"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Yalvarırım, bir de Rusya'yı sarma başımıza

“EYVAH” dedim. <br><br>Eyvah ki ne eyvah...

Şimdi de Rusya’yı saracak başımıza. Bir “sıfır problem” ayarı da Rusya’ya çekecek.

Korkum odur ki arkasından Çin de gelecek...

Öyle bir stratejik iştah ki; doyur doyurabilirsen.

Hedef büyümüş, bölgeden çıkmış; cihanı versen dişinin kovuğunda kalacak...

* * *
  
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’den sonra son balans ayarını da çekti.

Bu defa hedefte Rusya var.

“Suriye politikasını değiştirmezse, Rusya’yı izole etmek lazım”
demiş.

İster misiniz şimdi bir stratejik adım daha atıp, Rusya’nın muhalifleri için de bir askeri kamp kursun.

Arkasından, “Bizim sorunumuz Putin’le, Rus halkıyla değil” demeçleri versin.

Bir de “Rusya’nın dostları toplantısı” düzenledi mi...

Buyur bir savaş daha kapımızda...

Saymadım, Rusya’yla kaçıncısı olacak? 19’uncu mu yoksa 20’nci mi...
  
* * *

Birilerinin Dışişleri Bakanı’na dur deme zamanı geldi.

Biz söylüyoruz, dinlemiyor.

Sözünü dinleyeceği makul bir insan bulup, ona rica etmeliyiz.

Demeliyiz ki:

Yeter kardeşim, yeter artık.

Vazgeç şu dünyayı, yazdığın kitaba uydurma sevdasından...

Bu ülkenin sırtından, stratejik teorilerini sağlama hevesini bırak.

Gençlik hayallerimi, ideolojik hülyalarımı gerçekleştireceğim diye, Türkiye’nin kaderi ile oynamaktan vazgeç.

Hiç olmazsa, önce şu Suriye’yi ve İsrail’i halledelim.

Sonra evvel Allah Rusya’ya da bakarız...
  
* * *

Biliyor musunuz, Radikal’den ayrıldıktan sonra yeniden yazmaya başlamayan Akif Beki’yi özledim.

Çünkü Dışişleri Bakanı’nın hakkından bir tek o gelebiliyordu.

Bir gün öyle bir yazı yazdı ki, hepimiz peşine takılıp, içimizi kemiren şeyleri saçıverdik ortaya.

Bir işe yaramadı ama; hiç olmazsa düşüncemizi dile getirdik.

O nedenle buradan sesleniyorum.

Yetiş Akif; yazmaya başla.

Başla ki, biz de peşine takılıp fikrimizi daha rahat yazalım.

Yoksa Türkiye, bu stratejik derinlikte batıp gidecek...

DÜZELTME: Dünkü yazımda “Türkiye’nin en pahalı şarabını” yazarken, Ulus 29’daki Centum 2005 Şiraz’ın fiyatını yanlışlıkla 470 TL yazmışım. Doğrusu 750 TL olacaktı.

Babasına ‘Ergenekon kasası’ denilen çocuğu hatırladınız mı

-  BALYOZ DAVASI’NDA 1500’den fazla uydurulmuş delil, maddi hata, yanlış bilgi düzeltilmemişse;

Davanın inandırıcılığı, Ergenekon davalarına umut bağlamış, samimi insanların gözünde bile kaybolmuşsa;

Ve bu insanların çığlıkları hâlâ hakimlerin kulaklarında çınlamıyorsa;

-  ODATV DAVASI’NDA Dışarıdan bilgisayarlara gönderilmiş, deli saçması Word belgeleri hâlâ delil olarak kabul edilmeye; çalışan insanların kendi aralarında yaptığı konuşmalar, hayali bir çetenin delili olarak dikkate alınmaya devam ediyorsa;

ERGENEKON DAVASI’NDA; Sapla saman her gün birbirine daha fazla karışıyor, insanlar 3 yıldan fazla içeride tutuluyor, adalet daha tecelli etmeden adaletsizliğe dönüşüyorsa;

ŞİKE DAVASI’NDA; “Bilyoner” adlı kulüple, aynı isimdeki internet sitesi; “FİBA” adlı faktoring şirketi, aynı isimdeki federasyonla karıştırılmış ve bu yanlışlık üzerine kararlar inşa edilmişse;

Herkesin gözü önünde cereyan eden olaylar, gizli kapaklı işlermiş gibi kabul edilmiş ve cezalar verilmişse;

-  KCK DAVALARINDA Hayatı daha demokratik ve özgür bir Türkiye için mücadeleyle geçmiş bilim insanları “terörist” muamelesi yapılarak içeri atılmışsa;
O gözler hep aynı hüzünle bakmaya devam edecektir.
  
* * *

Evet; o gözler.

Hani babasına, “Ergenekon örgütünün kasası” denilen çocuğun gözleri.

-  Aradan 3 yıl geçtiği halde, o kasanın nerede olduğunu, o kasadan kaç para çıktığını, nereye harcandığını bir kuruşu ile dahi ortaya koyamamışsanız;

-  Üstelik o insan, cezaevinde kanserle mücadele ederken bile; en küçük insani duyguyu esirgemişseniz;

-“Kasa” dediğiniz, Ergenekon kalantoru olarak sunduğunuz o insanın karısı ve çocuğu, cenazeyi oradan alıp, mütevazı bir mezara götürecek parayı bile zar zor çıkıştırmışsa;

O çocuğun; babasının 3 gram kalmış bedenini mezara indirirken yüzüne çöken hüznü, ıstırabı, çaresizliği unutturabilir misiniz.

Hadi unutturdunuz.

Kendiniz unutabilir misiniz...
  
* * *

İşte o yüzden umutsuzca, çaresizce haykırıyorum.

Artık barışa ihtiyacımız var...

Çünkü herkes yeterince bedel ödedi.

İÇERİDEKİLER
özgürlüklerinden, hayatlarından alınanlarla.

Hatta kimisi canı ile.

Kimisi ruh sağlığı ile.

DIŞARDAKİLER
içeridekilerin üzüntüsü ve ağır hüznü ile.

Çaresizliği ile.

Kaybettikleri işleri, kaybettirilen itibarlarıyla.

HEPİMİZ
adaletin gözümüzün önünde yara bere içinde kalmasının yarattığı endişe ve korku ile ödedik...
  
* * *

Arkadaş; Türkiye barışmayı hak etmedi mi...

Alınacak daha ne intikam, kırılacak daha ne bel, ayaklar altına alınacak ne onur, yerlerde süründürülecek daha ne şeref, ne şerefsizlik kaldı ki...

Hâlâ bekliyoruz... 

 

X