Yaşananlar

Haberin Devamı

Tokat gibi..

LÜTFEN, aşağıdaki satırları dikkatlice okuyun. Sonra size bir sorum olacak. ‘‘... Alalım Antalya Adliyesi'ni. Mahkemelerde katip kadroları boş. Kırkı aşkın katip kadrosuna güya hükümetin ekonomik tedbirleri nedeniyle atama yapılmıyor. Yeni mahkemeler kurulacak, oda yokluğundan kurulamıyor.

Adliye sabahtan akşama değin arı kovanı gibi... Halinden şikayet etmeyen yok. Türkiye'nin en iyi adliye binalarından biri olan Antalya Adliye Binası'nın mimarlık yönü dışı sizi yakar, içi bizi... Bu kadar kullanışsız, içinde çalışanı bu kadar bozan, devlete zarar veren bir adliye binası ancak yarışmayla çizdirilebilirdi. Odalar, duruşma salonları hangi akla hizmetle iç avluya bakar şekilde yapılmış bilinmiyor. Bütün gün yanan elektrik ışığı ile aydınlanma yapılmakla harcanan elektrik parasını varın hesaplayın. Mimarın kulakları bütün gün çınlıyordur herhalde...’’

SATIRLAR KİME AİT?

Evet, okudunuz. Şimdi size soruyorum. Bu satırlar kime ait olabilir?..

İşte seçenekler;

a-) Mimarlar Odası Başkanı

b-) Antalya Baro Başkanı

c-) Muhalefet partisi il başkanı

d-) Adliyeye işi düşen bir vatandaş

e-) Bir hakim

Bu sözleri, yukarıdakilerden kim söylemiş olabilir?.. Akla ilk gelen hangisi?.. Haydi, sizi fazla uğraştırmadan açıklayayım. ‘‘e’’ şıkkı diyen kazandı. Yani, bir hakime ait bu sözler... Antalya Asliye 2'nci Hukuk Hakimi Şener Silme'ye... Baro Dergisi'nin son sayısına, ‘‘El'in Adliyesi’’ başlıklı bir yazı yazmış. Ve, içinden geçeni, duygularını hiç çekinmeden dobra dobra dile getirmiş.

Hakim Silme, yazısında, ‘‘Ağabey’’ dediği, emekli yargıç Hayati Şener'in Kanada'daki bir anısından da bahsetmiş. Ve, anıyı onun ağzından şöyle aktarmış;

KANADA'DAN ÖRNEK

‘‘Kanada'da 100 bin nüfuslu bir kentte yaşayan bizim oğlanın yanına gittim. Oğlum dedim, bir de adliyeyi görelim. Filmlerdeki gibi görkemli, temiz bir bina. Duruşma salonları lambri kaplı. Saygı uyandıran kürsü, avukat masaları, dinleyici locaları var. Yargıç odasını merak edip yukarı çıktık. Görevli kişi, yargıcın öğleden sonra golf oynamaya gittiğini söyledi. Odasını gezdik. Basketbol, voleybol sahası büyüklüğünde salon. Tabanda, tüyleri ayak bileğine gelen yumuşak halı. Duvarın biri boylu boyunca tavana kadar yükseklikte kitaplık. Yaldızlı ciltler sıralı. Bir köşede Amerikanbar. Arkada dolapta türlü içkiler, önde fantezi koltuklar, sandalyeler, masa, öbür köşede yargıç yazıhanesi. Bir yanda kapı var. O kapının arkasında ise banyo, tuvalet gerektiğinde yargıcın yatıp dinleneceği bölüm var.’’

Hakim Şener Silme, emekli yargıç ağabeyinin bu anısını aktardıktan sonra yazısına her biri tokat gibi şu satırlarla devam ediyor;

‘‘Bir onların mahkemelerini, yargıçlarını görün, bir de bizimkileri. Allah nazardan saklasın bizim başımızdakileri. Adliyenin sorunları dışında her şeyle meşguller. Allah, adliyeye işi düşünleri de bizi de kurtarsın.’’

Hakimin yazdıkları aslında hepimizin bildiği gerçekler. Ama, bu gerçekleri, bir hakimin yazdığı satırlardan okumak başka oluyor.

Sinemada kabus

Amerİkan Güzeli filminde beni çileden çıkarmıştı. Duydum ki, şimdi de başka bir filmde, başkalarını çileden çıkarıyormuş. Filmin başına alınan reklamlardan bahsediyorum.

REKLAM REZALETİ

Bir dakika, iki dakika değil, tam 15 dakika sürüyor reklam rezaleti... Bazen de 20 dakikayı buluyor... Bunlara bir de, gelecek programların parçaları eklenince, film izlemek kabus oluyor.

Neden böyle yapıyorlar?.. Tabii ki, daha fazla para kazanmak için... İnsanlardan çaldıkları zamanı, paraya tahvil edip köşeyi dönüyorlar. Seyircinin, sinemadan çıkıp dolmuşla, otobüsle evlerine gidecek olmaları onları enterese etmiyor. Dolmuş, otobüs servisi bitiyormuş umurlarında değil...

Eminim ki, bunlar reklam yüzünden filmden de fedakarlık ediyorlardır. Yani, makaslıyorlardır. Bugün yapmıyorlarsa, yarın mutlaka yaparlar.

ANLAMIŞ DEĞİLLER

Film şirketi böyle de, sinema işletmecisi nasıl acaba?.. Nasıl olacak, onun da aklı fikri, para da pulda... Plaza'daki koltuk meselesini bu köşede yazmıştım. Perdeyle burun buruna film seyredenler beni gayet iyi anlar. İşletmeciden hala çıt çıkmadığına göre, onlar beni pek anlamışa benzemiyor.

Paşa gönülleri bilir.

Yağcı- şaşkın

Ayın yağcısı: Müjdat Kayayerli... Afyon Kocatepe Üniversitesi Merkez Kampusu'ne Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in adının verilmesini öneren MHP Afyon milletvekili...

Ayın şaşkını: Hüseyin Ayanoğlu... Tüm beldenin cadde ve sokaklarına Demirel adını koyan, şimdi de, muhtemelen, ‘‘Ne yapacağım’’ diye kara kara düşünen Varsak Belediye Başkanı...

Ünlü sözler

‘‘Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan daha zordur.’’

Saint Exupery

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazarın Tüm Yazıları