"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Yargı halleri

MELEK 16 yaşında evlendirildi, yıllarca dayak yedi ve işkence sonucu öldü, katilleri serbest!..

Melek, Ağrı’nın Hamur ilçesinden bir kızcağız. Sekiz çocuklu bir ailenin kızı. 16 yaşında kocaya verildi! Sürekli dayak yedi, evden kaçtı, ilk çocuğunu, kışta kıyamette, sokakta kar üstünde doğurdu! Bebek öldü. Melek ağır depresyona girdi...

Toplanan “aile büyükleri” onu dayak yediği eve geri gönderdiler. İki çocuk doğurdu, dayak devam etti... Baba evine sığındı fakat “yerin kocanın yanıdır” denilerek tekrar gönderildi. Gidiş o gidiş... Ses, seda yok...

İstanbul’da çalışan ağabeyi ilçeye geldiğinde merak etti, Melek’i görmeye gitti. Zorla kapıyı açtırdığında polisler zavallı Melek’i buldular: Tepede el kadar bir pencereden başka ışık deliği olmayan küçücük, karanlık bir tuvalette aylarca hapis tutulmuştu! Bir deri bir kemik kalmış, hafızasını kaybetmişti.

Hareketsizlikten mafsalları kireçlenmiş, vücudunda çıkan yaralar kurtlanmıştı!

Hastaneye kaldırıldı... Türkçe bilmediğinden Kürtçe sorular soruldu, sadece ismini hatırlayabildi...

İnsanlık suçu

Elde polis zabıtları var. Ağrı Devlet Hastanesi doktorları da onun “sistematik işkence gördüğü”nü tespit ettiler. Hayati tehlikesi olduğundan THY uçağıyla Ankara Yıldırım Beyazıt Hastanesi’ne götürüldü fakat kurtulamadı...

Melek’in amcası “bunu yapanlar elini kolunu sallayarak geziyor” diye feryat ediyor.

Toplumumuzun belirli kesimlerinde ‘kadının statüsü’ konusunda bu feci olaydan alınacak çok ders var.

Suçlulara hak ettikleri cezaları vererek de ders alınmasını sağlamak gerekiyor elbette.

2005 yılında yürürlüğe giren TCK 95/4. maddesine göre “işkence sonucunda ölüm meydana gelmesi” halinde cezası ağırlaştırmış müebbet hapistir! İşkencenin öldürme kastıyla yapılmış olması da gerekmez, işkence sebebiyle ölüm meydana gelmişse, cezası budur.

Üstelik, 2005 yılından itibaren bu suçlar, “insanlığa karşı işlenmiş suç”tur! (TCK, madde 77)

Melek’e yapılanlar dosya bakımından TCK’nın başka maddelerine girse bile ağır suçtur.

Polis zabıtları, hastane raporları, tanıklar ortada... İşkenceyle Melek’in ölümüne sebep olanlar başta kocası, neden hâlâ tutuksuz?!

Gelinlere, kızlara, ‘karı’lara kötü muamele yapmanın ağır cezası olduğunu herkese öğretecek adli bir  “ibret-i müessire” uygulaması gerekmiyor mu?

Vekiller ve Başbuğ tutuklu

Üçüncü Yargı Paketi yasalaştığında, elbette ağır suçlarda büyük çapta tahliyeler beklemek yanlıştı, bunu yazmıştım. Ama seçilmiş vekillerle İlker Başbuğ gibi bazı isimlerin tahliye edileceği beklentisi kamuoyunda yaygındı.

Ben de bu beklenti içindeydim. Bir yazımda yargının dün Jakoben geleneğin taraflısı olduğunu, bugün taraf değiştirdiği kuşkularının bulunduğunu yazmıştım. Yargının tarafsız ve AİHM kararlarındaki anlamda özgürlükçü olması gerektiğini kaydetmiştim. Hasan Cemal bana ‘analizin doğru ama özgürlük konusunda yargı hakkında fazla iyimsersin’ diye mesaj atmıştı. Hasan haklı çıktı!

Ben niye iyimserdim? Çünkü, kanun koyucu, en ağır suçlar için bile sanıkları “adli kontrol”e bağlayarak tahliye imkânı getirmişti. Kanun koyucunun buradaki maksadı de belliydi.

Fakat mahkeme bu davada sadece üç sanığı “bihakkın”, yani zaten var olan hükümlere göre tahliye etti. Yeni kanunlaşan Üçüncü Yargı Paketi’ndeki “adli kontrol” sistemini uygulayarak tahliye edilecek birkaç kişi bile mi yoktu?

Duruşma zabıtları açıklandıktan sonra bu konuya döneceğim.

NOT: Ne idüğü meçhul bir adam benim adımı kullanarak Twitter hesabı açtırmış, saçma sapan şeyler yazıyor. Benim hiçbir Twitter hesabım yoktur. Beni uyaran okurlarıma teşekkür ederim. Yasal yollara başvurdum. Bilginize sunarım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI