Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yan yatmış 8’in sırrını çözdüm de Mutlu Baba’nınkini çözemedim

Bir hafta içinde katıldığım üç etkinlik, başka şehirlere iki seyahat ve sizlerle paylaşacağım birçok konu oldu.

İlginizi çeker düşüncesiyle aktarmaya başlayayım. CEO’muz Mehmet Yakup Yılmaz’ın, “Hiç bir mazereti kabul etmem” diyerek şirketin 2013 projelerini konuşmak üzere dergi grubunun tüm yöneticilerini bir araya getirme talimatı, Yalova seyahatini kaçınılmaz kılmıştı. Hava, kara, deniz taşıtlarının tümünden faydalanarak Ankara’dan hareketle İstanbul üzerinden Yalova’ya ulaştığımda ise o muhteşem otel karşımdaydı. Bu arada bindiğim arabalı vapurun üst güvertesinde Titanik filmindeki Leonardo Dicaprio gibi iki kolumu yana açıp, martıları seyre dalmayı bir kez daha ihmal etmediğimi vurgulamak isterim.
 İlk konuğu Mustafa Kemal Atatürk olan tarihi Limak Yalova Termal Butik Otel’i daha önce de yazmıştım. Hani, oda numaraları 1881’den başlayıp 1938’de biten, yani Atatürk’ün anısını yaşatmak için doğumuyla başlayıp, ölümüyle son bulan 57 odalı otel vardı ya, oradan bahsediyorum. Hadi biraz daha ipucu vereyim; 1938 numaralı odada sondaki 8 rakamını yatık halde kullanarak sonsuzluk işaretine dönüştürmüş oteli işaret ediyorum. Yapımından tam 25 yıl sonra, yani 1930’lu yıllarda yeniden elden geçirilen Büyük Otel’in ilk misafiri Atatürk olmuştu. Bu ilkten sonra da Ulu Önder, fırsat buldukça bedenini ve ruhunu dinlendirmek için konaklamış, birçok konuğunu da burada ağırlamıştı. New York’tan uçarak Atlantik’i aşıp, İstanbul’a inen Amerikalı pilotları da 1 Ağustos 1931’de bu otelde ağırlamıştı. Özellikle ömrünün son aylarında bu otelde daha çok zaman geçirdiğini çevresindekilere gururla anlatmıştı.
 Yaklaşık iki yıl önce yeni yüzüyle müşterilerine kapısını açan otele yerleşir yerleşmez tıpkı Atamız gibi terasında oturup yemeklere kaşık sallamak, bahçesinde tavla oynamak, kuş seslerinin eksik olmadığı bahçesinde yürümek, şifa bulduğu termal suyun keyfini çıkarmak için hazırdım.

 ALKOL YASAKLANDI İÇKİLER PERSONELE DAĞITILDI

 Doğal olarak iki gün konaklamamızda tüm zamanımızı otelin ana binasında ve odalarında geçirmedik. Toplantıdan arta kalan süreçte o enfes bahçenin ve dört bir tarafımızı saran Samanlı Dağları’nın temiz havasını da içimize çekerek çevreyi dolaştık. Öncelikle çevredeki birçok otel ve pansiyon gibi konaklama yerlerinin düzensiz yapılaşması dikkatimizi çekti. Bir de kaldığımız yerin az ötesindeki Sağlık Bakanlığı’na bağlı dev konaklama tesisinin turizmin hizmetinde olması gerekirken, siyasi otoritenin tahakkümü altında yıpranması... Sonradan öğrendik ki, yılbaşı itibarıyla bu tesiste alkol satışı yasaklanmış, depoda kalan bütün içki şişeleri de personele dağıtılmış. Bana komik geldi, zira Yalova’daki termal turizmi dünyaya açma iddiasında olacaksın, sonra da yasaklar listesi oluşturacaksın. Böyle turizm olur mu? Allahtan Limak Termal Otel ve yapımı bitmek üzere olan iki 5 yıldızlı otel var da, Yalova turizmi ayakta duruyor.

 BU MUTLU BABA’YI ÇOK MERAK ETTİM

 Bir de Mutlu Baba turizm için katkı yapmaya devam edecek. Kim mi bu Mutlu Baba? Kimse doğru dürüst bir şey söylemiyor ama her Temmuz ayında beyaz kıyafetlere bürünmüş binlerce insan onun çiftlik evine akın ediyormuş. Aralarında İngiliz, Alman, Fransız gibi Avrupalısı da varmış, Japon, Rus gibi Asyalısı da… Erkeğiyle, kadınıyla binlerce beyaz giysili bu insan ev ve bahçede günlerce konaklayıp, tasavvuf müziği eşliğinde dans edip, uyuyormuş. Mevlevihane desen değil, İslam dışı desen hiç değil... Açıkçası bu Mutlu Baba tekkesini çok merak ettim. Kısmet olursa gelecek Temmuz ayın da bir foto muhabiriyle orada olacağım ve gözlemlerimi sizlere aktaracağım.

 HEM AĞLARIM HEM GİDERİM

Gelelim katıldığım ikinci etkinliğe. Kaymak için değil, kaymamak için dikkat kesildiğim Kartalkaya’ya her seneki mutat ziyaretimi bir kez daha tekrarladım. Biliyorsunuz bu kayak merkezinde dört otel çok gözde ama onlara bir yenisi daha eklenmiş. Kartal, Grand Kartal, Kaya ve Golden Key oteller kış sezonunun vazgeçilmez adresleri olurken lüks Kaya Palazzo Otel’de geçen sezon aralarına katılmıştı. Gene bir grup meslektaşımla Golden Key Otel’deydik ki, kaldığımız sürece kimi kaydı, kimi SPA merkezini üs edindi, kimi de benim gibi şömine başından hiç kopmadı. Ancak hepimizin ortak yaptığı bir şey vardı ki, Türk basının geleceği üzerine kafa yorduğumuz sohbetler... Şimdi sizlere mesleki konuşmaları değil, Kartakaya’da gördüğüm bazı ilginçlikleri aktaracağım.

 BU TURLARDAN HABERİNİZ VAR MI?

 Dikkat ettim de özellikle hafta sonları park alanlarını kaplayan şehirlerarası otobüslerin ve özel otomobillerin sayısı daha da artmış. Belli ki insanlar akın akın bu merkeze geliyor. Oteller ful dolu ama restoranları, kafeleri onlardan daha dolu. Meğer tur şirketleri günü birlik gidiş-gelişleri daha da arttırmış. İstanbullu ziyaretçiler daha fazla ama Ankara’dan da hatrı sayılır bir kalabalık varmış. Ankara’dan sabah saat altı civarında hareket eden otobüsler üç saat sonra Kartalkaya’da oluyor ve akşam üstü saat 18 civarında geri dönüyormuş. Yolcular ise öğlen yemeği ve pistlerde kayış dahil 100 lira civarında para ödeyip, tüm gününü bu kayak merkezinde geçiriyormuş. Tabii isteyenler tur şirketinin kapsamına aldığı mekan dışındaki diğer otellerin sosyal tesislerini parası karşılığı kullanabiliyormuş.
 Yani tüm nimetlerinden faydalanmak kaydıyla Kartalkaya’da bir gün geçirmek isteyenler için ucuza büyük bir imkan sağlanmış. Bu imkanla da kış turizmine ilgi artmış. Anlaşılan o ki yaz turizmine alışan Türk toplumu, kış turizmine de yönelmeye başlamış.

KAR ALTINDA NAR TERAPİLİ JAKUZİYE GİRMEK

 Bizim gibi otelde iki gün geçirmek isteyenler için ise ucuz tarifeden bahsetmek pek mümkün değil. Hele ki kaldığımız Golden Key Otel için. Eh ne yapalım her güzelliğin bir bedeli var. Yalnız şunu söyleyeyim bu otel aldığı her paranın karşılığını fazlasıyla veriyor. Önce lüksü ön planda tutarak farklı bir dekorasyonu sergileyerek, sonra da üst seviyelerde tuttuğu hizmet anlayışını aksatmayarak... Ödüllü mimarisi, konforu, doyumsuz manzarası, sunduğu İtalyan ve Türk mutfağının seçkin lezzetleri onu gözde mekanlardan biri haline getirdiği kesin.
 Otel, yayla mimarisinin hakim olduğu bölgede olduğunun bilinciyle klasik yayla evi ve lodge tipolojilerinin modern bir yorumu olarak tasarlanmış. Bina gün ışığından ve Köroğlu Dağları manzarasından maksimum faydalanacak şekilde biçimlendirilmiş ve her odanın çevre manzarası ile olan ilişkisi farkı bir senaryo düşünülerek yerleştirilmiş. Bir itirafta da bulunayım, beni en çok etkileyen açık hava jakuzisi oldu. Kar altında nar terapili jakuzi seansını tavsiye ederim. İnanın vücudunuzda bulunan tüm negatif yükleri attığınız gibi kendinizi yeniden doğmuş hissediyorsunuz.

 GENÇ İŞ ADAMLARIYLA KISA BİR ANKARA TURU

 Geçenlerde kısa adı TÜGİAD olan Türkiye Genç İşadamları Derneği Ankara Şubesi’nin davetlisiydim. Başkanları Barış Aydın önderliğindeki genç iş adamlarıyla Ankara’nın, bilim, sanayi ve teknoloji alanındaki durumunu ve diğer sektörler hakkındaki düşünceleri paylaştık. Sosyal yaşamdaki zafiyet, alt yapı sorunları, yanlış yönetimler derken de 2,5 saatlik sohbet maratonuna girdik. Genç iş adamlarına aktardığım görüşlerimden bir kısmını sizlerle de paylaşmak isterim. Madde madde sıraladığım bazı görüşlerde haklı mıyım, değil miyim sizler karar verin.
 * Ankara halkı AVM’lere mahkum edildi ve bu durum sosyal hayatı söndürdü. Bırakın meydanları maalesef Ankara’da ailecek yürünecek bir cadde bile söyleyemiyoruz. Alt geçitler, üst geçitler caddeleri otobana dönüştürmüş durumda. Kızılay’da 1 kilometre boyunca karşıdan karşıya geçerken zorlanıyorsunuz.
 *Metro ihmal deldiği için toplu ulaşımda sıkıntılar yaşıyoruz. Buna bir de yönetimin yanlış zihniyeti ekleniyor ki örneğin toplu ulaşım araçları gece 12’den sonra çalışmıyor. Türkiye’nin en pahalı taksisini kullanmamız ise işin cabası.
 *Bu şehir şimdiye kadar birçok marka yarattı. Ancak şimdilerde yeni markalar yaratmakta sıkıntı çekiyoruz. Ekonomik kuruluşları kaybediyoruz. Bankalar bir tarafa, en önemli fuar olan Savunma Fuarı’nı bile İstanbul’a kaptırdık. Üstelik Ankara’nın en büyük gücü savunma sanayi ve ileri teknolojiyken.
 *Ankara’nın istihdam yaratan ekonomik değerleri yok oluyor. Örneğin tekstil ve mobilya sektöründeki üstünlüğümüzü yitirmeye başladım. Siteler ölüyor. Türkiye’nin mobilya ihtiyacının yüzde 70’ini karşılardı. Şimdi Ankara’nın yüzde 30 ihtiyacını bile zor karşılıyor.
 *Belediyenin çağdaş şehircilik anlayışından uzak tutumu şehrin ruhu öldürüyor. İş bilmemezlik ise Armada AVM karşısındaki demir yığınını, Bahçelievler kavşağındaki Gökkuşağı projesini, Konya Yolundaki Hemşeri Evleri’ni karşımıza çıkarıyor. Bakın, bunlara bizlerden toplanan vergiler harcandı ve hepsi sökülmeye ya da atıl bırakılmaya başlandı. Boşa giden paraya mı yanalım, şehrin estetiğini katlettiğine mi, siz karar verin.

X