Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yaşam tarzı

Serdar TURGUT

Türkiye'de manası katiyen anlaşılamayan kavramlardan başta geleni ‘‘yaşam tarzı’’dır.

Bunun anlaşılamaması da son derece doğaldır, çünkü bizim insanımız kendinden farklı olan insanların yaşam tarzına düşmandır.

Türkiye'deki siyasetler insanların yaşam tarzlarını zorla da olsa değiştirme üstüne kurulduğundan siyasetçiler ile onlara oy verenler arasında ‘‘anti-demokratlıkta’’ anlaşma sağlanmıştır.

***

Yaşam tarzı, bir insanın kendi hayatını sadece kendisinin belirlediği kurallara göre yaşayabilmesidir.

Bunun ideolojisi yoktur.

Ve Doğan Hızlan'ın bir yazısında çok güzel ifade ettiği gibi, yaşam tarzı aslında en güçlü ideolojidir.

Yaşam tarzının doğru olanı, yanlış olanı diye bir ayrım da felsefi açıdan anlamsızdır.

Bir insanın doğrusu ile diğer insanın doğrusu çeliştiği zaman araya hakemler koyup bir tanesini illa da yanlış ilan etmek önemli değildir.

Önemli olan ikisini de doğruymuş gibi kabul edebilecek olgunluğa erişmektir.

Türkiye'de bu olgunluğu gösterebilen tek bir siyasetçi bile yoktur.

Bu nedenle de Türkiye'de neden daha hâlâ gerçek bir demokrasi olamıyor diye soranlara yanıt da işte bu noktada net olarak ortaya çıkabilmektedir.

***

Türkiye'de sol düşüncenin çöküşü hakkında çok çeşitli teoriler öne sürülmektedir.

Marksizm'in dünyada yaşadığı kriz....

Türkiye koşullarının Marksist düşüncede yarattığı ikilemler.

Ajanlar. Devlet baskısı. Zulüm.

Her şey tabii ki solu yıpratmak için birer neden.

Ama ben şimdi başka bir şey söyleyeceğim.

Bence Türkiye'de sol düşünceye en büyük darbe şimdi tarihini net olarak hatırlayamadığım bir gün Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde vuruldu.

1969 veya 70 olabilir tarih.

O gün bir kız ile erkek arkadaşı Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin kampusunda el ele dolaşıyorlardı.

Bir sol grup, bu iki öğrenciyi köşede kıstırıp bir güzel dövdü.

Nedenleri ise iki gencin el ele yürüyerek burjuva eğilimlerini afişe etmiş olmalarıydı.

Evet, en büyük özgürlük güvencesi olabilecek bir fikrin temsilcileriydi bunu yapanlar.

Bu olay aslında Marksist fikre açık olan, özgürlükten yana olabilecek binlerce insanın beynine acı bir şekilde kazındı.

Bu olay hakkındaki söylenti bütün şehirlerde sanki yeni bir ‘şehir masalıymış’ (Urban myth) gibi yayıldı o günlerde.

Çoğunluk bunun üzerinde düşünmemeyi yeğledi.

Olayın temelindeki trajedi ve Türk insanının büyük bölümünün temelde özgürlük karşıtı karaktere sahip olduğu yolundaki gösterge beyinlerin derinliğine atılıp, unutulmaya çalışıldı.

Ve bence o gün Marksist hareket olabilecek en büyük darbeyi de böylece kendi kendine vurmuş oldu.

***

Bunu anlatmamın nedeni ise şu:

Türkiye'de hiçbir siyasi hareket, bireyin yaşam tarzına saygı duymayı öğrenemedi.

Ne sol ne de sağ düşünce, bireysel özgürlüğün radikal bir şekilde sınırsız olması fikrine tahammül edemedi.

Her iktidara gelen, bir tür yaşam tarzını bu memleketin bireylerine empoze etmeye çalıştı.

Sadece kendisine özgü yaşam tarzını korumaya çalışan, kendi bireysel tercihlerine, zevklerine ve hedeflerine toplumun koyduklarından çok daha önem veren insanlar bu işten en büyük darbeyi aldılar.

Çünkü aslında son derece normal ve rutin bir hayat isteyen bu insanlar sadece Türkiye'de yaşadıkları için sanki cezalandırılıyormuş gibi hissetmeye başladılar.

***

Refah Partisi de aynı Marksistler'in yaptığı hatayı yaptı.

Bizlere belirli bir yaşam tarzını empoze etmeye çalıştı.

O bizim, kendimize özgü yaşam tarzını kurabilmek için Türkiye'de nasıl da mücadele ettiğimizi, nelere karşı bireysel alanımızı savunarak bu günlere gelebildiğimizi göremedi.

Ve bu ülkenin belirli bir demokrat bölümünün kendisine vermiş olduğu açık çeki iki günde harcayıp bitirdi.

Refah iktidarı o günlerde ‘‘Ben sizin hayat tarzınıza dokunmayacağım siz de başkalarınkine dokunmayın’’ mesajını gerçekten verebilseydi Türkiye bugün çok daha farklı şeyleri belki de tartışıyor olabilecekti.

Ve belki de tabii ki bireysel özgürlüğün başka bir boyutu olan türban takma özgürlüğü de bugün başka şekilde tartışılıyor olacaktı.

Ama tabii belki de onlardan bu tür bir jesti beklemiş olmak en büyük yanlıştı, bilemiyorum.

***

Tansu Çiller hakkında çıkan tartışmada benim neden bu kadar sert tavır aldığımı anlamayanlar var.

Onun nedenini de açıklayayım.

Zannediliyor ki ben Tansu Çiller Refah Partisi ile ortaklık yaptığı nedeniyle bu kadar kızgınım.

Katiyen değil, alakası yok.

Tansu Çiller'e benim alışageldiğim yaşam tarzını radikal biçimde değiştirecek adımları kendisi iktidara geldikten hemen sonra atmaya başladığı için tepki duyuyorum.

Onun iktidarında yapılanlarla Türkiye'de devletin yapısında yeniden örgütlenme oldu.

Bu yeniden örgütlenme bir aşamada bizlerin, yani bireysel özgürlüğüne önem veren ve özgürlük mikro alanını korumaya çalışan insanlara tehdit olabilecek boyutlara geldi.

Bugün Mesut Yılmaz hükümeti koalisyonuna verilen açık çekin nedeni de burda.

Koalisyon, devleti toparlayarak bireysel alanımıza yönelmiş olan bir tehdidi minimuma indirmeye çalışıyor.

İşte benim Tansu Hanım için cumhuriyet tarihinde yapılmış olan en büyük hata dememin nedeni de budur.













X