"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Yarısı gülüyor yarısı ağlıyor

GEZİ Parkı’nda...

Sol örgütler bayrak ve flamalarını toplamaya başlamışken...
Çadırların kaldırılması, tek bir çadırın kalması görüşü ağırlık kazanmışken...
“Tavsayarak sönme” durumu söz konusuyken...
Eylemi bitirmeye doğru bir gidiş varken...
Tam da cumartesi kalabalığının zirve yaptığı bir anda...
Bir-iki uyduruk anonsun ardından giriverdiler Gezi Parkı’na...
Biber gazlarıyla...
Çoluk çocuk falan dinlemeden...
Giriverdiler...
Hoyratça...
Gezi’dekilerin gururlarını ve onurlarını ezerek...
***
Peki ama neden?
Neden yaptılar bunu?
Kendi haline bırakıldığında en fazla üç gün daha sürebilecek bir olayı, neden böyle hoyrat biçimde boğmak istediler?
Neden olacak?
Çünkü...
Kazlıçeşme Meydanı’na bir “zafer” armağan etmek istediler.
***
“Mahkeme kararlarına uyacağız” ve “referandum yapacağız” diyerek iki “büyük” geri adım attıklarını düşünüyorlardı.
Bu iki geri adımı, “Gezi Parkı’nı alayından temizledik” cümlesiyle telafi etmek istediler.
İnceden incinen gururlarını, “Nasıl da indirdik devletin çelik yumruğunu tepelerine” cümlesiyle tamir etmek istediler.
Ve hepsinden önemlisi...
Yüzde 50’ye şahane bir “armağan” sunmak istediler.
***
Ama ne pahasına?
-Ötekilerin sokaklara dökülmesi pahasına...
-İstanbul’a “kara bir gece” yaşatma pahasına...
-Sıkıyönetim dönemlerini aratmayan uygulamalar pahasına...
-Hıncı ve öfkeyi en üst düzeye çıkarma pahasına...
-Bir arada barış içinde yaşama umudunu dinamitleme pahasına...
-Toplumsal barışa esaslı bir darbe vurma pahasına...
-Polisin yanında askeri de sokaklara çıkarma pahasına...
-Doktora kelepçe takma, otel lobisine su sıkma, hastanelere saldırma, AVM’ye gaz atma pahasına...
***
Bravo size!
Egonuzu kurtardınız... Büyük, çok büyük bir zafer kazandınız.
Devletin çelik yumruğunu halkın tepesine indirme konusunda, sizden öncekilerden çok daha başarılı olduğunuzu gösterdiniz.
Ve fakat...
Bilmem farkında mısınız?
Artık bir sorununuz var:
Tamamından mesul olduğunuz memleketinizin...
Bir yarısı gülerken, diğer yarısı ağlıyor.
Ne diyelim?
Bu da size “armağan” olsun.

Neleri hatırladım

“GEZİ Parkı’nda çadırlarda çok sayıda kullanılmış prezervatif bulundu” yalanını üfürenlerin dilini gördükçe... 90’lı yıllarda yapılan polis operasyonlarından sonra kullanılan yalancı devlet dilini hatırladım...
? Daha düne kadar AK Parti’ye destek veren, “Erdoğan’ın tek kusuru Fenerli olması” diye demeç veren Alman parlamenter Claudia Roth’u gazdan etkilenmiş gördükçe, Taksim’e çıkmasına izin verilmediğine tanık oldukça... 90’lı yıllarda Kürt sorunu için ülkeye geldiğinde maruz kaldığı muameleyi hatırladım...

Bu mudur adalet?

-TAKSİM’e gidenleri terörist ilan edip Kazlıçeşme’ye gidenleri kahraman ilan etmek midir ADALET?
-Taksim’e giden bütün yolları kapatıp Kazlıçeşme’ye giden bütün yolları açmak mıdır ADALET?
-Taksim’e gitmeye kalkanların üzerlerine TOMA’larla ilaçlı su sıkıp, Kazlıçeşme’ye gidenlere belediye otobüslerini tahsis etmek midir ADALET?
-Taksim’e giden vatandaşın anayasal protesto hakkını gasp edip Kazlıçeşme’ye giden vatandaşın söz söyleme özgürlüğünü sağlamak mıdır ADALET?
-Taksim civarında gönüllü doktorları kelepçeleyip Kazlıçeşme Meydanı’nda Kızılay çadırı kurdurmak mıdır ADALET?
-Taksim’e giden bütün metroları durdurup Kazlıçeşme’ye gidenler için metrobüs tahsis etmek midir ADALET?

Valiye 10 soru

-BİR: “TOMA’lardan sıkılan su ilaçlı su” dediniz. Neden suya ilaç atılıyor? İlaca neden gerek duyuluyor?
-İKİ: Suya katılan ilaç, “Jenix” adlı solüsyon mu? Bu solüsyonun ciltte yanma, tahriş ve kızarıklığa neden olduğu, yüksek miktarda gazla temas halinde deride yanıklar oluşturduğu iddia ediliyor. Ne diyorsunuz?
-ÜÇ: Divan Oteli’nin lobisine sığınan insanların üzerine neden biber gazı sıktırdınız? Bu müdahalenin amacı nedir?
-DÖRT: Doktorların kelepçelenerek gözaltına alınmasının nedeni nedir?
-BEŞ: Tamamen barışçıl bir şekilde yürüyüş yapan insanların üzerine neden biber gazı sıktırdınız ve sıktırıyorsunuz?
-ALTI: Yaralı sayısını nasıl saptıyorsunuz? Elinizdeki envanterin kaynağı nedir?
-YEDİ: Ateşli silahla vurulan polis memurlarından söz ediyorsunuz... Bu kadar sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı bir ortamda, ateşli silah kullananların yakalanamamasını neyle açıklıyorsunuz?
-SEKİZ: “İstesek yaralı sayısını daha az açıklayabilirdik” diyorsunuz... Bir hukuk devletinde böyle bir ihtimali aklınızın bir tarafında tutuyor olmanız sizce de manidar değil mi?
-DOKUZ: Marjinal gruplardan söz ediyoruz. Az önce evimin önünden binlerce kişi yürüyüş yaparak geçti... “Binlerce kişilik marjinal grup” olur mu?
-ON: Hastanelere gaz ve su sıkıldı... Bunun amacı nedir? Hastanelere sığınan eylemcilere yönelik böyle bir uyguluma yapılıyorsa hastanelerde yatan hastaların durumu ne olacak?

Bir kışkırtıcı: Levent Kırca

HADİ
Yiğit Bulut, Melih Gökçek falan kendi çaplarında kışkırtıcı bir tutum içine girdiler.
Peki Levent Kırca’ya ne demeli?
***
Kendisiyle aynı dalga boyunda ilerlemeyen bir tepkinin üzerine atlamış zıplıyor Levent Kırca...
Çıkmış televizyonda şöyle diyor:
“Tayyip Erdoğan’ın finali Adnan Menderes gibi olacak”.
***
Ne desem az kalacağını bildiğim halde şunları diyorum:
-İlkel adam...
-Vahşi adam...
-Antidemokratlardan daha antidemokrat olduğunu kanıtlayan adam...
- Gezi ruhunu zorba fikirleriyle kirleten adam...
-Demokratik tepkinin ne demek olduğunu zerre kadar bilmeyen adam...

Farz-ı ayn

AK Parti Gençlik Teşkilatı’ndan bir arkadaşımız şöyle yazmış:
“Kazlıçeşme Meydanı’na gitmek farz-ı ayndır”.
***
İslam’a göre iki tür farz var:
-FARZ-I AYN: Her Müslüman’ın kendisinin yapması gereken, bir başkasının yapmasıyla ödenmeyen farzlardır... Namaz, zekât, oruç gibi...
-FARZ-I KİFAYE: Müslümanların bir kısmı tarafından yapılınca, diğerlerinin sorumlu olmadığı farzlardır... Cenaze namazı kılmak, selama cevap vermek, Kuran’ı ezberlemek gibi...
***
AK Parti Gençlik Teşkilatı’ndan arkadaş!
Bari “farz-ı kifaye” diyeydin...

X