Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yaşasın Mısır Devrimi!

Kendisini “özgür ruhlu bir isyancı” olarak tanımlayan Maha el-Esved, benim bu satırları yazmamdan 24 saat önce “Yaşasın Mısır, Yaşasın Özgür Mısır, Yaşasın Mısır Devrimi!” diye haykırıyordu.

Bu satırlarından hemen önce de “Binlerce avukat cübbeleriyle şu anda Tahrir Meydanı’na doğru ilerliyorlar. Manzarayı anlatabilecek kelimeleri bulamıyorum” satırlarını düşmüştü Twitter’a.

Mısır Ordusu adına yapılan ve Hüsnü Mübarek’in yanında saf tuttuğu izlenimi yaratan açıklamasından hemen sonra ise, -benim şu satırları yazdığım sırada- Maha’nın (bir Mısırlı genç kız olduğunu seziyorum) şu Twitter satırları dikkatimi çekti:

“Bu devrim ordusuz başladı ve ordusuz devam edecek.” Ve, büyük harflerle devam ediyor: “SİZE İHTİYACIMIZ YOK, DİKTATÖR KORUYUCULARI!”

Maha’yı tanımıyorum. Twitter üzerinden izlediğim, Tahrir Meydanı’na her gün girip çıkan Mısırlılardan biri olduğunu yazdıklarından biriyim sadece.

Mısır’da “tarih yazan” harikulade “Halk Devrimi”ni ateşleyenlerden birini, Wael Ghonim’i (dünkü yazıda adını yanlış yazmışım) tanımıyorum ama kim olduğunu biliyorum. Wael, kendisini “Sürekli Değişen, Ciddi Şakacı, İnternet Müptelası, Statükoya meydan okumayı sever” diye tanıtmış Twitter’da. Şu an saat 14:45 ve birkaç dakika önce yazdığı Twitter, kendisini tanıtma tarzına uygun ironik tonlar taşıyor:

“Sayın Başkan Mübarek, artık sizin onurunuz değil, Mısırlıların kanı önemli. Lütfen ülkeyi terkedin ŞİMDİ.”

Wael Ghonim’den herkesin adını bildiği Muhammed el-Baradei’ye geçiyorum. Geceyarısı “Mısır infilak edecek. Ordu şimdi ülkeyi kurtarmalı” diye yazmıştı; az önce yazdığı Twitter ise şöyle:

“Bütün ulus sokaklarda. Rejimin tek çıkış yolu çekip gitmesi. Halk iktidarı ezilemez. Kazanacağız. Ordunun katılacağını hala umuyorum.”

Derin tarih, büyük halk

Nefes almadan tüm Ortadoğu’nun tarihini yeniden çizecek, tüm dünyayı sallamakta olan “Mısır Devrimi”ni izliyorum. Bir gözüm Ipad’de, internet üzerinden Mısır’dan yazılan twitter’ları okuyorum, bir elimde bilgisayar başta Amerikan basını son dakika haberlerini ve sayısız yorumu okuyorum; bir elimde uzaktan kumanda aleti, El Cezire’nin İngilizce ve Arapça yayınları arasında gidip geliyor diğer gözüm.

Kahire’de Tahrir dalgalanıyor, yakındaki radyo-televizyon binası önüne yığılmaya başlıyor kalabalıklar ve de Tahrir’den epey uzaktaki Heliopolis’te Mübarek’in Uruba Sarayı önünde birikiyorlar. İskenderiye’de müthiş bir insan seli. Keza, Mansura’da ve İsmailiye’de. Mahala’da, Helwan’da hayat durmuş vaziyette. Tekstil ve çimento fabrikaları çalışmıyor, telekomünikasyon hizmetleri durmuş halde. Süveyş şehrinde bazı devlet binalarının kuşatıldığını veya ele geçirildiğini izliyorum.

Gördüklerim, hareket halindeki kitlelerin büyüklüğü ve katılımın yaygınlığı bakımından ancak bundan 32 yıl önce İran’da tanık olduklarım ile karşılaştırılabilir. Bu, üstelik, çok daha “zerafet sahibi” bir devrim gibi gözüküyor.

Büyük bir halk ne de olsa Mısır halkı. Bağdat doğumlu bir İsrailli’nin, New York Üniversitesi’nin tanınmış bir Ortadoğu uzmanı olan Alon Ben-Meir”in Mısır halkı için şu satırlarına tümüyle katılıyorum:

“Onları (Mısır halkı) sadece kahramanlıkları için değil, aynı zamanda, sağlamlıkları, yurttaşlarına derin bir duyguyla bağlılıkları, halk devrimlerini nihai zafer doğrultusunda gerçekleştirirken ortaya koydukları sorumluluk ve kararlılıktan ötürü alkışlıyorum. Muhtemelen bütün bunların hiçbiri şaşırtıcı değildir. Mısır, ne de olsa, 4000 yıldan fazla bir süre sürekliliğe sahip tarihi, eşsiz kültürel zenginlikleri, kuşaktan kuşağı aydınlatmış olan bir uygarlık beşiğidir. Bu ülkenin devrimcileri, ülkelerinin şanlı tarihinden beslenerek sımsıkı durdular. O öyle bir tarihtir ki, onları iç güç ile ve tekrar ve tekrar ayağa kalkarak, Mısır’ın gelecekteki kaderini yaşamak için donattı.”

Geleceğin tarihçileri yazacaklar...

Şu aşağıdaki satırlar ise, önceki gece Hüsnü Mübarek ve General Ömer Süleyman’ın televizyon konuşmalarını dinledikten sonra, Tom Friedman’ın Kahire’den New York Times’daki köşesine taşıdıkları:

“Bu söylemin, Tahrir Meydanı’ndaki bu demokrasi ayaklanmasının gerçeğiyle hiçbir bağlantısı yok. (Bu demokrasi ayaklanması) uzun süre baskı altında tutulmuş ve artık korkmayan, artık özgürlüklerinden mahrum bırakılmaya razı olmayan, 30 yıldır onlara demokrasiye hazır olmadıklarını bildiren kendi liderleri tarafından aşağılanmayı kabul etmeyen halkın kendi gücünü üretmesidir. Gerçekten, Mısır demokrasi hareketi, Hüsnü Mübarek’in söylediğinin tam tersi: içerden kaynaklanan, yorulmak nedir bilmez ve tümüyle Mısır’lı. Geleceğin tarihçileri bu hareketi yaratan büyük tarihi güçleri yazacaklardır...”

ABD’nin ne dediğinin artık önemi yok

Tekrar Twitter’a dönüyorum; Rowan el-Şimi adlı başı açık, ray-ban gözlüklü olduğu fotoğrafından anlaşılan genç Mısır’lı kız 45 dakika önce şöyle yazmış: “ Halk, saraya yürürken ‘Bu bir protesto değil, Devrim’ diye bağırıyor. Özgürlük!”

Christiane Amanpour ise aynı dakikalarda bir “üst düzey Mısırlı yetkili”nin kendisine “Mübarek’in Kahire’yi terkettiğini söylediğini” haber veren bir twitter yazmış.

Gözüm sevgili dostum, Londra’da El-Hayat gazetesi için yazan Kamran Karadaghi’nin (Iraklı Kürt) satırlarına takılıyor:

“Artık Obama yönetiminin Mısır’daki olaylara tepkisinin bir önemi kaldı mı? Ne rejim, ne de halk ırgalamıyor.”

Devrim, böyle bir şey işte.

Bu satırlar yayımlandığı sırada, durum ne olursa olsun. Tarihi gerçek ortada:

Mısır’da devrim oluyor!

X