Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yarmacan ve Yarmajak

Bir varmış bir yokmuş. İki küçük çocuk varmış. Bunlar anaokulunda tanışmışlar. Tam 3 yaşındayken...

Aradan yıllar geçmiş. Bu iki çocuk, okulları ayrılsa bile birbirlerini bırakmamışlar ve görüşmeye devam etmişler. Tabii bu görüşmelerin temelinde anne ve babaların da anlaşıyor olması yatıyormuş ama sonuçta, 9 yaşına gelen bu iki küçük çocuk hâlâ iyi arkadaşmış.
Doğrusunu isterseniz bu iki çocuk, yapı ve karakter olarak birbirlerinden çok farklılarmış. Biri takıntılı ve hırslı iken; öbürü gamsız baykuş diyebileceğimiz türden rahat, sorunsuz, hiçbir şeye takılmayan, bozulmayan biriymiş. Belki de o yüzden bu kadar iyi anlaşabiliyorlarmış.
Aslına bakarsanız ne kadar anlaştıklarını da bilemiyoruz. Çünkü bu iki çocuğun en büyük ortak noktası, yaşıtlarına nazaran çok iri olan vücutlarıymış. Dolayısı ile de en büyük eğlenceleri güreşmek, tepinmek, itişmek ve kakışmakmış.
“Çok ilginç” diyormuş birinin annesi, “Bir tek birbirleriyle böyleler! Başka çocuklarla böyle oynamıyorlar.”
Eh, oynayamazlar ki! Biri normal bir çocuğa şakadan bile çaksa yere yapıştırabilir.
Güzel bir denge oluşmuş aralarında. Kim kimi ne zaman ne için idare edebileceğini öğrenmiş. Oyunda kaybetmeye başlayınca anında mızıkan Yarmajak için arkadaşı Yarmacan bana, yani annesine, “Ben çok denedim, yok, düzelmiyor bu huyu!” diyebiliyor mesela...
Biri sabahın köründe kalkar, öbürü öğlene kadar uyur. Yarmajak spora çok düşkün. İlk fırsatta top peşinden gitmeyi istiyor. Yarmacan ise daha ağır ve yerinde takılmayı tercih ediyor. Buna rağmen arkadaşıyla top oynamaya gidiyor. Ya da deniz kenarında voleybol oynarken suda olmak isteyen su içine yerleşmeyi, kuru kalmak isteyen kumda olmayı akıl ederek, herkesin istediği yolu buluyorlar.
Sonrasında da uzanıp Yarmacan’ın çok sevdiği uzay dünyası kitaplarına takılıyorlar. Bilgilerini, öğrendiklerini paylaşıyorlar. “Benim babam senin babanı döver” muhabbetine hiç girmiyorlar.
İki lokma yemek yediklerinde ya da yarım saat kestirip güç topladıklarında da birbirlerine saldırıp güreşmeye başlıyorlar. Bir taraftan kahkahalar atarak hem de...
Ben bu yarmalarla beraber 3 gün 3 gece geçirdim. En büyük hayalleri bir gece sabahlamaktı. Ama beceremediler tabii ki. İki koca adam gibi birbirleriyle zaman geçirdiler. Hatta onlara yeğenimiz de katıldı ve 3 çocuk oldular. Üçüncüsü bu iki çocuğa nazaran cılız olduğundan dövüşler sırasında biraz hırpalandı sanırım. Yine de büyük cesaretle aralarına girdi.
Sanırım bu kibar eğlence anlayışı erkeklerin doğasında var. Ben de iri bir kızdım. Bana yakın Megi vardı irice. Ama hiç böyle boğuştuğumuzu, tepindiğimizi hatırlamam.
Yine de itiraf etmeliyim ki, yarma güreşleri dışında oturup kalkmasını bilen, yaz tatilinin tadını çıkarmaya meraklı, birbirlerinin meraklarına ve ilgilerine anlayışlı, beraber geçirecekleri zamanı paylaşarak birbirleri için kullanmayı bilen çocuklar görüyorum artık karşımda...

Kız kıyafeti seven erkekler

Parents dergisinin bu sayısında hoş bir konu vardı. Özetle kız kıyafeti giymeyi seven erkek çocuklarıyla ilgiliydi bu yazı.
“Self Esteem for Boys” kitabının yazarı Elizabeth Hartley çocukların 2 yaşını geçtiklerinde cinsiyetlerinin farkına vardıklarını söylüyor yazıda. Ama bunun ne anlama geldiğini bilmediklerini de...
Tabii bütün bunlarda bizim çocuklarımıza verdiğimiz mesajların da etkisi var. Mesela annesine ev işlerinde yardım eden kız çocuğunu takdir edilirken, oğlan çocuğu asla bir yüreklendirmeyle karşılaşmaz. Kızlar pantolon ya da şort giyerken, erkek etek giymek istediğinde bunun altında bir şey ararız. Oysa sadece çeşitte eşitlik istiyor da olamaz mı?
Peki, gerçekten bu işi abartmaya başlamışsa, derseniz... O zaman hem kendisini ifade etmesine izin vermeli, hem de aradaki ince çizgiyi korumalısınız. Ona garip garip bakmayın. “Bu ne hal!” diye böğürmeyin. Sadece dikkatini top ve araba gibi daha erkeksi şeylere yöneltin. Ona şövalye, sihirbaz, örümcek adam gibi hoşuna gidecek erkeksi kostümler de alabilirsiniz.
Uzun lafın kısası ilkokula başlayana kadar bu tip durumlar karşısında çok fazla endişe duymaya gerek yok. Ama 7 yaşından sonra da bu tip talepler artıyorsa o zaman bir uzmana danışmakta fayda var.
X