"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Yaralı defterin intikam saati

<B>HERKESİN </B>bir defteri vardır. Eminim mutlaka vardır. İçine kargacık burgacık yazılar yazılmış küçük bir defter.

* * *

O defterler, ruhun elektrosudur, MR’ıdır.

Ruhunuzda bir karmaşa mı var, ki mutlaka vardır, o deftere yansır.

Bir köşesinde hayatın en banal gerçeği, küçük bir hesap pusulası halinde durur.

Ne bileyim, ay sonunu denkleştirme bilançosu veya kredi kartı harcamalarınız, oradan buradan gelme ihtimali olan paralar veya oraya buraya gidecek olanlar...

Bir sayfasında, ancak sizin anlayabileceğiniz alelade şifrelere dönüşmüş halde dururlar.

Mutlaka beğendiğiniz birkaç cümle vardır.

Mark Twain’den, Oscar Wilde’dan, başka birinden. Veya Colette’den.

‘Sıradan kedi yoktur’ gibi bir cümle.

Aklınıza gelen bir fikir, belki de çok saçma bir fikir. Bir hayal, bir rüya.

* * *

Defterler, insanların lahit kriptolarıdır.

O kriptoları, o yazıtları çözebilecek tek insan ise sizsinizdir.

Basit rakamların arkasındaki gerçekleri bir tek siz bilirsiniz.

O rakamın hayat puzzle’ınızda hangi boş parçaya tekabül ettiğini sizden başka kimse bilemez.

Çünkü o puzzle’ın tek orijinal bütünü, sizin bir anınızda, şahsi coğrafyanızda saklıdır.

O kasaların anahtarları okyanuslara atılmıştır. Onu çıkaracak dalgıçlar ise kimbilir nerededir.

* * *

Ya kenardaki yarım kalmış cümle?

Belki tamamlanması sizi bile korkutmuştur, arkasında kendi kendinize itiraf etmenize bile mani olan korkular, ürpertiler vardır.

Cümlenin tam ortasındaki o sıradan kelime, hayatınızın bir anında, evet sadece o anında, çarparmış gibi gelip de teğet geçen bir duygunun, hiç kimsenin, hiçbir zaman çözemeyeceği halidir.

Kimse bilmez ki, o an geçip gittiğinde, şifreyi kendiniz bile çözemezsiniz.

Olsun, yazmaya devam edersiniz.

Defter, işte böyle çözülememiş, çözülemeyecek anlık şifrelerin tefrikasıdır.

O yüzden de 1960’lı, 70’li yılların artık nostaljiden başka hiçbir manası kalmamış kitapları arasında kasıtlı ihmallerin kurbanıdırlar.

Kapakları çok ender açılır.

Sadece ihmal etmezsiniz, bazen iğreti yazıları çok komik bulursunuz.

Zaten ihmale uğramış yaralı defteri bir başka yerinden daha vurursunuz.

* * *

Defter, yaralı hayvan gibidir.

Bir ihmal edersiniz, iki ihmal edersiniz, bir daha yaralarsınız, sonra bir bakarsınız ki, sizin üzerinize saldırmış.

Defter ihaneti çok tehlikelidir. Ağır bir intikama dönüşür.

‘İntikam, soğuk yenilen bir yemektir’ lafı, hor görülmüş eski bir defterde mesel olmaktan çıkıp hakikatin kendisi haline gelir.

Sizin tamamlayamadığınız, tamamlamaya korktuğunuz cümleyi bir başkası tamamlar.

Hoyratça tamamlar.

Kimbilir ne ihtimamla yazdığınız cümleler, kelimeler kötü yola düşmüş saray eskileri gibi olurlar.

Anahtarını okyanusların en derin yerlerine attığınız kasaları başkaları bulur, açar.

Şifrelerini çözemezler mi? Onu kimse tercüme edemez mi?

O kadar rahat olmayın.

Her defterin bir tefsiri vardır.

Her yaralı defteri bir intikam meleği mesken tutmuştur.

* * *

Önceki cumartesi Berlin’deydim.

Güzel bir meydanda oturuyordum. Pırıl pırıl bir güneş vardı.

iPod’umda Puccini’nin ‘O mio bombino cara’sı çalıyordu.

İşte öyle bir andı yani.

Bir şeyler yazmak isteyeceğim, bir sayfanın kenarına ertesi gün unutulacak ve bir daha hiç çözülmeyecek şifreler bırakacağım, kargacık burgacık bir şeyler yazacağım bir andı.

Tek kişilik, kişiye özel yaralı şifreler saatiydi.

Çantama baktım, o defter yoktu.

Geçen hafta Berlin’e giderken böyle yaralı bir defteri bir yerlerde kaybettim.

Öyle bir defter şimdi intikam saatini bekliyor...
X