"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Yalnız değilmişim

DEMEK ki, benim gibi düşünenler de varmış.

Pazar günkü köşesinde İsmet Berkan yazmış ve demiş ki...
“Siz de ölmüş yakınlarını telefon defterinden silemeyenlerden misiniz? Ben öyleyim. Yazıyı yazmadan önce saydım, tam yedi kişi var cep telefonumun rehberinde kayıtlı artık yaşayamayan... Artık öyle bir insan da öyle bir numara da yok, ama benim elim bir türlü o numaraları silmeye varmıyor. Teknolojinin bir başka kötülüğü de bu işte. Annemin artık olmayan ev telefonunu buradan silersem sanki o artık gerçekten ölecekmiş gibi geliyor. Silemiyorum. Silmiyorum...”
Ben de öyleyim.
İsmet Berkan gibiyim...
Silemiyorum. Hatta zaman zaman o numaraların üzerine gelip “Arasam mı?” diyorum. O telefonu kim kullanıyordur. O yakınımın, dostumun bir arkadaşı mı, eşi mi, çocukları mı, yoksa bir başkası mı?
Yazıyı okuduktan sonra kendi cep telefonumdaki rehbere baktım.
Aramızdan ayrılan o kadar çok dostum, arkadaşım olmuş ki... Pazar günüm o insanları, yaşadıklarımızı, anılarımızı hatırlayarak geçti.
Ben dost arşivini sık sık güncelleyenlerdenim. Ama aramızdan ayrılanları da sanki onlar yaşıyormuşçasına aynı pencereden bakmaya devam ederim. Yanımızda olmasalar da onlar her an kalbimde, kalbimizde...
Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, insan sevdiklerini unutmuyor, unutamıyor.
Gazeteciliğin olağanüstü güzel yanları vardır.
Örneğin; çok insan tanırsınız, normal şartlarda birlikte olamayacağınız çoğu insanla arkadaşlığın ötesinde bir diyalog kurma şansını yakalarsınız.
O yüzden biz gazetecilerin telefon defterleri bir hayli kalabalık, gönül dostları da bir hayli fazladır.
Böyle olunca bu dünyadan göçüp giden arkadaşların sayısı da çok fazla olmuş.
İsmet Berkan gibi ben de bu insanların isimlerini ne telefon defterimden silebildim, ne de onları bir an bile unutabildim.

Doğrular ve yanlışlar

Önce doğrular...

* İzmir’e iki stat yapılması gerektiği doğru... Çünkü, mevcut tesislerde ne maç oynanıyor, ne maç seyredilebiliyor.
* Bu statların bir tanesinin Karşıyaka’ya, diğerinin Atatürk Stadı’nın arazisine yapılması doğru. Çünkü, İzmir artık 4 milyonluk bir şehir ve doğal şartlar kenti ikiye bölüyor. Karşıyaka’nın seyirci potansiyeli 25 binlik bir stadı doldurmaya elverişli. Atatürk Stadı’nın da modern, UEFA kriterlerine uygun ve dünyadaki benzerlerine göre yeniden inşa edilmesi şart.
* Büyükşehir Belediyesi’nin taşın altına elini koyması doğru. Çünkü, bu kentin spordaki gelişmesinde, büyümesinde yerel yönetimlerin katkısı olmalı.
* Kulüplerin proje geliştirmesi doğru. Çünkü, takımlarımızın kalıcı ve sürekli gelirleri yok. Belki bu sayede kulüpler kendi bütçelerini denk getirme şansını yakalayabilir.

Yanlışlar...

* İzmir tesisleşme konusunda çok geç kaldı. Bu da sportif başarılara yansıdı.
* Kulüpler ortak hareket edemediler. Bir araya gelip yatırım kararı alamadılar.
* Hükümetler bu yatırımları üstlenmedi ya da kulüplerimize yardımcı olmadılar.
* İzmir kulüpleri, federasyonlara temsilci göndermediler ya da gönderemediler. Bu nedenle lobi yapma şansları olmadı.
* İzmir’in siyasetçileri spordan hep uzak durdu, sporun itici gücünü ve toplumsal etkilerini göz ardı ettiler.

Karşıyaka’nın stat projesi üzerine

Kulübün bir stat isteği, heyecanı uzun yıllardır var. Camiayı yakından tanıdığım için biliyorum, Örnekköy o günlerde alternatifsiz olduğu için kabul edildi. Ama herkesin ortak görüşü; bu statla UEFA kriterlerinin yakalanmasının zor olacağıydı. Bugün başka bir alternatif ortaya çıktı, ama öyle anlaşılıyor ki, bir uzlaşmanın yakalanması zor. Çünkü, projenin hayata geçebilmesi için yeni plan değişiklikleri gerekiyor ve bazı zorlamalar isteniyor. Bunu ima eden Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu... “Bu iş aşureye döndü” derken, işin zorlama ve biraz da emrivaki olduğunu söylemeye çalışıyor. Başkanın haklı olduğu yönler olabilir. Şehircilik uzmanı değilim. Dışarıdan “yapılabilir” demekle olmuyor. Yasalar, yönetmelikler var. O ayrı bir konu...
Benim dikkat çekmek istediğim konu ise bir başka şey... Sözü edilen arsanın satışı çok uzun zaman önce yapılmış değil. Bildiğim kadarıyla da 10 milyon liraya alınmış.
İzmir’de 10 milyon verip bu arsayı alacak yok muydu? Örneğin; milyonlarca lira kamulaştırma yapan belediyeler neden buraları alıp gerekirse toplumun yararı için bu alanları değerlendirmez.
Tabii, gerekirse de stat yaparak bu kentin ihtiyaçlarını karşılamaz.
Gerçekten merak ediyorum.

Topu taça atmak

Son dönemde adet oldu. Medya aracılığıyla konuşmak... Bizim için bir sorun yok. Biz haberleri veririz, her tarafın görüşleri için sayfalarımızda yer var, internet sitelerimiz sürekli güncelleniyor. Buna rağmen tercihim; ülkeyi, kentleri ilgilendiren konularda insanların, kurumların diyalog içinde olmaları. Masaya oturup uzlaşarak kalkmaları... Çünkü, iş uzadığında, çözüm çıkmadığında konu dönüp dolaşıyor yine medyaya geliyor. “Medya yanlış anladı” oluyor. Medyanın yanlış anlamadığını biz biliyoruz, ama topu taça atıp, suçu medyaya atmak özellikle siyasetçiye zaman kazandırıyor. Hepsi bu...


 

X