"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Yalnızlığın tefekkürü, kalabalığın tahakkümü

Acaba hangisi doğrudur?

Çocuk denecek genç, genç denecek çocuk ayağa kalkmışsa...

Bu insanların, arkasında, önünde, sağında solunda bir siyasi parti, hatta siyaset yoksa...

Tek arzuları, çevreyi ve haysiyetlerini korumak, otoriter eğilimlere dur demek, azarlanmamak...
Kısaca, insan yerine konmak...
Önlerindeki, büyüklere göre daha uzun hayatlarını, istedikleri gibi yaşamaksa... 

Vurmuyorsa, kırmıyorsa...

O meydanı, bir birlikte yaşama bienaline çevirecek kadar çağdaş...
Kirlettiği meydanı, ertesi gün temizleyecek kadar medeniyse... 

Zalim değil mazlum, mağrur değil masum bir edayla oradaysa...
Bir siyasetçi, bir başbakan bu gerçeği görmek için nereye sığınmalı?
Yalnızlığın en münzevi yerine çekilip...
Elindeki kartları, sırtındaki yükü...
İçindeki öfkeyi bir kenara bırakıp...
Çevresindeki azmettiricilere, “Hele siz şöyle iki adım geri çekilin bakayım” deyip...
O steril yalnızlıkta düşünüp taşınmalı...
Anlamaya çalışarak, kendini onların yerine koyarak...
Elini uzatıp, “Gelin bakalım şuraya” mı demeli?

***
  
Yoksa, bildik tanıdık, “Vur deyince vuracak, hatta dur deyince durmayacak” akraba kalabalıklara karışıp...
Güç alarak, moral depolayarak, “Arkandayız” korosuna bakıp iman tazeleyerek...
O gençleri elinin tersiyle itip üzerine giderek...
O akraba koronun sloganları eşliğinde “ezip geçmeli” mi...
  
***

İkisi de siyaset...
Biri buraya getirir...
Öteki oraya götürür.
Yalnızlığın tefekkürü mü...
Yoksa kalabalıkların tahakkümü mü...
İkisi de siyaset, ama Türkiye’de rejimin geleceğini liderin tercihi tayin edecek...
Demokrasi mi, yoksa başka bir şey mi...

Geçenlerde istifa ettiğim Türklüğüme dönüyorum

İKİ önemli haberim var.
Birincisi şu: Bundan bir süre önce istifa ettiğim “Türklüğüme” geri dönüyorum.
Çünkü Gezi olayı, Türk sosyolojisinde ve siyasetinde birçok kavramı ve kurumu geçersiz kıldı.
Şunu açıkça görüyorum.
Türkiye’ye huzur getirecek olan barış süreci asıl Gezi Parkı’nda başladı.
O meydan, Türk hassasiyetini de dikkate aldı.
Kürt hassasiyetini de.
Hareketin ilk sabahında Sırrı Süreyya Önder vardı.Yani yeşil için başlayıp hayat tarzına müdahaleleri kınayan bir haysiyet isyanına dönüşen hareket, ayrışmış olan Türkleri ve Kürtleri bir araya getirdi.
Hareket bu özelliği ile sadece AK Parti’yi değil, CHP, MHP ve BDP’yi de aştı.
Yani barış süreci ilk defa, siyasetin ve siyasilerin üstüne çıktı.
Akil insanların haftalardır yapamadığını bu çocuklar bir haftada başardı.
Süreç, siyasetin vesayetinden kurtuldu.
Hani herkes diyordu ya, CHP de mutlaka sürece katılmalı...
Katıldı...
Hareket herkesi dönüştürüyor.
Başbakan Erdoğan’ı yurtdışı ziyaretinden sonra havaalanında karşılayan kalabalıkta bir şeyler dikkatinizi çekti mi?
Gelenlerin ellerinde her her zamankinden çok daha fazla Türk bayrağı vardı.
Demek ki, “Türk hassasiyeti mesajı” alınmış.
Dolayısıyla ben tekrar Türklüğüme dönebilirim.

Sevgili Cengiz ben Hülya ve Serdar’ın yanındayım

GEÇEN cumartesi gece yarısından sonra Cihangir’de otururken, Hürriyet Kelebek yazarı Cengiz Semercioğlu’na rastladım.
O gün yazısında “Özkök’e katılmıyorum” diyordu.
Bir gün önce, Gezi eylemine katılmayan sanatçılara yapılan baskıları doğru bulmadığımı yazmıştım.
Semercioğlu, bu fikre katılmadığını, sanatçıların bu konudaki görüşlerini söylemeleri gerektiğini yazmıştı.
O akşam kendisine aynen şunu söyledim: “Demokrasinin en temel kuralı, düşünce özgürlüğüdür. Gerçek demokrasinin bulunduğu her ülkenin anayasasında şu yazar:
‘İnsanlar düşüncelerini söyleme özgürlüğüne sahiptir.’
Ama bu cümleyi tamamlayan bir ikinci cümle daha vardır.
‘Hiç kimse düşüncesini açıklamaya zorlanamaz’.”
O nedenle ben bu konuda Hülya Avşar ve Serdar Ortaç’ın yanındayım.
İnsanların apolitik olma hakkı da vardır.

Gezi’den gelen harika sesler

TOMA’ların önüne dikilmiş o gitarlı gencin arkadan çekilmiş fotoğrafı...
Bitiyorum... 

Mabel Matiz...
Acccayip... “Sallıyorum bol keseden, zor değil” diyor ya...
İçimdeki nihilist ölüyor... 

Cem Adrian...
Epeydir ihmal etmişim...
Allah kavuşturdu..

Can Bonomo...
İzmirli hemşerim...
Hakikatten harbi çocukmuş..

Teoman...
Şarkı söylemeyi bırakmıştı, Gezi onu bırakmadı... 

Bir de “Hasta siempre... Comandante Che Guevara” nakaratı. Nathalie Cardone dahil, yazılmış, yazılmamış, orada yazılan bütün versiyonları... 

Bir de Kanal D sabah haberlerinde İrfan Değirmenci...
Yazın bir tarafa..
Post-Gezi döneminin yeni yıldızı...
Hepsi çok, ama çok iyi geliyor...

X