Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yaşananlar

Acemi çapkın

BAZEN, isim, cisim vermeden gerçek yaşamdan alınmış hikayeler yazıyorum. Bu yazıları okuyanlar beni arayıp, ‘‘Ne olur söyle, kim bu?’’ diye ahret soruları soruyor.

Onlara tekrar, tekrar şunu söylüyorum; A-ÇIK-LA-MAMMMM... İnanıyorum ki, aşağıda yazacağım hikayeden sonra da aranma rekorları kıracağım.... Onun için peşinen söyleyeyim; benden yazacaklarım dışında bir tek ipucu ve tek kelime laf alamazsınız...

Gelelim bizim çapkın işadamının yaptıklarına... Günlerden bir gün, acemi çapkın, sevgili eşini Ankara'ya ailesinin yanına uğurlamak için birlikte havalimanına gider. Uçak kapılarını kapatıncaya kadar bekler. Sonra dışarı çıkıp otoparktaki arabasına yönelir. Müthiş keyiflidir. Bir ara, zıplayıp ayak topuklarını havada birbirine değdirmek ve, ‘‘Yihhuuuuu’’ diye bağırmak ister. Ama, ayıp olur diye vazgeçer. İçi kıpır kıpırdır. Çünkü, o gün ilk kez çapkınlık yapacaktır.

KEYİFLİ SAATLER

Arkadaşıyla söz verdiği lokantada buluşur. Hemen telefonla hatunlar aranır. Çok geçmeden keyifli saatler başlar. Rakıların biri gidip diğeri gelmektedir.

Şimdiiii, kareyi burada dondurup, kameralarımızı havalimanına çevirelim. Uçak, hala işadamının bıraktığı yerdedir. Çünkü, Ankara'daki hava koşulları iniş için müsait değildir. Umut kesilince kapılar açılıp, yolculara, ‘‘Kusura bakmayın’’ denilir. Kısaca, işadamının eşi Ankara'ya gidememiştir.

Zavallı kadın, uçaktan iner ve onun Ankara'da olduğunu zanneden kocasına sürpriz yapmayı planlar. Ve, ‘‘Gel beni al’’ diye aramaz. Taksiye binip eve gider.

Saatler epey ilerlemiş, işadamı ve arkadaşı ise hatunlarla birlikte mekan değiştirmiştir. Artık bir oteldedirler. Barda içerken cep telefonu çalar. O kafayla arayanın numarasına bakmaz bile... Karısının sesini duyunca hemen ayıkır. Ve, aralarında şu kısa konuşma geçer;

- Hayatım, canım, nasıl geçti yolculuk?

- Gayet iyi. Evi aradım yoktun?

- Bir arkadaşla yemekteyim, bir saate kadar eve geçeceğim.

ŞOK TELEFON

Acemi çapkın, eşiyle telefon konuşması bittikten sonra yanındaki hatunu alıp otel odasına çekilir. Kimse rahatsız etmesin diye telefonu da kapatır. O sırada, evdeki bekleyiş, yerini korkuya bırakmıştır. Çünkü, ‘‘Bir saate kadar geliyorum’’ diyen işadamı, gün ışıdığı halde ortalıklarda yoktur. Zavallı kadın, sürpriz yapacağım derken, yalnız başına kabus dolu bir gece geçirmiştir. Evdeki telefonun başında sürekli eşinin cep telefonunu çevirmektedir. Ve, sabah saat dokuz gibi cevap alır. İşadamı, geceyi birlikte geçirdiği hatunu yolcu etmiş, resepsiyonda hesabı kestirirken bakar çalan cep telefonuna... Arayan karısıdır:

HALANIN NUMARASI

- Neredesin?

- Şey, tabii ki evdeyim, nerede olacağım karıcığım.

- Öyle mi?.. Peki, telefonun altındaki fihristte halamın telefon numarası var. Lütfen verir misin?..

- Hayatım, şu an tıraş oluyorum. Beş dakikaya kadar seni ararım.

Otel eve yakındır. İşadamının hesabı ödemesi ile soluğu arabada alması bir olur. Beş dakika sonra apartmandadır. Soluk soluğa, kan ter içinde kapıyı açar. İçeri girer ve koridorda film kopar...

Çünküüüü, Ankara'da zannettiği sevgili karısı, suratı beş karış karşısındadır.

Sonrası mı?..

Eeee, onu da başka zaman anlatırım.

Tribünde polis var

Polisler, daha tribüne doğru koşarken, ‘‘Bunların yine müdürleri Natık Canca'ya garezleri var galiba’’ dedim. Dediğim de çıktı...

Onlar taraftarı coplarken, bizler bulunduğumuz yerden hop oturup hop kalktık. Tıpkı, Antalya Valisi Ertuğrul Dokuzoğlu gibi...

Efendim olay şu; Antalyaspor'un Vanspor'la oynadığı maçta, 07 Gençlik'in bulunduğu tribünde arbede çıktı. Taraftar yumruk yumruğa girdi. Saha içindeki polis, amirleri tarafından hemen tribüne yönlendirildi. Onlar daha sıcak bölgeye ulaşmadan her şey bitmiş, taraflar ayrılmıştı. Ama, polis yapacağını yaptı. Tribüne bir girdi, pir girdi, seyirciyi hallaç pamuğu gibi bir sağa bir sola savurdu.

FACİA YAŞANIRDI

Eğer... Evet, eğer kenardaki seyirciler aşağı atlamasalardı ne olurdu?.. Ezilirlerdi... Kelimenin tam anlamıyla bir facia yaşanırdı. Kavgayı önlemek için tribüne giren polisin yarattığı bir facia...

İşte, tam, ‘‘Eyvah’’ dediğim sırada, Natık Canca'ya baktım. Yerinde yoktu. Benden önce o, ‘‘Eyvah’’ demiş olmalı ki, çoktan aşağı inmişti. Vali ne yapıyordu derseniz, uzaktan gördüğüm kadarıyla yüzü alı al, moru mordu...

Şimdiii gelelim asıl meseleye... Yani, bir emniyet müdürü ile bir valiyi sıkıntıya sokan bu emri kim verdiye...

Bu emri uygulayan polislerin, o copları sallarken, kaçışanların birbirlerini ezip ezmeyeceğini bilmemeleri meselesine...

Emir vermek kolay... Ama, ya sonucu görmemek... Copu sallamak kolay... Ya, masum insanların ezileceklerini bilmemek...

Ah, nedir şu Canca'nın bazı amir ve mumurlardan çektiği...

Ünlü sözler

‘‘Yaptığı öven, yaptığını yıkar.’’

Shakespeare

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI