Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yanlışta ısrar olmaz...

BUNCA yıl bu sütunda da, kendi özel yaşamımızda da "önemli olan gerçeğin kendisidir" dedik. Buna da elimizden geldiğince bağlı kaldık.

İşte bu ilkemiz, iki gün önce bu sütunda okuduğunuz yazıda çok önemli bir düzeltme yapmaya zorluyor bizi.

İsterseniz önce o konuyu anımsatalım:

Biliyorsunuz Danıştay’ın 2. Dairesi, çalıştığı çocuk yuvasının kapısına kadar başörtülü olarak gelen, orada başını açıp okula girmek isteyen Aytaç Kılınç isimli bir öğretmenin bu nedenle başka göreve nakline ilişkin kararın iptali istemini reddetmişti.

Verilen bilgiye göre kararda, öğretmenin örnek figür olarak algılandığı vurgulanmaktaydı. Özellikle 6-8 yaşları arasındaki çocuklar, öğretmenden çok etkileneceği için öğretmenin kendi dini inançlarını okul dışında da sergilemesine idarenin karışabileceği kabul edilmekteydi.

Biz de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, "Bu kararı hukuk ilkeleri içerisinde tanımlayamıyorum. Tarif edemiyorum. Kalkıp da bir anaokulu öğretmenine, öğretmenlik yaparken başını açtın, dışarda da başın açık olarak gezeceksin deme hakkına kimse sahip değildir" demesini eleştirmiş, üstelik, "Sayın Başbakan da buna benzer bir kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Dahlab-İsviçre davasında verdiğini bilirse, iyi olur" demiştik.

Dahlab-İsviçre kararıyla ilgili olarak aktardığımız bilgide yanlış olduğunu saptadık. O bilgi yanlış olunca, Danıştay kararını savunan sözlerimiz de yanlış oluyor. İşte onu düzeltmek istiyoruz.

Dahlab-İsviçre kararının tam metnini -yukarıdaki satırlar çıktıktan sonra- dikkatle okuduk. O olay İsviçre’de meydana gelmiş. Lucia Dahlab isimli bir Çocuk Yuvası öğretmeni okulda "İslami başörtüsü" taktığı için okul müdürü, "okula bu kıyafetle gelemeyeceğini" bildirerek kendisini uyarmış.

O da özetle, "Benim din ve vicdan özgürlüğüm var. İstediğim gibi giyinirim. Kimseye kendi dinimi empoze eden tek kelime söylemiyorum. Esasen kimse de bu yönde şikáyette bulunmadı. O halde idare kıyafetime ne karışıyor?" diyerek İslami başörtüsü takmakta ısrar etmiş.

Müdür bunun üzerine İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne durumu bildirmiş. Genel Müdürlük, öğretmenin "görevini yaparken İslami başörtüsü takmasını" yasaklamış. Gerekçe olarak da "laik bir eğitim sisteminde öğretmenin kendi dini inançlarını öğrencilere dayattığı anlamına gelebilecek şekilde giyinmesine izin verilemeyeceğini" bildirmiş.

Öğretmenin itirazı önce Geneva Kantonu hükümeti, sonra da Federal Mahkeme tarafından reddedilmiş. Öğretmen bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuş. Ama AİHM de Bayan Lucia Dahlab’ın "görevini yaparken İslami başörtüsü takmasını yasaklamaya idarenin hakkı olduğuna" karar vermiş. Burada ince bir nokta var:

Gerek İsviçre Federal Mahkemesi, gerek AİHM öğretmenlerin küçük çocuklar için örnek oluşturduklarını, o nedenle kıyafetlerinin dini bir mesaj taşımaması gerektiğini vurgulamışlar ama "idare, okul dışında da başörtüsü takmalarını yasaklayabilir" dememişler.

Doğruyu bilelim de "laik sistemi" savunurken ona zarar vermeyelim.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI