"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Yapmak isteyip de yapamadıklarım...

Merhabalar sevgili okurlar. Bugün sizleri benim dünyama –bir anlamda tüm bedensel engellilerin dünyasına- davet ediyorum. Ve böylelikle, sıradan bir günümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu sabah erken uyandım. Kalkıp çay demlemek; pencerenin önünde oturmak; çayımı yudumlarken, doğan günü seyretmek istedim.

Yardımcımı erken uyandırmak istemediğim için, kalkamadım; çay demleyemedim ve en kötüsü, doğan günü izleyemedim.

Gün doğuşundan epey sonra yardımcım kalktı ve beni de kaldırdı. Onun demlediği çayı içtim, onun hazırladığı tostu yedim. Bana tost yaptığı için ona teşekkür ettim; aslında canımın reçelli ekmek istediğini söyleyemedim.

Karacaahmet Mezarlığı’na gidip eşimi ziyaret etmek; aslında orada olmadığını bilsem de, onunla konuşmak istedim.

Gidemedim, konuşamadım…

Gidebilseydim eğer; birlikte geçiremediğimiz ilk evlenme yıldönümümüzde kızımızın bize verdiği o güzel hediyeyi, uluslararası bir toplantıda yaptığı konuşmayı anlatacaktım. Kızımızın başarısı ile gurur duyarken, onun da yanımda olmasını ne kadar çok istediğimi söyleyecektim. “Seni çok özledim.” diyecektim. Ama olmadı…

Bilgisayarımı istedim. Yardımcım önüme koydu. Önce e-postalarıma baktım, gerekli cevapları yazdım sonra tercüme yaptım.

Yoruldum. (“Ne çabuk?” demeyin sakın. Kemiklerinin yarısı, kaslarının yüzde sekseni erimiş bir insan çok çabuk yoruluyor.)

Hava çok güzeldi. Yalnız başıma dışarı çıkmak, yürümek istedim.

Ama ne yürüyebilir, ne de yalnız başıma dışarı çıkabilirdim. Yollar uygun olsaydı eğer, akülü sandalyemle istediğim yere gidebilirdim oysa ki… Yürüyememiş olsam da, kafamı dinlemiş olurdum.

Uzanıp müzik dinlemek istedim. CD çalarımdaki CD’leri belki elli kez dinlemiştim. Değiştirmek istedim. Bu işi kendim yapabilmem mümkün değildi. Yardımcımı çağırdım ve ne dinlemek istediğimi anlattım. Tüm CD’lerimin alfabetik düzenle sıralı olmasına karşın, istediklerim bulunamadı. Ben de, yardımcım ne bulduysa onu dinlemek zorunda kaldım. (Neyse ki evde dinlemekten hoşlanmayacağım tek bir CD bile yok.)

Tekrar kalkıp bilgisayarımın başına oturdum. Kaldığım yerden çalışmaya devam ettim. Öğleye kadar çalıştım.

“Yemek hazır” dedi yardımcım ve bilgisayarımı önümden aldı. Onun hazırladığı yemeği yedim. Oysa ki bugün Pazar, köşedeki dönerciye kadar gidip dönerli bir sandviç yiyebilmek isterdim. Ama olmadı…

Yemekten sonra biraz dinlenip tekrar oturdum bilgisayarımın başına. Devam ettim çalışmaya. Sonra yine yoruldum…

Kalamış’a gidip güneşin batışını seyretmek istedim.

Gidemedim… Güneşin batışını seyredemedim…

Biraz uzandım, sonra tekrar bilgisayarımın başına geçtim. Bu kez bir oyun oynamak için izin verdim kendime.

Yarın Pazartesi, yazı günüm… Ben halâ karar veremedim ne yazacağıma. Araştırıp yazıya hazırladığım birkaç konu var, ama hiçbirini yazmak istemiyorum bugün. “Biraz daha araştırmalıyım” dedim kendi kendime ve internette gezinmeye koyuldum.

Aniden karar verdim: Bugünümü yazacaktım…

Hevesle koyuldum yazmaya.

Yardımcım, “akşam yemeğinizi getiriyorum” dedi, daha ben yazıma yeni başlamışken. Reddedip onu üzmek istemedim. Onun hazırladığı yemeği, onun öngördüğü saatte yedim.

Sonra tekrar döndüm bilgisayarımın başına ve yazımı tamamladım.

Sizce ben özgür müyüm?

Cevabım hem “evet”, hem de “hayır”.

“Evet”, çünkü düşündüklerimi yazabiliyorum…

“Hayır”, çünkü yapmak istediğim pek çok şeyi bedensel engelim nedeni ile gerçekleştiremiyorum.

Birazdan yazımı gazeteye göndereceğim. Sonra yardımcım bilgisayarımı önümden alacak ve yatmama yardım edecek. Daha geçe kalamam, çünkü onun uykusu geldi. Benim uykum olsa da, olmasa da yatmak zorundayım.

Uykum yok… Yatınca, kitap okuyacağım…

Ne mutlu bana, görebiliyorum ve okuyabiliyorum…

Engellerimizi hissettirmeyecek, engelsiz bir yaşam dileği ile...

X