Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yanlış hesap bankada patlar

<B>BANKA</B> sektörünün dertleri bitmiyor. Yıllardır bankalar düzelsin diye uğraşılıyor, bir türlü bu meselenin çaresi bulunamıyor.

Bundan 25 yıl önce banka sektörüne ilk defa ‘‘içeriden’’ bakmam gerekti. Bankalar, bugünkü kadar olmasa bile, o zaman da problemliydi. Çoğunun sermayesi yetersizdi. Batık alacakları için yeterli karşılık ayrılmamıştı. Batık alacaklarını, ancak ‘‘batık iştirakleri’’ni artırarak azaltıyorlardı. Yani ‘‘bilanço makyajı’’ ile işler sureta idare ediliyordu.

Devletin, banka sektörüne doğrudan müdahale etmesinin ve kamu kaynaklarını bu yolda harcamasının gerekçesi, banka olmadan ekonominin çarklarının dönmemesidir. Dönmeyecek çarkların başında da (içeriden borçlanmayı sürdüremeyeceği için) bizatihi devletin kendi ekonomisi gelir. Ticaret, sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren özel firmaların (yani meşhur reel sektörün) işlemesi ve gelişmesi için bankaların sağlıklı bir şekilde çalışması şarttır. Bundan daha da önemlisi, halkın tasarruflarının korunmasıdır. Eğer devlet, bankaların batıp gitmesine seyirci kalır ve geleceklerini güvence altına almak için birikimlerini bankaya yatırmış olanlar, bir anda paralarını kaybederse, ekonomi tam anlamıyla işte o zaman çöker. Çökmüş bir banka sistemini, sıfırdan tekrar inşa etmenin ekonomiye, yani halka maliyeti, total çöküşe engel olmak için yapılan harcamalardan kat be kat fazla olur.

* * *

Bütün bunlar doğru olmakla birlikte, kamu kaynaklarının banka kurtarılmasında kullanılması, halk vicdanını rahatsız etmektedir. Öyleyse, bankaların niçin sürekli kurtarılma durumuna düştüklerini anlamak ve bir daha bu duruma düşmemeleri için yapılması gerekenleri saptamak şarttır. Cumhurbaşkanı Sezer bile, ‘‘Bankalardan 17 milyor dolar çalındı, bu yüzden ekonomi zora düştü’’ diyerek, batık banka sorumlularının DGM'de yargılanmaya devam edilmesini istemişti.

Eğer bir ülkede bankacılık kesimi (veya herhangi bir alan) bir türlü adam olamıyorsa, orada ‘‘sistemik’’ bir bozukluk var demektir. Yani sistemin kendisi ve/veya onu kuşatan çevre kusurludur. Bu kusurlar, içsel ve dışsal olarak iki kümede toplanabilir. Bu sistemik aksaklıkların, kavramsal, kurumsal ve kuralsal boyutlarda neler olduğunu, bu köşede zamanı geldikçe yazıyorum. (Belli bir alanda, sistemik bozukluk olması, orada işlenen suçları ortadan kaldırmaz. Aman burası yanlış anlaşılmasın.) Vurgulamak istediğim şudur: Banka sektörü, sadece ‘‘hırsızı yakala’’ yani ‘‘Tantan-Temizel Teoremi’’ ile düzelemez. Bilinsin ki, bankalardan buharlaşan mesela 17 milyar doların, belki onda biri hırsızlanmış, kalanı ‘‘sistemik’’ olarak ziyan edilmiş, yanıp kül olmuştur. Bunu yeteri kadar anlatabildiğimi zannetmiyorum. Çünkü toplumumuz hálá hayatı, ‘‘biri kaybetmişse, mutlaka biri kazanmıştır, mutlak anlamda ziyan diye bir şey yoktur’’ (zero sum game) olarak algılamaktadır. Bankacılığın islahı için yapılması gerekenler, iki başlık altında toplanmalıdır: a) Hırsızlığa nasıl engel olunur, b) Ziyanın önüne nasıl geçilir. Tasarımı ve uygulaması zor olan ikincisidir.

SON SÖZ: Kuramsız, kural olmaz.
X