Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yargıtay kimden yana?

<B>LAİK </B>cumhuriyetin geleceğini çok yakından ilgilendiren bir <B>Yargıtay Ceza Genel Kurulu </B>kararı, tam da <B>laiklik </B>ilkesinin Anayasa’ya girişinin 68’inci yıldönümüne rastlayan gün ortaya çıktı.

Yargıtay özetle diyor ki: ‘Düşünce özgürlüğü çoğunluk gibi düşünmemek, onlar gibi ifade etmemek, hatta çoğunluğu rahatsız edecek düşünceleri ifade etmek hakkıdır.

Biz gazeteciler ve özellikle demokrasiye yürekten inanmış insanlar hep bunu savunuruz. O nedenle Yargıtay’ın ‘laik cumhuriyete karşı görüş ifade etmiş bir gazeteci hakkında hapis cezasına hükmeden mahkemenin kararını bozması’ bizi ve bizim gibi düşünenleri sevindirecek bir gelişmedir.

Dahası... Bu karar, öteden beri savunduğumuz ‘ülkemizde, düşünce ve ifade özgürlüğünü Avrupa Birliği standartlarına çıkarma’ görüşüne de uygun görünmektedir.

Bakın ‘uygundur’ demiyoruz, sadece ‘görünmekte’ olduğunu söylüyoruz.

İki nedenle:

Biri, henüz kararın tam metnini okuyabilmiş değiliz. O nedenle kesin bir kanaat ifade etmekten kaçınıyoruz.

İkincisi... Gazetelere yansıyan bilgiler, verilen kararla ilgili bazı kuşkular duymamıza yol açtı.

Örneğin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, karar gerekçesinde kendisinin de varlık sebebi ve parçası olduğu devletin temel felsefesini ‘resmi ideoloji’ diyerek ve dışlayarak ifade etmesi, o kararı verenlerin devletin temel felsefesiyle sorunları olduğunu düşündürmektedir.

İkincisi... Cumhuriyetimizin temel felsefesini oluşturan laiklik ilkesini, adı ister Kur’an-ı Kerim olsun ister başka bir kutsal kitap olsun... O tür bir kaynağa atıfta bulunarak savunmak (böyle bir hatayı Sayın Kenan Evren de 12 Eylül’ü izleyen dönemde çok yapmıştı) hem laiklik ilkesinin tabiatına aykırıdır, hem de o ilkeyi çürütmekten başka bir sonuç vermez.

Üçüncü nokta... Yargıtay kararında laikliğin artık ceza tehdidiyle korunmasına gerek olmadığı ifade edilirken ‘Dava konusu yazının kendi içindeki ölçüsüzlük nedeniyle yandaş bulamayacağı’ndan söz etmenin, ne anlamı vardır, ne de maksadı bellidir. Yargıtay ‘bu adam laik düzene hakaret etmeyi beceremediği için hoş görülmelidir’ anlamında bir gerekçeye dayanabilir mi?

Keza, ‘Toplumun ulaştığı sosyal ve kültürel düzey itibarıyla, laiklik kavramının günlük yaşama girdiği ve reddedilemez, zayıflatılamaz düzeyde benimsenir olduğu saptanmış, kahir çoğunluğun sahiplenmesine tevdi edilmiştir’ şeklindeki gerekçenin mantığını anlamak mümkün değildir. Çünkü bu gerekçeye göre toplumun kahir çoğunluğunun benimsediği öteki değerlerin, örneğin dince kutsal sayılan kavram ve isimlerin de yasayla korunmasına gerek yok demektir. Oysa ‘düşünce özgürlüğü’ adına bırakılan böyle bir boşluk, tam tersine toplumda kardeş kavgası yaratacak kadar büyük sorunlara yol açar.

En önemlisi de şimdiye kadar ‘kamu düzeni ve kamu yararı’ adına korunan laiklik ardındaki desteği, Yargıtay’ın çekip almasıdır. Dahası... Kanımızca Yargıtay bu kararıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘kamu güvenliğinin korunması’ için ve ‘demokratik bir toplumda ve zorunlu’ sayılacak önlemlerle ifade özgürlüğünü sınırlamanın makul ve meşru olduğunu söyleyen 10’uncu maddesini görmezden gelmektedir.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI