Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yalnızlık, Avrupa’dan uzaklaşmayla başladı

Türkiye’nin, ‘Doğu’nun, Batı’yla, Batı’nın da Doğu’yla buluştuğu yer’ olduğu malum. İşte bu durum, son zamanlarda ‘dış politikanın ruh halini’ daha çok yansıtır oldu.

Türkiye’nin siyasal davranış biçimi, Türkiye’nin bu coğrafi konumunu çoğu zaman yansıtır. Ama son zamanlarda iki taraf arasında gidip gelen bu sarkaç, Doğu kapısına yapıştı kaldı. Dış politika ya da ‘uluslararası ilişkiler’in, daha çok ‘ülkelerin menfaatleri’ üzerine şekillendiği malum. Dış politikada, duygusallığa yer olmadığı, duyguların ön plana çıkarıldığı bir politikanın, ülkeleri yalnızlaştıracağı da kesin… Fakat ülkemiz bu aralar, duygusallığın ağır bastığı bir siyaset yürütüyor. Bu nedenle de yalnızlaşıyor.

BATIYI SUÇLAYIP, DOĞUYA SİTEM ETMEK
Bu durumu AK Parti’nin dış politika danışmanı İbrahim Kalın, ‘değerli yalnızlık’ olarak tanımlıyor. Doğu’da durup, Batı’ya kızan, ama Doğu’nun da desteğini alamayan bir konum…

Türkiye’de Avrupa Birliği artık gündemde değil. Hatta Başbakan, birçok konuda ‘ilgili, ilgisiz’ olarak AB’yi suçluyor. Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, ‘baş sorumlu’ olarak AB’yi işaret ediyor.

Ama buna karşılık, Rusya, Çin hatta İran’a yönelik herhangi bir söz söylemediğini görüyoruz. Daha da önemlisi, Mısır’da alenen ‘darbecilerin arkasında duran’ Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelere sadece, ‘sitemkâr’ sözler sarf ettiğini duyuyoruz. Başbakan’ın Avrupa’ya yönelik bu tavrı, aslında AB’ye üye olmaya yönelik müzakere konumunda olan Türkiye halkını, ister istemez ‘Avrupa karşıtı’ haline getiriyor.

AVRUPA YAPABİLECEĞİNİ YAPTI
Hâlbuki AB, Başbakan’ın bir türlü ‘kızamadığı’ Rusya ya da Çin gibi ülkelerin aksine, Mısır’a ‘uygulayabileceği’ en üst yaptırım konusunda adım attı. Suriye konusunda ise, neredeyse Türkiye ile ‘paralel’ bir siyaset uyguluyor. Yani, ‘üst perdeden’ bir suçlamayı hak etmiyor.

MISIR KONUSUNA BAKALIM…
28 AB ülkesinin hepsi Mısır konusunda aynı görüşte değil. Aynı görüşte olsalar dahi, AB’nin Mısır’daki darbeci yönetime ekonomik yollarla baskı kurmasının, ABD ve Körfez ülkelerinin yardımları sürdükçe pek bir anlamı kalmıyor.

Kasım 2012’de AB ülkeleri Mısır için 5 milyar euro (6,67 milyar dolar) yardım ayırdı. Bunun 2 milyar Euro’sunu Avrupa Yatırım Bankası üstlenirken, 2 milyar Euro’sunu da Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası üstlenmişti. Bu miktar 2011-2013 yılları için belirlenen 450 milyon euroluk yardım programına eklenen miktar. Bu da AB’yi Katar’dan sonra Kahire’ye en çok yardımda bulunan ikinci ülke yapıyor.

Askeri yardım konusunda da AB’nin, 2009-2011 yılları arasında yapmış olduğu 140 milyon euroya çıkan yardıma bakılacak olursa yıllık 973 milyon euro (1,3 milyar dolar) değerinde yardımda bulunan Amerika karşısında pek bir ağırlığı yok.
Buna rağmen AB, askeri yardımların durdurulması, mali yardımların da askıya alınmasını kararlaştırdı.

Suriye konusunda ise, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere, Avrupa ülkelerinin çoğu, Türkiye’nin politikasıyla ‘paralel’ siyaset yapıyor. BM'den bir karar çıkmasa bile, Türkiye'nin de içinde yer alacağı bir 'koalisyona' katılacak AB ülke sayısı en az 5.
Halbuki, Rusya, İran ve Çin, bu katliama ‘seyirci’ kalmayı tercih ediyor ve hatta katliamın durdurulması konusunda atılacak herhangi bir adıma da ‘engel’ oluyorlar.

BÜTÜNLEŞME Mİ, PARÇALANMA MI
Yani Başbakan Erdoğan’ın, ‘Batı’ya yüklenme’ ya da ‘AB’yi suçlama’ yerine, Batı ve AB’nin yanında yer alarak onları yönlendirmeyi seçmesinin daha ‘faydalı’ olacağı aşikâr.

Baktığımızda, Batıda genişleyen ve gelişen, doğuda ise parçalanan (Irak ve Suriye) bir harita görmekteyiz. Türkiye’nin ‘sarkaç’ının durduğu yer, bütünleşmeyi mi, parçalanmayı mı seçmelidir? Bu seçim, önümüzdeki bir kaç on yılına damga vuracaktır.

Türkiye, öyle ya da böyle Avrupa’dan uzaklaşırken, Ortadoğu’daki ‘parçalanma’ senaryolarının içine daha çok giriyor. Bu, ülkemizde ki olası 'ayrılıkçı' destekçilerinin gücünü artırıyor. Halbuki AB, parçalanma eğilimlerini kontrol etme konusunda etkili bir biçimde kullanılabilir. AB’nin barış ve istikrar ortamından dışlanmak istemeyen halklar, bu nedenle ayrılma taraftarı olamazlar. Buradaki tercih doğal olarak istikrar, refah ve demokrasiden yana olacaktır. Çünkü AB içerisinde tüm grupların kültürel ve siyasal hakları da tanınmış olacaktır.

Türkiye AB’ye yakınlaştıkça, Ortadoğu batağından o derece uzaklaşacaktır…

X