"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Yapmayın amcalar

Eyvah! Birileri güneşin battığı yeri kazıyor

Yapmayın amcalar
















 

 

ZEYTİN ağaçlarının güneşin battığı yere doğru serpildiği tepelerde Zuhal Olcay bir konser verdi... Bodrum, Gümüşlük’te...

Latife Tekin’in saklı bir roman gibi ördüğü Gümüşlük Akademisi’nde...


Konser bitti... Ve tam kapatırken Zuhal Olcay çok ilginç bir üslupla, çok ilginç bir şey söyledi: “Buradan o amcalara sesleniyorum. İşte buradayım. Myndos için buradayım. Devam ederlerse yine gelirim.”


Durdum...Baktım... Olcay, o vişneçürüğü elbisesiyle, “bir masum kadın bakışı”yken, aniden bir tepelerden gelen “gerilla” olmuştu... Şaşırdım... “Ağabeylerden” sonra bir de “amcalar”...


Gümüşlük’te, bir romancı, bir oyuncu, el ele vermiş, bir “gerilla ruhu”yla isyan ediyorlardı... Niye bu isyan?


Kimdi bu “amca”lar.


Sonra baktım ki, Gümüşlük’te bir olay var.. İddialar feci... Tehditler, korkular var. Tarihin bu en eski antik kentinde “rant oyunları” ayyuka çıkmış.. Birilerinin 1’inci derece sit alanını 3’e çevirip yapılaşma peşinde oldukları söyleniyor. İşte buradan uyarıyorum:

- Birileri güneşin battığı yeri kazıyor...


Ben şimdi 20 yıldır tanıdığım Ertuğrul Günay’a güvenerek bekliyorum. O da mutlak bakacaktır. Dinleyecektir. O kazıları soracaktır... Bir şey varsa üstüne gidecektir.


Sonra Göcek’teki çevre rezaletini durdurarak Çevre Bakanı olduğunu ispat eden Veysel Eroğlu var...


Latife zaten benim kuşağımın “isyan cetveli”dir... Her bedenin, her ruhun boyunun ölçüsünü alabilir.


Zuhal Olcay’a gelince. Zaten seviyordum... Şimdi, güneşin en güzel battığı yerde, zeytin ağaçlarının arasında, o “masum bakışlarıyla”, dünyanın en “delikanlı postası”nı, koyduğu için saygı da duyuyorum...

İKİNCİ  YAZI:

Açılımın  ardındaki senaryo


ÖNCE Ankara’nın sessiz kulislerinden gelen şu sözü aktarmalıyım: “Bu yaz sonuna kadar bir yere varmalıyız.”

Şimdi bağlantılara geçebilirim... Aylardır yazıyorum...


Türkiye Cumhuriyeti devleti artık tarihin aynasına yüzünü dönmüştür.


Ve o aynanın karşısında bütün çıplaklığıyla kendisine bakmaktadır...


Cumhurbaşkanı Gül, bu durumu “Tarihi fırsat” diye tanımlamıştır.


Başbakan Tayyip Erdoğan “Kürt açılımı” diye vurgulamıştır...


Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Türkiyelilik kavramı”nı getirmiştir.

İçişleri Bakanı Atalay, “Herkese iş düşüyor” demiştir...


İŞTE OLUŞUM


Peki buraya nasıl gelinmiştir? İşte şimdi size bu oluşumu aktarıyorum:


1) ABD ve İngiltere (son yüzyıla kalan son iki askeri sömürgen güç) Irak’ı bırakmaktadır.


2) Çekildiği topraklarda petrolün güvenliğini sağlamak zorundadır.


3) Bunun için kendisine bağlı, eğitimli ve silahlı bir güç aramıştır.


4) Kürtler Irak savaşının ilk gününden itibaren kendi çıkarları doğrultusunda bu güveni sağlamışlardır.


5) Petrol bölgesi aynı zamanda bir Kürt bölgesidir. (Türkmenler sistemli olarak etkisizleştirilmiştir.)


6) Petrol bölgesinde istikrar şarttır. Bunun için de Kürtlerin eğitimli, silahlı, güvenilir birlikleri gerekmektedir.


7) Temel şart istikrar olmuştur.


8) İstikrarın sağlanması için Kuzey Irak’taki yasadışı faaliyetlerin durması gerekmektedir. PKK bu kapsamda değerlendirilmiştir.


9) Ve işte böylece PKK’nın silahlı varlığının sivilleştirilmesi, siyasetin içine çekilmesi gündeme gelmiştir. Türkiye, Kuzey Irak’taki bu oluşum nedeniyle istikrarı zorlamaktadır.


10) Türkiye bu süreci önceden görmüş ve şu tespiti yapmıştır:


“Eğer ABD-İngiltere, Irak’tan çekilmeden, ben kendi inisiyatifimle ve kendi modelimle bu sorunu çözmezsem, dışarıdan gelecek bir basınçla, kontrolüm dışında olaylarla karşılaşırım. Bu nedenle kendi modelimi ve çözümümü oluşturmalıyım. Sonuçta bunun temel ekseni demokratikleşme olacaktır...

Türkiye Kürt bölgesinde söz sahibi olmak istiyorsa, bu meseleyi çözmelidir.

Yoksa komşularına sınırlarını kapatan, kendi içinde sürekli kan akıtan bir ülke olarak bölgenin etkin gücü olamayacaktır.”


SICAK YAZ


Evet işte budur...


İçinde bulunduğumuz yaz böylesine keskin ve sıcak bir yazdır. Bu nedenle, çözüm yolunda her türlü adımı desteklemek gerekiyor... Burada tek sorun,

Hükümet’in çözüm sürecini İçişleri Bakanlığı merkezinde götürmek eğiliminde olmasıdır.

Çünkü bu şekilde mesele yalnızca güvenlik boyutuyla algılanıyor gibi bir imaj doğmaktadır...


ÜÇÜNCÜ YAZI:

Bölgesel  meclis  talep edecek/images/100/0x0/55eabcfbf018fbb8f8938def

 

DEVLET Kürt açılımı için hangi zemin üzerinde çalışıyor... Ortada bir liste var mıdır?

Ağustos ayında İmralı’dan yapılacak açıklama ya da öneri ne olacaktır?

Ben şimdi buradan yazıyorum... Nereden aldın diye sormayın. Eğer söylediklerim çıkarsa, nasıl öğrendiğimi açıklayacağım:

Liste şudur:

AMAÇ: Ülke bütünlüğü içinde halkın yerelde söz ve karar sahibi olmasıdır. Tüm farklılıkların kendini özgürce ifade edeceği bir yapı sağlanmasıdır..

1) Yeni bir Anayasa yapılsın. İdari reformlar sağlansın...

2) Bölgesel Meclisler kurulsun..

3) BÖLGESEL MECLİS YETKİSİ Eğitim, sağlık, kültür, turizm, sosyal hizmetler, tarım, denizcilik, sanayi, imar, çevre, telekomünikasyon, kadın, gençlik, spor...

4) MERKEZİ HÜKÜMET YETKİSİ Dışişleri, maliye ve savunma...

5) ORTAK SORUMLULUK Adalet ve emniyet hizmetleri..

6) Bölge Meclisleri nüfus ve gelişmişlik düzeylerine göre genel bütçeden alacakları pay dışında vergi ve harçlardan yerel gelir alabilirler.

7) Valiler, merkezi hükümetin ve bölge meclislerinin kararlarını uygularlar...

8) Bu öneriler bir federasyon önerisi değildir...

9) Kürtçe eğitim ve kendi dilinde siyaset yapabilme olanağı sağlanmalı...

10) Yeni Anayasa’da, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder” maddesi olmalıdır...

Evet, özeti budur...

Peki devlet, Hükümet ve parlamento bunu kabul eder mi? İşte akıllardaki soru budur...

Bu sorunun cevabı için Cumhurbaşkanı Gül’ün yakın zamanda CHP, MHP ve DTP ile görüşmesi şaşırtıcı olmaz...

DÖRDÜNCÜ YAZI:

 

Kadınlar bu canavarın neresinde/images/100/0x0/55eabcfbf018fbb8f8938df1


6  AYDA 1911 kişi öldü. 87 bin 995 kişi yaralandı. Yalnızca haziran ayında 145 kişi öldü. 19 bin yaralı var... Kan gövdeyi götürüyor. Trafik katliamı bu...


Ben bu kanlı tabloya bakarken zihnimde başka bir soru büyüyor.


Bilmem acaba bu sorunun cevabını verecek bir araştırma var mı:


Soru şu:

- Bu trafik kazalarına karışan sürücülerden yüzde kaçı kadındır?..


Yani 6 ayda 145 bin 330 trafik kazası olmuş. Bu kazalara karışan sürücülerden kaçı kadındır?


Bir başka soru:
 

- Kadın sürücülerin ölümlü kazalardaki oranı nedir. Maddi hasarlı kazalardaki oranı nedir?


Hiç araştırmayın...


Bu kanlı kazaların, bu ölümlerin, yüzde 99’unda erkek sürücü vardır...


Ama trafikte ağır ağır giden bir kadın sürücünün arkasından, şu erkek yorumu hep takiptedir:


“Kadınlara ehliyet vermeyeceksin abi. Alacaksın ehliyetlerini”.


Bırakın kardeşim siz bu “erkek yorumları”nı...


Öldürüyorsunuz işte...

X