Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yamuldum

“Aklının başına gelmesi için yamulman mı gerekliydi?” başlıklı yazıma yine pek çok cevap geldi, yayınlamama izin verenlerden bir kısmını aşağıda sizlerle paylaşıyorum. Öyle hikâyeleriniz var ki bazen okurken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Kiminiz “yayınlama, sadece sen oku, içimi dökmek için yazdım” dediği için onları paylaşmadım ama hepsini okudum tek tek.

İşte sizden gelenlerin bir kısmı;

İnsülinden şişen karnım sonunda iniyor galiba.
Eee, su içmek işe yarar demişlerdi de inanmamıştım, diyenler iyi demiş.
36 beden ölçüsündeyken, insülin kullanımıyla 38 beden ölçüsüne sahibim uzun zamandır.
Hadi bakalım spora da başlasam, yine eski 36 beden ölçüsüne sahip olacağım.
İnşallah diyelim...
Meğerse diyabet ne ciddi hastalıkmış.
Dikkat etmediğim zamanlarda anladım.
Allah'a şükürler olsun küçük çocuk değilim, anlıyorum insülin yapmam gerektiğini ve diyete uymam gerektiğini.
Yeni doğan bebeğin suçu ne peki, doğar doğmaz diyabetle doğuyor, her şey Allah'tan tabi.
3-4 yaşlarına geldiğinde yani çocukluk döneminde ne yapacak peki?
Yeme desen anlamaz, her gün 4 kere insülin uygulanması da mecburi...
O yüzden şimdi ki halime şükrediyorum.
Diyete uymayı, insülinleri zamanında yapmayı başarıyorum çünkü; bunları yapmazsam eğer kötü sonuçlarından korkuyorum; bunlar ne mi dersiniz?

Yamuldum

Kalp hastası, böbrek hastası olabilirim.
Bu güzel gözlerim 5 sene sonra kör olabilir.
Diyabet komasına girebilirim.
Kısacası diyabete yem olmak istemiyorum.
Zaten duydum ki insülin benden bıkmış, hep vaktinde uyguluyormuşum diye.
Her şey bizim elimizde, en önemlisi motivasyon ve pozitif düşünce ki bende fazlası ile var.
Ben diyabetten değil, diyabet benden korksun!
Zaten korkuyormuş.
İsim kullanmadan yayınlanırsa sevinirim ablacığım.
………..
HAYATA DAİR
Merhabalar Ayşe Hanım,
Öncelikle çok geçmiş olsun, umarım en kısa zamanda en sağlıklı ve en keyifli günlerinize dönersiniz.
Size hissedip kâğıda döktükleriniz konusunda % 100 katılıyorum. Hayata tekrar bir yerlerinden sarılmak için hepimizin muhakkak bir şeylerden ders alması gerekiyor. Bu bir hastalık olabiliyor, bir yakınını kaybetmek ya da ekonomik olarak büyük çöküntüye düşmek.
Ben uzun zamandır sağlığımla uğraşıyorum ve doktorlar problemlerin sebebini bulmak için gecen ay endoskopi ve kolonoskopi yaptılar. Beni uyuturlarken dua ettim Allah’a inşallah kanser değilimdir ve kızımın yüzünü tekrar görebilirim, sağlıklı bir şekilde diye. Şükürler olsun kötü bir şey çıkmadı ve ben de sizin gibi ertelediğim her şeyi teker teker yapma sözü verdim kendime.
Uzun zamandır yurtdışında yaşıyordum ve mutsuzdum, memleketime dönme kararı aldım ve 20'li yaşlarımdan bu yana kurduğum Bodrum'da yaşama hayalimi oradan ev kiralayarak uygulamak için önümüzdeki ay Türkiye’ye gelmeye karar verdim.
Beni çok güldüren "renk katalogu" saçlarımı kendim boyamaktan vazgeçtim ve sizin gibi kuaförde güzelleştirdim. Uzun zamandır beni rahatsız etmiyor dediğim göbeğimin yağlarıyla ilgilenmeye başladım.
Yani uzun lafın kısası bu hayata bir kere geliyoruz ve zamanımız dolduğu zaman geri dönüşü yok, gidiyoruz.
Önemli olan bize ayrılmış zamanı mümkün olduğunca sevgiyle, sevdiklerimizle paylaşarak, bize verilen güzelliklere şükrederek yaşamalı ve her şeyden önemlisi HAYATA GEÇ KALMAMALIYIZ.
Sağlıkla ve sevgiyle yaşayın.
Mukaddes

………………

MUTLULUK
Sevgili Ayşe,
Kendini iyi hissetmene sevindim. Bazen yukarı çıkmak için dibe vurmak gerektiğine inananlardanım. Elbette dipte kalma süresi çok uzun olmamalı. Benim için mutlu olmanın formülü küçük şeylere sevinmek. Hayat her zaman büyük mutluluklarla kucaklamıyor bizi.
Yaşama dair beklentiler ne kadar yüksek olursa, mutlu olduğumuz gün sayısı o kadar azalacak gibi geliyor. Özellikle içinde bulunduğumuz günlerde, dünya bana göre pek de iyi bir rotada yol almıyorken. Sevdiklerimin sesini duymak, iyi olduklarını bilmek, bazen bir kedi, bazen bir köpek yaşamak güzel dedirtiyor insana...

Not: Veli ile olan durumundan bahsetmiyorsun. Kararını merakla bekliyoruz... Kim olduğunu açıklamanı da...
Ebru K.
………………
YAMUKLUK
Ayşecim, yazılarını uzun zamandır okuyorum ama her seferinde niyet etmeme rağmen ilk kez yazıyorum sana. Sanırım sen de beni yamulttun, hemen yazmalıyım dedim.
İnsanoğlu garip varlık, elinin ucundan kayışını hissetmeden anlamıyor hayatı, oysa anlamalıyız sürekli yazılı yoklamaya ihtiyaç duymadan farkında olmalıyız nefes aldığımızın.
Hayatımızda şükredilecek o kadar çok nimet var ki her nefes alışımız bile bir şükür sebebi. Bizler beşer şaşar durumundan arada bir gaflete dalsak da bir vesileyle hatırlıyoruz yine de inşallah bu olay ömrüne bereket olmuştur.
Bu arada taşınmana çok sevindim, ev değiştirmek inanılmaz bir motivasyon aracı, evinde ilk uyuduğun gece anahtarı yastığının altına koymuşsundur inşallah.
Ne gördüğünü bize de anlat ama mobilyaları boyatman da harika olmuş, güle güle kullan, baktıkça için açılsın, açılsın, açılsın.
Ayşecim, ben İzmir'de yaşıyorum ve burada harika şeyler yapıyoruz; mesela 26 tane üniversite öğrencisine burs veriyoruz.
Sana bunları başka zaman anlatmak istiyorum birbirimize katkıda bulunursak yani güçlerimizi birleştirirsek daha da güzel olur.   Senden isteyeceğim güç sadece manevi destek olacak inan gerisini biz burada debeleniyoruz .
Haa unutmadan 23 Ağustos’ta muhteşem bir gecemiz var geleneksel çocuk iftarı Karagöz-Hacivat, Nasreddin Hoca, davulcu, fenerci ve bizim mini konserimiz.
Keşke gelebilsen, katılmanı görmeni çok isterim belki de yolun düşer hım?
NOT:  Çok özür dileyerek yazıyorum nasıl bir topluluk bu iftarlar, burslar diye düşünüp kafanın karışmasını istemem 1990 yılında İzmirli hanımların kurduğu Türk Kültür ve Sanat Derneği burası amacımız Türk kültür ve sanatını yaşatmak bunun için yıllar içinde neler yapıldığını görmelisin eminim bizi seversin güya konunla ilgili yazacaktım ama maşallah epey dağıttım yazıyı okuduktan sonra mesleğimi duysan çok gülersin bana.
Bir de unutma; Yamuk, en asimetrik dörtgendir, dualarımız hep seninle.
N.D.
…………..

YAMULMADAN ANLAMIYORUZ AMA
Merhaba Ayşe Hanım,
Ben uzun zamandır yazamıyordum size çok geçmiş olsun, iyi olmanıza çok sevindim.
Düşünüyorum da hiç birimiz elimizdeyken hiçbir şeyin kıymetini bilmiyoruz. Düşünün gözleri görmeyen insan için görmek ne kadar kıymetli ama görebilen anlamaz kıymetini, koltuk değnekleriyle yürüyen için yardımsız yürümek ne kadar değerli ama ayakları sağlam yürüyebilen biri anlamaz değerini.
Çok basit, en saçma sapan bir rahatsızlık bile başınıza geldiğinde o olmadan yaşadığınız günlerin ne kadar değerli olduğunu düşünürsünüz ama ona yakalanmadan çok hoyrat yaşarsınız hayatı kıymet bilmeden belki.
Ben de size bunu çok önce yazmıştım polikistik over hastasıyım bir çaresini ben bulamadım, sizin yardım edebileceğiniz bir şey var mı diye ama sonra siz bu rahatsızlığa yakalandınız. Ve zaten sanırım benimkinin geçme ihtimali yok. Ama sizin iyileştiğinize gerçekten yürekten sevindim hem de çok.
S.
………….

DUYGUSAL OLARAK YETİŞ AYŞE
Ayşe Ablacım Merhaba,
Seni çok uzun zamandır okuyorum, arkadaşlarımdan biri gibisin benim için. Bugünkü yazın şu an benim olduğum durum.
Suratım beş karış, kaşlarım hep çatık ki yaptığım iş bu durumu kaldırmıyor ama içimden gelmiyor bu aralar. Hep bir mutsuzluk, hep bir vazgeçmişlik.
İki ay önce de böyle oldum, yalnız yaşıyorum ben de. Evimi değiştiremem, kirası çok uygun ve güzel bir evim var, ben de attım bütün eski eşyaları her şeyi yeniledim.
O zaman o kadar iyi gelmişti ki hayatım renklenmişti sanki. Ama iki ay sonra ben gene aynı durumdayım bak. Kendime yeteri kadar önem vermiyorum, hayatımdaki adamdan bekliyorum bunu azcık da olsa ama o pek öyle bir adam değilmiş ki ben çok mücadele ve özveri ile çıktım yola ama yaşamak istediğim ilişkiyi yaşayamamak mutsuz ediyor beni.
Evet, onu seviyor musun diye sorsan, seviyorum ama mutsuzum. Mutsuzluğu paylaştığımda duygularını belli edemeyen bir adam olduğunu, onu öyle kabul etmem gerektiğini söylüyor ama ben duygularını dolu dolu yaşayan bir adam istiyorum.
Başında öyle olur sandım ama olmadı. Sen evimi değiştirdim dedin ya ben de mi onu denesem bir de?  Saçımın rengini de üç ay önce değiştirdim, acaba adamı mı değiştirsem bu sefer? Sana yazmak iyi geldi ablacım.
C.
………..
CANIM AYŞE, HİÇ GERİYE BAKMA

Önün aydınlık olur inşallah yeni evin, yeni eşya, yeni bir dünya yarat kendine, üzülecek hiç bir şey düşünme.
Senin güzel haberlerini bekliyoruz hastalık senden çoook uzakta dursun, sağlık, mutluluk yoldaşın olsun.
Seni seviyoruz
……….
Selam,
Kendine gelmek diye ben buna derim Ayşeciğim, ille hastalanmak gerekmiyor insanın kendine bakması için, önce sen anlamalısın kendini sevmeli, değer vermelisin.
Ah bir de beni görsen makyaj yapmayalı belki 10 sene olmuştur, inşaat mühendisiyim ben oldukça hoş bir bayanım ama sahalarda ne bakım, ne makyaj, zaten kadın olduğumuz için Türkiye’de mühendis olarak çok zor iş buluyoruz, bir de bakım yapsak herhalde iş de bulamayız. Seni kutluyorum kendine değer ver iyi bak ve sev, öpüyorum geçmiş olsun.

……………

İDOLÜM OLUR MUSUN?

Ayşe Hanımcığım,

Sizi yaklaşık 2-3 aydır işyerindeki arkadaşımla severek, ilgiyle takip ediyoruz. Bugünkü yazdığınız yazınızdan size nasıl gıpta ettiğimi bilemezsiniz
(geçmişler olsun bu arada) Yeniden hayata tutunma isteğinize, yaptıklarınıza hayran oldum. Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz kuzum?
Sevgiler.
Pınar.
………..

KENDİNE GELME YAZISI
Ayşe Hanım merhaba,
Yine döktürdünüz vesselam. Ben de kendime neden böyle yeniden dönüşler yaşamanın bu kadar kolay olabileceğini uzun süre anlatamamıştım.
Ancak düşüp de boyunun ölçüsünü aldığında, küstüğün hayatın aslında seni hiç fark etmediğini ancak böyle anlayıp karalar bağladığın ve ıskaladığın zamanlara yanıyorsun.
İşte o zaman bir dokunuş, bir gülüş, bir koku hayatını değiştirmeye, düştüğün karanlık çukurdan çıkmana, silkinmene sebep oluyor. Aslında içinde var olan potansiyeli yeniden sana geri veriyor.
Ama yaşam bundan ibaret değil, düşmeden ayağa kalkmanın ne olduğunu anlayamaz insan. Anlamak için de ille düşmek gerekmiyor diyeceğinizi biliyorum.
Bir yaşam mucizesi aslında bu durumda olup da çıkanların yaşadıkları. İşte o zaman hayata dört elle sarılıp, hiç bir şeye değer vermiyorlar, sağlıklı oldukları kadar.
Yaşanan her günün ama mutlu ve neşeli ( biraz da pollyannacılık olabilir) hanelerine artı olarak koymalarının gerekliliğini paylaşıyorlar aslında sadece kendileriyle.
İşte bu paylaşımı başkalarıyla da yaptıklarında hayatın güzelliği ve gerçekliği ortaya çıkıyor. Artık önünde hiçbir engel onu engellemiyor. En azından ben böyle hissediyorum.
Ve böyle davranarak etrafımdaki herkesi sırasıyla önce kendimi, sonra canım hayatım eşimi, sarı papatyam büyük kızımı, kaymağım küçük kızımı mutluluk çemberime katıyorum. Zaten gerisi de boş.
Ama bir şeyi çok acı da olsa iyi öğrendim. SEN İYİ İSEN HERKES İYİ VE YANINDA, YOK KÖTÜ İSEN ZATEN KİMSEN YOK (eşin hariç, benim için öyle). Sizin de yazınızdan çıkardığım bu. Paylaşmak istedim.
Sevgilerimle,
Bilal

………….
  
Merhabalar Ayşe Ablacığım, yazını çok beğendim.  Kendine gelmen ne güzel bir şey, rahatlamış olman dert ettiklerimiz bizi küçücük bit kadar önemsemiş olsa ohooooo... Değil mi ama olmuyor işte, dert etmeden duramıyoruz bazı şeyleri.
Benim 3 yıllık bir ilişkim vardı anlaşamıyorduk hiç kendimi değiştirme kararı aldım, hattımı kırdım, attım. Kendimi yeniledim. Tam senin gibi ohhhh be demişken komşumun oğlunun ağına düştüm.
Tamam dedim, istediğim yakışıklılıkta, kızlar hasta... Giyim kuşam, beni tavladı, facede ekleyerek dedim galiba hayalimdeki erkek buldu beni, evleniyorsun kızım.
Dalga geçecek değil ya insanoğlu o kadar da yüzsüz olamaz, komşusunun kızıyım. O başka kızlara yaptığı Kazanovalığı bana da yapmaz diye düşünürken mesajlar kesilmeye başladı. Bir sessizlik....
Hani sil baştan başlamıştım ya, hayata temize çekmiştim ya kendimi... Önceki hayatımdan hatırlıyordum bu sahneleri... Ayrılık yaklaşıyordu. Bir gün bir mesaj 5 ayın ardından... “M. en güzeli bitirmek.”
Hala durur telefonumda,  üzerinden 6 ay geçti panik atak tedavisi görmekteyim... Mide ağrıları desen hiç sorma.... O ne yapıyor, arıyor mu diyecek olursan... geçenlerde duyduğum habere göre; benim bir kız arkadaşım vardı “M. o çocukla evlenirsen düğününe bile gelmem valla bak...” diyen arkadaşımla çıkıyormuş...
Hayat ikiyüzlü, hele ki insanların kaç yüzlü olduklarını kestiremiyorum bile artık...
Yine baştan başlamak istiyorum, nasıl 3 yıllık ilişkimi tek kalemde sildiysem bunu da öyle silmek istiyorum ama başaramıyorum.
Ablam derdi kim canını daha çok yakarsa onu çok seversin bu hayatta. Çok doğruymuş, kendimi toparlamaya çaba sarf ediyorum, iş saatlerim çok buraya bağımlıyım, çok bir şey yapma imkânım yok.
Geçenlerde internetten Çin aslanı yavru köpek baktım 800 TL. Akşam anneme diyeyim dedim, kış geliyor köpek alacağına kömür al dedi, izin vermediler.
Bu hayalim de yan yattı, derdim diğer insanlara göre dert değil biliyorum.
Her gün haberler okuyorum şükredeyim diye, şükrediyorum da ama içimdeki hayal kırıklığını, yangını kimseye tarif edemiyorum. Bana da fikirlerinle yol gösterebilir misin?
Nasıl güzel ifade edebiliyorsun kendini, hayatında uzunca yıllar başarılar dilerim Ayşe Ablacığım.
Seni kocaman öpüyorum.
……………..

YAMULMAK

Merhaba Ayşe,
Yamulmayı beklemeden toparlanın, kendinize gelin diyorsun ya: nasıl yapacağımı hiç bilmiyorum.
İçim çekildi benim, resmen içim pörsümüş gibi hissediyorum.
Canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
Kısa saçı seviyorum, "iyi hissederim" diye düşünüp kestirdim yine. Kötü oldu, kuaföre gidip düzelttirmek bile istemiyorum.
Bu Pazar günü 12.00’de kalkıp, tv karşısına geçtim ta ki iftara kadar. Çok iyi geldi. Hep olsa, hep yaparım diye düşünüyorum.
İşin kötüsü ufukta bu halimden sıyrılacağıma dair bir umut da yok.
Arkadaşlarımdan koptum, hayatımda özel biri yok.
Aralıksız 16 yıldır çalıştığım işimden sıkıldım.
Aileme tutunuyorum, çok şükür orada işler yolunda.
Ben de kendi kendime, "haline şükret, yaş 37 oldu, daha geç olmadan kıymetini bil" diyorum ama ı-ıh, değişen bir şey yok.
Düşünüyorum "neden böyle?" diye. Bulduğum tek mantıklı cevap "yeni bir şeyler için çabalamak zor, kabuğuma çekilmek daha kolay" oluyor. Ve o zaman fark ediyorum ki, bu kabuk gittikçe kalınlaşıyor- kırılması zorlaşıyor. Bu kısırdöngü de böyle sürüp gidiyor.
Eğer kullanırsan adımı yazma lütfen, kardeşim de seni okuyor, üzülmelerini istemem.
Sevgiler
 
………………..

Sevgili Ayşe Hanım,
İnsanlığın unutulduğu şu günlerde bugünkü yazınız bir ilaç gibi...
Yazınızdaki içtenlik, açıklık ve duygu birliği, okuyan herkeste aynı düşünceyi yaratmış olmalı.
Bedenimize yaptığımız kötülüklerin farkındalığı ancak böylesine bir samimiyetin ışığıyla anlatılabilir.
Size çok teşekkür ediyor ve gelecek yıl çıkartmayı planladığım,"Farkındalık" kitabında yazınızdan bazı bölümlere yer verebilmem için izin rica ediyorum.(Tabii ki kaynak belirterek )
Sevgi ve Saygılarımla.
Dr. Hayri Uzel

……………….

YAMULDUM AMA AKLIM TAM BAŞIMA GELMEDİ
Merhaba Ayşe,
Yazını okurken yazdıklarını derinden hissettim. 9 yaşına giren pırıl pırıl bir çocuk annesi bir kadınım ben, yaşım 34.
Yolun yarısına az kaldı yani. Ama yaşadıklarımı düşündükçe belki başka hikâyeleri de şu aralar çok dinleyemediğimden kendimi sanki yolun yarısını çoktan geçmiş gibi hissediyorum.

Deli gibi sevdiğim, gözümden bile sakındığım bir adamla evlendim 10 sene önce. Ayaklarım yerden kesildi, o günkü mutluluklarımı bir daha da tadamadım şu yaşıma kadar.
Sonra işleri bozuldu, olsun dedim, beraber çözeriz dedim, adıma iş kurup ona işletmesini verdim. Ama o beni borca batırdıkça batırmış, ben de bir taraftan işim, bir taraftan oğlum hala direnmeye çalışıyorum o günleri atlatmak için. Adama da güvenim tam, beni sırtımdan vurmaz ya diye.
Sonunda gün geldi her şey gırtlağa dayandı yavaş yavaş söylediği yalanlar ortaya çıkmaya başladı. Mahkemeler, eve gelen icralar gözü yaşlı, kırılmış, yıkkın ben ve 7 yaşındaki oğlum...
Sonra doğal olarak ayrılık geldi. “Bir süre kendimi toplamam her şeyi düzeltmem için bana zaman ver” dedi. Olur dedim, annemin evine taşındım oğlumla ve tekrar eski günlere dönmenin umuduyla.
Bu arada bir mahkememden ertelenmiş hapis cezası alıyorum ama hissediyorum ki artık bunlar adamın umurunda değil. Hislerimde yanılmıyorum, bir gün eşimden hamile olduğunu bildiren bir kadından mesaj alıyorum telefonuma ve şirket telefonuna. Benimle resmi olarak evliyken, gazinodan çıkardığı bir bayanla yeni bir hayat kuruyor ve ondan benim kıymetlime kardeş yapmakta mahzur görmüyor.
İşte o gün kendimden nefret ettim Ayşe, doğru bildiğim her şey anlamını yitirdi. 18 Aralık 2010 tarihiydi bu haberi aldığımda...
Avukatım boşanma davasını açtı, 5 gün sonra maaş hacizli, ev yok, para yok ama hepsinden önemlisi güvendiğim adamdan sağlam yemişim kazığı... Üstüne şirketim bu olumsuzluktan dolayı bir de beni işten çıkarıyor.
Avukatım parasız üstlendi davalarımı sağolsun, ailem beni hep teselli etti, maddi sorunlarımı emekli maaşıyla gidermeye çalıştı ama bana tokat vurup kendime getiren oğlumdur.
O gücüne hayran olduğum bir çocuk daha 9 yaşında ama bana “Anne o bizi düşünmedi, bıraktı gitti bunu ben biliyorum. Sorun sende değil ki” dedi ve ben kafama tokmağı yedim o gün.
Yeni bir iş buldum, sonra hala maaşım hacizli, ayrı bir ev açacak durum henüz yok ama oğlum da ben de toparlıyoruz ve kanayan yaralarımızı beraber sarmaya çalışıyoruz.
Şimdiye gelince hala sol yanım acıyor mutlu aile tablolarını gördükçe.
Sabah gözümü açtığımda bugün dünden güzel olacak diyebilmeye başladım en azından.
Ayşe kendini iyi bak, yazılara son gaz devam, öptüm seni.
 ……….
KIYMETLİYİM
Dün akşam bir arkadaşımızdan dönüyoruz kocamla.
Yolda arabayı durdurdu, camı pislenmiş arabanın, onu temizledi. Eve geldik ben hala olaya gülüyorum tabi.
Bana dedi ki “senin malın kıymetli değil.”
Evet benim malım kıymetli değil, benim canım kıymetli.
Saatim mi çizildi gider yenisini alırım, gözlüğüm mü kırıldı gider farklı modelini alırım.
Ama canımı tekrar parayla satın alamam.
O yüzden dünya sıkıntıları stresleri içinde kendimi hiiiiiç sıkamam.
Bir defa geldim dünyaya benden kıymetlisi yok bana.
Öyle değil mi ama?
Gülhan

………

KOŞTURMACA
Kiralık dünya... Ne kadar haklısın Ayşe. Peki, biz neden bu kadar debelenip her şeyin daha fazlasını elde etmek için perişan oluyoruz?
Ayşe inan bana evde durmayı özledim. Hep telaş hep yorgunluk bir türlü geçmiyor...
Sürekli bir yarış halindeyiz de sanki akşam olunca evimize gitmek tek zaferimiz...

Aysun 
…..

Geçmiş olsun Ayşecim.
Bu yazını okurken kendimden o kadar çok şey buldum ki... 2 ayı geçkin süredir hastayım. Depresyona girdim haliyle.
Toparlanamıyorum bir türlü. 6 kutu antibiyotik kullandım. 7. ye bugün başladım. Silkelenmek istiyorum, vücudum buna izin vermiyor. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyorum. Dip boyası gelmiş, kaşlar biçimsizleşmiş. İnsanın yeni bir güne mutsuz uyanması ne kötü.
Şunu da biliyorum ki, hastaysan eşinden de sana hayır yok. O da yüz çeviriyor. Karşısında canlı, alımlı kadın görmek istiyor. Ben neredeyse gülmeyi unuttum.
Sen toplanmışsın darısı başıma...
Kendine iyi bak.
Ç.
………

Kocaman sevgi dolu bir günaydın.
Yazını yine keyifle okudum, okuduğumdan çıkardığım senin güçlülüğün ve gözü karalığın bence bu her kişide olması gereken bir özellik. Bende de var ama inan bunları sergileyecek gücüm yok o kadar bıkkın, o kadar mutsuz, o kadar yalnızım ki ya da kendimi öyle hissediyorum, önümü göremiyorum, bunu nasıl aşacağım konusuna gelince bilemiyorum.
Sadece ihtiyaca binaen yiyor, içiyor, çalışıyorum. Bana ne olması lazım ki ben kendimi toparlayayım bilemiyorum.
Ben de ölümle burun buruna geldim %1 le hayattayım, 3 hafta yoğun bakım tabii o 3 haftayı hiç hatırlamıyorum.
Bu yaşadığımı çok uzun seneler önce yaşadım; her anını hatırlıyorum, bu sağlığımda olduğum için dua ediyorum, şükür ediyorum.
Ama ben çok yorgunum bu hayata karşı maalesef hayat benden 1-0 önde, ben olmak için çok mücadele verdim ama hep ters döndüm. Şimdi arkama baktığımda sadece aile etraf için yaşamışım, onlara koşmuşum, onları mutlu etmeye çalışım v.s.
Tabii bu arada hayat elimden akıp gitmiş, hayat değil de hayatın büyük kısmı doğru kelime, 41 yaşındayım, arkama baktığımda kendim yok, öne baktığımda yolumu göremiyorum.

Seni bu yazımla sıktıysam özür dilerim.
Sevgiler
Saygılarımla
Buket
………….

AKLIN BAŞINA GELMESİ

Merhaba,

Yazınız öyle güzeldi ki sanki kendimi okudum zaman zaman hep yaparız ya yok sayarız kendimizi bu bazen yanındakileri çok sevmekten bazen de herkes rahat etsin böyle de yaşarım modundan oluyor.
Ben de 99 depremi öncesi hep böyleydim diyebilirim, sonra deprem beni ciddi salladı, sadece evlerimizi değil beni de tekrar hayata getirdi.
Ne yapıyorsun, neyin her şeyi yapayım derdindesin, bak bu akşam o her şey dediğin eşya, kıyafet ya da çalışma hastalığı her neyse hepsini bırakıyordun, gidiyordun.
 2.hayat var önünde dedim ve hep ertelediğim seyahatlere çıkmaya başladım hayat ne kadar da farklı olabiliyormuş diyecek kadar kendime döndüm ama uzun bir zaman gitmedi tabi gene sevdiklerim deyip kendimi kenara çekmeler başladı biz kadınlar böyleyiz herhalde ya da duygusal olanlarımızda daha ağır bu durumlar.
Şimdi de anlattıklarını sonuna kadar destekliyor ve katılıyorum ama öyle yaşayamıyorum.
Yalnız bu düşüncelere sahip olmak bile ayrıcalık, bilmek; gerektiğinde en azından yapabileceğini bilmek, sanırım beni o kuvvetli yapıyor.
Her şey herkesin gönlünce olsun.
…………

ÇOK HAKLISIN
Ayşeciğim ne güzel yazmışsın.

Düşündüm de uzun süredir mutlu olmayı beceremiyorum.

42 yaşındayım, 2 çocuğum, 2 kedim ve 1 köpeğim var, boşandım (çok şükür) 5 ay oldu.
Şimdi birçok sıkıntıyı geride bırakmış bir kadın olarak hala mutlu olmayı beceremiyorum.
Yazdıklarını okurken çok hoşuma gitti.
Ancak benim hiç enerjim yok, sürekli bir iç sıkıntısı yaşıyorum.
Bir de antidepresan kullanıyorum, kullanmasam intihar ederim herhalde.
Sanırım duygularımı doğru düzgün ifade etmeyi beceremedim
Kısacası iyi ki varsın, hep mutlu ve enerji dolu olman dileğiyle.
Seni sevgiyle kucaklıyorum.
Yeşim
………………..

Aferin sana
Senden küçüğüm ama sana en kocamanından aferin.
Nihayet yaşamaya başladın ve inan seni okurken acaba dedim ben de...
Önümüzdeki hafta 1 haftalık yıllık iznim var ve bayram da geliyor,
param yok, tatil falan hikaye ama yazın insana cesaret veriyor; acaba ne yapsam diye?
Bu arada senin yanına gelip, bir türlü cesaretimi toplayıp tanışamadım.
Ben Metin'in (arolat) hemen arkasında mavi panjurlu binada oturuyorum.
Seni seviyorum gerçekten...
Kendine kendin için iyi bak...
Bu arada Veli'den hala ses seda yok mu?
…………….

Ayşecim günaydın,
Evet, aynaya bakınca işte bugün harikayım diyebilmek çok önemli. Hayatında yaptığın tüm yeniliklere senin adına sevindim. Hele eski eşinle yaşadığın güzel zamana şaşmadım. Senden beklenebilecek bir davranış. Özellikle de hayatın önemini ve kendinin değerini anlamış Ayşe’den.
Ama sen yine de adama fazla sarılma. Ne olur ne olmaz hazır eskilerden kurtulmuşken eskiyi yeniletme. Saçının kızıl halini merak ettim, kızılı severim kadını kadın yapar. Artık seni kimse tutamaz.
Öpüldün
Alev
………..
DİBİ GÖRMEK
Ayşe’m günaydınlar,
Ne de güzel söyledin, yamuldum ama anladım diye...
Bense dibi gördüm ve refaha ulaştım. İşte, aşkta ve dostluklarda uğradığım hüsranla resmen dibe vurduğum anlarda, hep hayat bana güldü ve yeni bir şans verdi.
Ama anladım ki hayat her zaman da gülmez insana. Aynı şeyler tekerrür edince hayatta, ağır da gelse sünger çek ve yola devam et ama bu sefer daha dik dur ve daha sevecen ol.
Şimdiyse, sadece mutlu olmak uğruna bir savaş veriyorum... Huzursuz eden, üzen şeyleri arkama bile bakmadan geride bırakmayı nihayet öğrendim. Gerçi bu aşamaya tam 6 yılda geldim, yine zaman zaman tökezliyor olsam da az biraz doygunluk noktasını hissetmek güzel.
Melek
……………

Sevgili Ayşe Hanım,
Ben de şu anda yamulmakla meşgulüm. Hayatımın yamulmasını yaşıyorum diyebiliriz.
Ben de sizin gibi büyük hastalıklar aştım, çocukken çok ağır astımım vardı.
 (oksijen çadırında yatmam gerekti bir kaç defa ve cidden ölecek gibi nefessiz kalmak), alerjiler, ağır egzama, fındık fıstık turu şeylere ölümcül şekilde ciddi alerji, 13 yaşımda skolyoz için robot gibi korse taktım, 14 yaşımda skolyoz ameliyatı oldum, omurgamda platin çubuklar takılı.
Resmen tüm sırtımı tepeden aşağı kestiler. Bu ameliyattan 2 ay sonra annemi aniden kaybettik. Birden bire böyle bir, hayata karşı yapayalnız kaldım ve çok çabuk güçlenmem, büyümem gerekti.
Neyse, simdi ben bir yoga hocasıyım. Yoga hayatımı kurtardı. Sırtımdaki çubuklardan gelen acıyı geçiriyor, nefesim çok iyi, puffer kullanmıyorum, akciğer kapasitem resmen genişledi yoga nefes teknikleri sayesinde. Biraz kendime güvenim geldi son 5 yıldır.
Tam her şey iyi giderken son iki senedir cildimde inanılmaz bir egzama patlaması oldu. Önce yüzüm, boynum, kollarım... Kışın ellerim.
Kendime yemek yapamaz hale geldim, su bile rahatsız ediyordu, yaralar o kadar acıyor ve kaşınıyor. Şu anda ise ensem, tüm sırtım, kocaman, sürekli kaşınan, kanayan ve kimi zaman iltihaplanan yaralarla, egzamayla kaplı. Ne kadar büyük bir acı olduğunu anlatamam, ne kadar rahatsız edici olduğunu ve işimi yapmamı ne kadar güçleştirdiğini. Kortizon elbette denedim ama daha çok kaşındırdı! Dermatologum bazen böyle olabildiğini söyledi.
Sinirden 6 kilo aldım, kendimi çok çirkin hissediyorum, makyaj yapamıyorum, güzel giyinemiyorum, kendimi kadın gibi hissetmiyorum. O kadar kötü bir duygu ki. Erkekler beğendiği halde...
Bakalım Türkiye’de ne olacak. Burada güzel bir daireyi, medeni bir hayatı, iyi bir geliri bırakıp Türkiye’ye bilinmeyene döneceğim. Hayat standardım düşebilir ama umarım bu egzama belası geçer de kendime gelirim.
………..

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI