Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yaşasın evlilik

Bugün uzun zamandır ihmal ettiğim bir konuya yoğun istek üzerine geri dönüyorum. Halkın taleplerine duyarlılık bizim mesleğin en önemli kuralıdır ve ben de bu mesleğin onuruyum.RANA, zaten baştan aşağı yanlış ilkelere dayanan ve bu yüzden de bir an önce yasaklanması gereken evlilik kurumunu ciddiye alıyor.Ciddiye almaktan da öte bu kurumun kurallarını da eksiksiz uygulayarak, zaten kolay olmayan, trajedilerle dolu olan hayatı daha da zor bir hale getiriyor.Bir örnek vereyim.Nikâh töreninde cellat imzaları atmanızı istemeden önce ‘Birbirinizi koruyun, kollayın, iyi günde kötü günde bir arada olun’ diyor ya...Yani öyle dediğini zannediyorum, çünkü bu denilenleri aslında kimse dinlemiyor.Dinleseler denilenleri büyük ihtimalle o anda vazgeçecekler atacakları adımdan ama herkes zırvalaması kesilsin de işimize bakalım diye düşündüğünden aslında celladın anlattıklarının olabilecek felaketleri nasıl da özetlediğini fark edemiyor.Şimdi Rana, bu ‘iyi günde, kötü günde bir arada olun’ temennisini de yanlış anlamış durumda. Bütün bu olayı geçen gün Başbakan Mesut Yılmaz'ın Genelkurmay Başkanı Karadayı ile yaptığı kritik görüşme ile ilgili haberi dinlerken düşündüm.Buna ben de ‘kritik’ görüşme diyorum çünkü ikisi bir araya geldiklerinde sadece karşılıklı yemek tarifi dedikodusu yapsalar da fark etmez, bu biz gazeteciler açısından illa da kritik görüşmedir.Bu tavrımızı eleştiren sıradan insanlar olursa aleyhlerine bir şeyler bulup köşe yazısı yazarız ona göre ha!***Neyse, radyoda Mesut Yılmaz ile Karadayı'nın görüşmesinin bir saat 45 dakika sürdüğü ve bu görüşmenin ‘baş başa’ geçtiği söylendi.Takside gidiyorduk, dışarda inanılmaz derecede kötü bir hava vardı.Ben ilk önce haber hakkında bir espri yapayım dedim ve Rana'ya dönüp ‘‘Baksana baş başa görüşmüşler. Demek ki eşlerin katılmadığı bir toplantı olmuş bu’’ dedim.Rana gülmedi espriye.Ben güldüm ama bu da kısa sürdü çünkü kafama bir şey dank etti.Ben iyi ki başbakan olmamıştım çünkü o zaman devletin normal işleyişini sürdürebilmesi imkânsızlaşırdı.Düşünsenize genelkurmay başkanı telefon açıyor ve gel görüşelim diyor bana.Ama gitmem imkânsız, çünkü Rana eşsiz düzenlenen toplantılara katılma izni vermiyor bana.Şimdi genelkurmay başkanına ‘‘Gel şunu eşli yapalım da başım ağrımasın’’ desem, laubali kaçabilir biraz.Anlayacağınız o durumda benim Genelkurmay Başkanı ile ‘baş başa’ görüşme yapmam mümkün olamayacak.Rana'ya ‘‘Yahu laik cumhuriyet tehlikede, ne olur sanki tek başıma gitsem oraya’’ dememin de bir anlamı yok.Çünkü onun birinci önceliği beni tahakküm altında tutmak. Bunun hangi sistem altında başarıldığı onun açısından önemli değil.İster cumhuriyet olalım, ister komunist rejim gelsin, isterse de mükemmel bir faşist idare başa geçsin.O bunlara katiyen aldırmadan kendi bildiğini okuyor.Özet olarak benim başbakan olabilmem mümkün değil, bunu belirteyim diye yazdım bunca şeyi sakın ha yanlış anlama olmasın.***Şimdi spor salonuna gidiyoruz ya.Tahmin ediyorum ki Rana'nın en büyük sorunu yürüme bantlarının yeterince geniş yapılmaması.Yürüme bantları tek kişilik düşünüldüğü için o bir bandın ben başka bir bandın üzerine çıkıyoruz.BU İSE EVLİLİK KURUMUNA TAMAMEN AYKIRI!Normal olarak karı-kocalar aynı bandın üstünde koşmalılar, ama bu bantları üreten firmalar aile ahlakına aykırı oldukları için tek kişilik bantlar üreterek insanı yanlış yönlere gitmeye teşvik ediyorlar.Ama olsun, biz bütün engellere rağmen evlilik kurumunu koruyacağız. Kararlıyız ve istikrarlıyız bu konuda.İkimiz biraz sıkışsak da aynı bandın üzerine çıkacağız.O düz koşsun ben de artık yan yan koşarım.Böylece koşarken suratım da ona dönük olur ve yüz işaretleriyle verdiği saniyelik talimatları da hiç kaçırmadan halimi ve tavrımı ona göre ayarlarım.Evet, ideal durum bu ve bunu hemen uygulamak zorundayım.***Rana'nın evlilik kurumunun ilkelerini tek ihlal ettiği durum biz New York'a gittiğimizde yaşanıyor.Kendisi alışveriş dalında altın madalya sahibi olduğundan New York'ta hemen her gün dört beş saat beni tek başıma bırakıyor.Gerçi ben o tek başıma olduğum saatlerde de onun büyütülmüş bir resmini yanıma alıp, parka gidiyorum ve sadece resme bakarak saatlerce tek başıma oturuyorum.Ama olsun yine de o mutlu o ayrı olduğumuz saatlerde.Bu nedenle yılda bir kez evimizi barkımızı, mutfaktaki düdüklü tencereyi tavaları, okuduğum ve okumayı planladığım kitaplarımı satıp paraları cebe koyup gidiyoruz oraya.O alışverişte mutlu olup bir sene önceki rekorunu egale ediyor. Ben ayrılık acıları çekerek resimlere bakıp kan ağlıyorum.Sonra geri dönüp kredi kardı borcunu bir yıl boyunca ödüyoruz.Sonra tekrar bir yıl sonra aynı şeyi yine yapıyoruz.Bu arada hayat bir kısır döngüden ibaret değildir diyen olursa ona bir kafa atarım, aklı durur.İyi günler.
X