"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Yalçın Bayer: Vali Bey, bu referanduma lütfen dikkat!

Yalçın BAYER

Menzilciler de İstanbul'a kaşla göz arasında külliye kondurdu

KAÇAK yapılara nasıl kılıf uydurularak ruhsat ve iskán izinleri verildiği, özellikle de RP/FP'li belediyelerin dini mekánlar konusunda nasıl takıyyecilik yaptıkları biliniyor.

Beykoz ve Gaziosmanpaşa'da tarikatların inşa ettirdikleri külliyeler hálá ortada duruyor.

Cüppeli Ahmet'in marifetlerini kamuoyu unutmadı.

Nedense bunlara el konulamıyor.

Resmi makamlara ‘‘Geç kalıyorsunuz, örümcek İstanbul'u adeta ağıyla sarmış... Siz uyuyor musunuz?’’ demek lazım.

Yobazlarla savaş sadece DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel'e kaldıysa vah Türkiye'nin haline...

Menzilciler'in Tuzla'da nasıl yaptıklarını, İstanbul'u uyuyarak yönetenlere ithaf edelim:

Tuzla Jandarma Komutanlığı yaptığı denetimler sırasında Tuzla'nın Tepeören Köyü'nde kaçak olarak yapılan büyük bir inşaat temeline rastlar. Sorar; ‘‘cami inşaatı’’ yanıtı alınır. Durumu bir tutanakla Tuzla Kaymakamlığı'na bildirir. Kaymakam Mustafa Güni, FP'li Tuzla Belediyesi'ne 9.1.1998'de bir yazı yazarak inşaatın mühürlenmesini ve durumun bildirilmesini ister. Kaymakamlığın bu talimatı üzerine belediye kaçak olarak yapılan bu inşaata yasal bir kılıf uydurmak için ivedi olarak harekete geçer. Başkan İdris Güllüce, Belediye Meclisi'ni toplar, bir mevzi imar (tadilat) planı yapar ve bu planı 11 sayılı kararla Meclis'ten geçirir.

Karar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gönderilir.

Bu arada inşaat hızla yükselir, 4 kata kadar çıkar. Çünkü, jandarmaya ‘‘cami’’ denilen temel aslında bir ‘‘külliye inşaatı’’dır.

Sahibi de 'Menzil Tarikatı'nın lideri Adıyamanlı Raşit Efendi'nin kardeşi M. Fettah Erol'dur. Jandarmayı, 'cami' diye kandıran 'Oflu Hoca-Laz kalfa' tipli taşeron ise Cebir Cerrahoğlu'dur.

YIK EMRİ AMA...

Tuzla Kaymakamlığı inşaatın yıkımı için 12.2.1999 tarihinde ikinci bir yazı daha yazar, hatta yıkım için gerekli emniyet tedbirinin alındığını belirtir. Çünkü jandarma, kaçak külliye inşaatı için üç tutanak daha tutmuştur.

Kaçak inşaatın NATO Boru Hattı'ndan geçtiği yerde yapıldığı ve Ömerli Su Havzası'nın içinde yer aldığı tespit edilir. Bu nedenle İSKİ de, bu bölgedeki inşaatların yıkılmasını istemektedir.

Jandarma ve kaymakamlığın baskıları sonucu, Tuzla Belediyesi 15.3.1999 tarihinde inşaat mahalline giderek bir ‘Yapı Tadil Tutanağı’ hazırlar.

Ve tutanak yıkım kararı verilmesi için Encümen'e havale edilir.

Bu arada da İSKİ yeni bir yıkım yazısını belediyeye gönderir.

Tuzla Belediyesi'nce yapılan imar planı tadili Büyükşehir tarafından 14.4.1999'da onaylanır; yani seçimlerden dört gün önce...

'Abisi olan Şeyh'in nefesiyle ve kerametiyle inşaatın bitirilemeyeceğini, başkanın fetvası gerektiğini' anlayan M. Fettah Erol, Tuzla Belediyesi'ne bir dilekçe yazar. Nedense kaçak inşaat mahalline 14 ay sonra gidebilen belediye, bu dilekçeye Başkan İdris Güllüce imzasıyla aynı gün cevap verir.

CİHAT İÇİN...

Ve der ki:

‘‘Özel Eğitim Tesis alanında özel şahıs ve kuruluşlarca eğitime yönelik sosyal, dini ve kültürel tesisler yapılabilir.’’

Yapıya kılıf uydurulmuş, ruhsat verme ve alma zamanı gelmiştir. Tuzla Belediyesi, 1998 yılı Ocak ayında başlayan kaçak inşaata 1999 Aralık ayı sonunda ‘Eğitim ve Spor Tesisi’ adı altında 20.12.1999 gün ve 1/66 sayı ile yapı temel ruhsatını verir. Aynı gün temel üstü ruhsatı da hazırlayan belediye bunu malum şeyhin kardeşine sunar.

Takıyye için kılıf bulunmuştur.

Ancak, bu arada Menzilciler için talihsiz bir gelişme olur. Çünkü Tepeören Köyü mücavir alan olarak yeni belediye olan Orhanlı Belediyesi'ne bağlanır. Tarikat, 'cihat için her yol mübahtır' ve 'demokrasilerde çareler tükenmez' diyerek, bu köyün Orhanlı'dan ayrılması için çözümler aramaya başlar.

Olay Hürriyet İstanbul Eki'nde Savaş Özbey tarafından gündeme getirilince Tuzla Belediye Başkanı İdris Güllüce, ‘‘Kabul etmek lazım, bu işte eksiklerimiz oldu’’ demek zorunda kalır. Başta ‘‘Dini tesis yapın’’ diye yazdığı yazı ile kendi partisine bağlı İSKİ'nin uyarılarını unutarak, şimdi kendisini kurtarmaya çalışmak ister.

REFERANDUM VAR

Yıllardır karşı çıktıkları demokrasiye bu kez kendileri ihtiyaç duymuşlardır. Ve 'demokratik' yollara başvurma kararı alarak, Tepeören Köyü'nün bir başka tarikatın hákimiyetinde olan Akfırat Belediyesi'ne bağlanması için imza kampanyası başlatırlar.

Bunda da başarılı olurlar. Köyün 800 civarındaki seçmenin 541'inden imza alırlar.

Çünkü şeriatçılar, geçen seçimde oy verdikleri ANAP'lı belediye başkanını, kendilerine daha yakın bulmaktadırlar.

Göreve geldiği 1.5 yıl içinde başarılı çalışmalarıyla dikkati çeken Orhanlı Belediye Başkanı Cemil Ekşi'ye karşı ise ‘‘Orhanlıyı istemezük’’ kampanyasını yürütülmeye başlanır.

Sabancı Üniversitesi, Koç Lisesi, Maret gibi irili ufaklı çok sayıda sanayi kuruluşunun bulunduğu Tepeören'de 24 Eylül'de referandum yapılacak. Bakalım, Tepeörenliler, karanlığı mı yoksa Orhanlı Belediyesi'nin gösterdiği uygarlık yolunu mu tercih edeceklerdir?

Dilenir ki, Vali Erol Çakır durumu ıskalamaz.

‘İhale tezgáhı’

MPM'nin 1991 'Verimlilik Ödülü'nun sahibi, SEKA Dalaman çalışanı Macit Özdemir, e-mail göndermiş; Uğur Dündar'ın Hürriyet'te 20.10.1986'daki manşet haberini okuyun diye...

Okuduk... ‘‘Milyarlık ihale tezgáhı.. Rakip iki firma anlaştı ve kárlarına kár kattı’’ başlıklı haberde; Tekel'in folyo ihalesinde NASAŞ ve MOPAK'ın anlaşarak tezgáh kurdukları ve ihalenin devlete yaklaşık 1 milyar lira fazlasına fatura edildiği, MOPAK adına anlaşmalara katılan Ahmet Kurulmuş'un ağzından anlatılıyor.

Ayrıntılar uzun... Peki bu konuda Selüloz-İş Sendikası Dalaman Şube Başkanı Mehmet Madenci ne diyor?:

‘‘Uğur Dündar'ın yazdığı gibi MOPAK o zaman devleti 6 milyar lira zarara sokmuştur. Tarih tekerrürden ibarettir. Aynı firma, aynı yöntemle 14 yıl önceki ihale benzeri bir yöntemle, 200 milyon doların üzerinde olan SEKA Dalaman'ı 40 milyon dolara alarak devleti 160 milyon dolar zarara uğratmıştır. Bu son derece üzücü ve düşündürücüdür. Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın ısrarla MOPAK'a taraf olması, ülke çıkarlarını hiçe sayması kabul edilmeyecek bir olaydır. Fabrikayı, oluşturduğumuz Ortak Girişim Grubu'nun almasını istiyoruz, ancak herkese telefon edip baskı yapıyor. Ama seçim bölgesi Nazilli'de kurulu Sümerbank Basma Fabrikası'nın satışı için 'Burada çalışan işçilerin almasını veya belediyenin sahiplenmesini istiyorum' diyebiliyor. Kendisine soruyoruz; káğıtçılık yapan Sarp firmasının, ihaleden 4 gün önce, yabancı ortak getirme koşuluyla size yazdığı 100 milyon dolarlık teklifi neden göz ardı ettiniz de 40 milyon dolara sattınız?’’

İNŞALLAH‘‘Türkiye, olimpiyata layıktır. Yola çıkarken tereddüt olmaz. 2008 Olimpiyatı'nı alacağız.’’

(İstanbul Olimpiyatları Tanıtım Kurulu Başkanı Süleyman Demirel)

X