın tek bir açıklaması vardır. O da, evrensel yasayı algılamamak. Yoksul olmak, ihtiyaç içinde bulunmak ya da bir anlık gaflete düşmek, hırsızlık yapmak için yeterli mazaretler olamaz. Olmamalı. Hiçbir şuurlu varlık, bu konuya haklı mazeretler uydurmaya ve hoşgörüyle yaklaşmaya, kısaca kendi gerçeğinden kaçmaya çalışmaz. Şuurlu bir varlığın böyle bir durum karşısında yapacağı tek birşey vardır. O da, farkında olduğu şuurunu daha da yükseltmek. Kendi bilinç düzeyini yükseltirken çevresini de etkileyecektir. Böylece doğru düşünceyi yakalayıp evrensel yasanın çalışması ve bütünlüğün korunmasını sağlayacaktır. Çünkü, birlik dağıldığı zaman kendisinin de dağılıp yok olacağını bilir. Bu nedenle kendisiyle birlikte bütün varlıkların şuurlarını yükseltmek için gayret gösterir. Ve, bilincin yükselmesi, anlamsız hoşgörüyle değil, gerçek sevgiyle mümkün olabilir, diyorum, Yasemin'ce...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI