"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Yarın size ilginç birini anlatacağım

ŞAM’dan Paris’e uçarken, 24 saat öncesine dönüyorum.

Bir gün önce gazeteci olarak yaşadığım şeyleri nasıl özetleyebilirdim?


Yazının başlangıç cümlesi ne olmalıydı?


Daha bu soruyu sorarken, kafamda kalan en basit cümle geliyor:


“Yarın size çok ilginç bir insanı ve onunla yaptığım sohbeti anlatacağım.”


Aslında yaptığım şey mülakattı.


Mehmet Ali Birand
ve ben bu insanın karşısına oturduk ve 40 dakika boyunca sorduk.


Yaptığımız iş, mülakattan ibaret değildi.


Mülakat başlamadan önce bizimle sohbet etti.


Ama ne sohbet?


Karısıyla nasıl tanıştığından, bir sabah babasına yaptığı sürprize kadar, sımsıcak, insanı daha baştan “Kafaya alan” bir sohbet.


* * *

Konuştuğumuz insan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad.


Yani dünyanın, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in çok konuştuğu bir insan.


Ona sorulabilecek “resmi gazetecilik” sorularını sorduk.


Ama gayriresmilerini de.


Mesela “Beş vakit namaz kılıyor musunuz?” dedik.


Çok ilginç bir cevap verdi.


İki saatlik mülakat sonunda elimizde bir gazeteci için ilginç şeyler vardı.


Ama ben çıkarken, en yakınındaki bir kişiye şunu söyledim:


“Benim için yaptığımız konuşmanın içeriği kadar, hatta ondan çok, Cumhurbaşkanı’ndan aldığım hava etkileyiciydi.”


Nasıl bir hava aldım?

 

* * *


Gazeteci olarak Esad ailesine bakışım, pozitif değildi.


Benim için Suriye’nin başındaki Hafız Esad, “PKK’nın elebaşısına ev sahipliği yapan, teröristlere dağlarında sığınıp, oradan Türkiye’ye eylem yapmalarına yardım eden” bir “Arap lideriydi.”


Her Arap lideri gibi, Türklerden pek hazzetmezdi.


Hatta o yüzden, onunla ilişki kurmamızı sağlayan gazeteci Hüsnü Mahalli’ye de pek iyi gözle bakmazdım.


Birkaç yazımda onu ağır bir dille eleştirmiştim.


Bu gezide onu da tanıdım.


Gazeteci insandır.


Türkiye gibi duygu imparatorluğunda yaşayan bizler daha da insani zaaflara sahip olabiliyoruz.


Önyargı neredeyse karakterimiz haline gelmiştir.


Kabuğun birini kırarız, altından öteki çıkar.

 

* * *


Şam’a bakan tepedeki, totaliter azamate sahip sarayda tanıdığım insanın ise, o mekânla yakından uzaktan ilişkisi yoktu.


Gelişini bize haber verdiler, koridora çıkıp karşıladık.


Yani, “büyük devlet” raconunun gereği yerine getirildi.


Ama daha elini sıkarken, o raconun altından bambaşka bir insan çıktı.


Kolumuzdan tutup, bizi daha küçük bir salona geçirdi.


Yanına oturtup, aradaki duvarları kendi eliyle yıktı.


Bize limonata ikram etti.


“Geçen yaz Türkiye’de de tam bir limonata patlaması yaşandığını”
söylüyorum.


Yaşından kesinlikle daha genç duruyor.


İncecik ve fit bir siluete sahip.


Elbise ve kravat tam uyum içinde.


Bir saatten fazla süre boyunca ceketin duruşunda en küçük değişiklik olmuyor.


Sorduğumuz en kritik, en mahrem sorulara bile, en küçük şaşkınlık ifadesine yer vermeden sakin biçimde cevap veriyor.


Konularına hâkim ve ne diyeceğini çok iyi bilen, açık vermeyen bir düşünce yapısına sahip.


Kelimeleri seçmek için özel bir gayret sarf etmiyor.


“Beş vakit namaz kılar mısınız”
, “Karınıza başını ört veya aç dediniz mi” gibi soruları bile gayet sakin biçimde cevaplıyor.

 

* * *


Yarın, işte böyle başlayan bir mülakat sohbeti size aktaracağım.


Yazımın giriş cümlesini de o yüzden böyle seçtim. 

X