Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yalnız reel sektör değil finans sektörü de dışa bağımlı

TÜRKİYE ekonomisinde büyümenin dışa bağımlı olduğu artık iyi bilinen gerçeklerdendir.

Çünkü, üretim, özellikle sanayi üretimi, büyük ölçüde ithal girdilere dayalıdır. Girdi yoksa, üretim de yoktur.

Ekonomik büyümenin güçlü olduğu yıllarda ithalat artar. İhracat aynı paralelde artmadığından dış ticaret açığı yükselmeye başlar. Artan dış ticaret açığı cari işlemler açığının genişlemesine yol açar.

Yurt dışından borç bulunabildiği dönemlerde artan cari işlemler açığı sorun yaratmaz. Ekonomik büyüme devam eder. Son beş yıldır böyle bir dönemden geçiyoruz. Uluslararası mali piyasalar Türkiye’ye karşı cömert olmadığı dönemlerde ise büyüme düşer.

SPEKÜLATİF PİYASA

Son yıllarda dikkati çeken gelişmelerden biri de Türkiye’de finans piyasalarının giderek dışa bağımlı hale geldiğidir
. Bu piyasalarda ki gelişmeler büyük ölçüde yabancı yatırımcıların tercihleri doğrultusunda şekillenmektedir.

Aslında, yabancı yatırımcıların finans piyasalarındaki toplam işlem hacmi o denli yüksek değildir. Piyasalardaki işlem hacminin büyük bir bölümünü yerli yatırımcılar yapmaktadır. Ama, piyasaların yönünü yabancı yatırımcılar belirlemektedirler.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda el değiştiren hisse senetlerinin yarısından fazlası yabancı yatırımcıların ellindedir. Ama, yabancıların günlük işlem hacmi içindeki payı yüzde 10’lar civarındadır. Bir tahmine göre, piyasada el değiştiren devlet iç borçlanma senetlerinin yüzde 20’si kadarı yabancı yatırımcıların elindedir. Ama, bu piyasadaki günlük işlem hacminde yabancıların payı çok daha azdır.

Yabancı yatırımcıların Türkiye’deki finans piyasalarında egemen olmasının arkasında birbiriyle ilişkili farklı nedenler fardır. Her şeyden önce, finans piyasalarımız çok sığdır. Göreli olarak küçük hacimli işlemler piyasayı şaşırtıcı bir biçimde oynatabilmektedir. Yabancıların tek işlemde yarattıkları hacimler yerli yatırımcıların ortalamalarına göre çok büyük olabilmektedir.

Finans piyasalarımızda yerli kurumsal yatırımcılar çok azdır. Piyasalar spekülatif amaçlı hacim yapan yerli yatırımcılarla doludur. Sermaye piyasası araçlarını yerli yatırımcılar çok az süre ile ellerinde tutmaktadırlar. Amaç spekülasyon olunca, yerli yatırımcılar yabancı yatırımcıların portföy tercihlerini çok daha yakından takip etmektedirler.

YÜKSELEN PİYASA TANIMI

Yabancılar satma eğilimdeyse, yerliler daha hızlı satarak zararlarını asgaride tutmak istemektedirler. Yabacılar alıma geçtiğinde, yerliler daha hızlı davranarak daha ucuzdan almaya çalışmaktadırlar. Böyle bir piyasa yabancı yatırımcıların da çok işine gelmektedir. Çünkü, hacimli bir piyasada istedikleri zaman girip, istedikleri zaman kolayca çıkabilme olanağına kavuşmaktadırlar. Ama, hareketleri piyasayı çok oynatabilmektedir.

Durumun böyle olması her zaman bir grup yatırımcının kazanması anlamına gelmemektedir. Örneğin, son Para Politikası Kurulu toplantısından önce, faiz artırımının yabancılar tarafından arzu edildiği, yerli yatırımcılar açısından ise faiz artırımının o denli arzu edilmediği konuşuluyordu. O nedenle de, faiz artırımını gerektirecek bir mali piyasa dengesi oluşumu söz konusuydu. Ama, bütün bunların makro ekonomik gerçeklerle hiçbir alakası yoktu. Görünürde, yerli yatırımcıların arzusu gerçekleşmiş gibi görünüyor.

Kısacası, Türkiye’nin finans piyasalarında yön yabancılar tarafından tespit edilmekte, hacim yerliler tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu olgu Türkiye’ye özgü bir olgu da değildir. Aslında, uluslararası yatırımcılar, yönünün kendileri tarafından belirlenen hacmin ise yerliler tarafından gerçekleştirildiği piyasaları daha çok sevmektedirler. Buna da yükselen piyasa (emerging market) demektedirler.

Tatil dolayısıyla yazılarıma bir hafta ara veriyorum.
X