Yasakçı kafa

Hürriyet Haber
08 Aralık 2014 - 10:32Son Güncelleme : 08 Aralık 2014 - 10:32

Yaklaşık 9 yıl önceydi.2006’nın ilk ayları.

Türk kökenli bir öğrenci velisi telefon etti.
Çocuğunun da eğitim gördüğü Berlin’in Wedding kesimindeki Herbert-Hoover Ortaokulu’nda teneffüslerde bile öğrencilere Almanca’dan başka bir dilde konuşma yasağı getirildiğini söyledi.
Tabii inanmakta zorlandık.
“Olmaz böyle bir şey!” dedi.
Okul yönetimini aradık.
Yönetim, Türk kökenli babanın dediğini doğruladı.
Gerçekten Okul Aile Birliği, yönetimin talebi üzerine okula ait alanlarda, teneffüslerde bile Almanca’nın dışında herhangi bir dilde konuşulmaması kararı almıştı.

* * *

Hürriyet’te ‘Almanya’da Türkçe yasağı’ başlıklı bir haber yaptık.
Alman medyası da olayın üzerine gitti.
Politikacılar arasında yoğun bir tartışma başladı.
Bu ‘yasakçı uygulamayı’ savunanlar oldu.
Tabii karşı çıkanlar da.
Alman medyasının bir bölümü ve bazı politikacılar bizi ‘kışkırtıcılıkla’ suçladı.
Oysa ki biz, yıllardır Almanya’da yaşayan Türk kökenli insanların Almanca öğrenmelirini sürekli destekledik ve hâlâ da destekliyoruz.
Çocukların okullarda başarılı olabilmeleri için iyi derecede Almanca öğrenmelirinin kaçınılmaz olduğunun altını hep çizdik, hâlâ da bunda ısrar ediyoruz.
Biz, çocukların Almanca öğrenmelerine karşı değildik, hâlâ da değiliz.
Biz, demokratik bir hukuk devleti olan Almanya Federal Cumhuriyeti’nde çocukların da diğer insanların da özgür bir biçimde yaşamaları gerektiği gerçeğine dikkati çektik.
Çocukların ve gençlerin kendi kültürlerini ve kendi kimliklerini korulamlarının uyum için bir engel olmadığını dile getirdik.
Ama yine de suçlamalara hedef olmaktan kurtulamadık.

* * *

İşte bugünlerde, yani yaklaşık 9 yıl sonra yine aynı yerdeyiz.
Başbakan Angela Merkel’in genel başkanlığını yaptığı Hıristiyan Demokrat Birlik Parti’nin (CDU) ‘kardeş parti’ konumundaki Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU), Almanya’da yaşayan yabancıların, göçmen kökenlilerin ‘kendi evlerinde bile Almanca konuşmaya zorlanmalarını’ istiyor.
Şaka gibi...
Ama değil.
CSU’nun gelecek hafta sonu Nürnberg’de yapacağı kurultayda uyumla ilgili bir önerge de görüşülecek.
Bu önergede, “Kim sürekli olarak burada yaşamak istiyorsa, kamuya açık yerlerde ve ailede (evde) Almanca konuşmalı” önerisi de yer almakta.
Yani diğer dillerde konuşma yasağı...

* * *

Evet, Almanya’da uyumun yolu Almanca’dan geçer.
Uyumun gerçekleşmesi için Almanca öğrenilmesi, Almanca bilinmesi iyidir.
Buna kimsenin itirazı yoktur.
Olmamalıdır da...
Ancak insanların kendi dört duvarları arasında bile hangi dilde konuşacaklarına karışmak, apaçık kişisel özgürlüklere darbedir. Böyle bir yaklaşım, demokrasinin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Böyle bir yaklaşım, günümüzün Almanyası’na yakışmamaktadır.
‘Hoşgeldin kültürü’nün Almanya’ya yerleştirilmesi için yoğun çaba gösterilen bir dönemde, böyle bir öneri Almanya’nın geleceğine de zarar vermektedir.
Tabii barış içinde birlikte yaşamı da dinamitlemektedir.
CSU’nun bu yöndeki yaklaşımına Almanya’daki diğer köklü partiler de haklı olarak karşı çıkmaktadır.
CDU’nun Genel sekreteri Peter Tauber, “Benim evde Latince mi, Klingon dilinde mi (kurgu filmlerinde Klingonlular tarafından konuşulan yapay dil) yoksa Hessence mi (Almanya’nın Hessen eyelatinde konuşulan lehçe) konuşacağıma politika karışmaz” diyerek, twitter üzerinden ‘kardeş parti’ ile dalga geçmiştir.
Haftalık Die Zeit gazetesinin Türk kökenli muhabirlerinden Özlem Topçu ise CSU’ya bence en iyi yanıtı twitter üzerinden vermiştir: “Sum Gülük mein Mutta haben sprechen imma imma doiç mit mich Suhause”.
Yani, “Zum Glück hat meine Mutter mit mir zu Hause immer Deutsch gesprochen” yerine ‘misafir işçi dönemi Almancası’nı’ yeğlemiş.
Bakalım CSU, Bavyera’nın dışında kimsenin anlamadığı Bavyera lehçesiyle konuşan Bavyeralılara da bundan sonra kendi evlerinde bile herkesin anlayabileceği ‘Yüksek Almanca’ konuşma mecburiyetini getirme cesareti gösterebilecek mi?

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı