Yalçın Bayer: Kim bu filmci






Yalçın BAYER
Haberin Devamı

ENİS Berberoğlu dünkü ‘‘Türkeş'in parası’’ başlıklı yazısında, uzun süredir Türkeş ismi etrafında dönen para trafiğinin farkındaydık diye yazıyor.

Bürokrat Aliye Kara'nın, 1966'da öldürülen Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfü Topal'ın Ankara'daki bağlantılarını sağlıyordu.

Uğur Dündar da, Arena'da ve Hürriyet'teki yazılarında Kara'nın polis sorgusunda ‘‘Merhum Türkeş'in adını kullanan kişiler, bizden 6 milyon dolar, yani yaklaşık 1 trilyon lira aldılar’’ dediğini aktarıyor.

Bu gelişmeler üç yıl önce Susurluk'la bağlantılı olarak gündeme gelmişti. Berberoğlu, sonunda para trafiğinin içinde ünlü bir filmcinin eşgalininin çizildiğini aktarıyor.

Evet burada bazı sorular akla geliyor:

Türkeş ve ailesinin yakını ünlü filmci kim?

Ankara'dan bir dostumuz, Türkeş'in Deutsche Bank'ın Londra Şubesi'ndeki 1.3 trilyonun aydınlatılabilmesi için bazı kişilerin sorgulanması gerektiğini söylüyor.

Ömer Lütfü Topal'ın eski avukatı Ekrem Marakoğlu'nun, Sabah'a verdiği demeçte hangi isimleri telaffuz etmişti? Topal'ın Kıbrıs'taki oteline yüksek yargı organlarının başkanlarını kim götürmüştü? Asil Nadir'den, bu otelin Topal'a satışında kimler aracılık etmişti? Nadir, açıktan birilerine para vermiş miydi? Ayşegül Nadir'in çalıntı Kuran'ı satın almaktan yargıya düştüğünde kimler kendisine 'hukuki yardım'da bulunmuştu?

Asil Nadir, Ayşegül Nadir ve İngiltere'de yaşayan Kıbrıs kökenli Ramadan Güney'in bu konularda söyleyecekleri var mıdır?

Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) bu konuda araştırması var mıdır?

Berberoğlu'nun dünkü yazısı, sonuçlanan Susurluk Davası'ndan sonra daha önem kazanıyor. Bunlar sorgulanmadan Susurluk'un öteki kiri temizlenemez.

Esat Uras'ın kitabını basın

ERMENİ soykırımı iddialarının zirveye ulaştığı şu son günlerde, mesaimizi sadece birbirimizle tartışmaya harcıyoruz. Gazetelerin yazdığına göre bir yanda Osmanlı Arşivleri'nin bir bölümünü İkitelli taraflarındaki bir depoya naklederken, bir yandan da Ermeni iddialarına karşı sadece laf etmekle vakit geçiriyoruz. Bilindiği gibi Ermeni iddiaları konusunda bugüne kadar yapılmış tek etraflı çalışma Esat Uras tarafından 1950'de yayınlanmış olan ‘‘Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi’’ adlı bir kitaptır ve o tarihten bugüne kadar yapılmış olan hemen bütün çalışmalar maalesef bu kitaptan makaslanmışlardır. Esat Uras'ın şimdi sadece arada bir mezat salonlarında rastlanan bu eserinin yeniden basımını konunun ilgilileri acaba neden düşünmezler? Tek kaynakları herkes tarafından rahatça okunabilecek diye mi?

Hüseyin ERYILDIRAN-ANKARA

Paris'i engelleyelim

2008 Olimpiyatları için İstanbul'dan başka Paris, Osaka, Pekin ve Toronto da aday... Oylama yakında. Bizler ne ölçüde ciddi çalışıyoruz? Normal olarak uluslararası platformda diğer olimpiyat komiteleri ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi (CIO) nezdinde, Milli Türk Olimpiyat Komitesi olarak ne ölçüde sıkı bir faaliyet gösteriyoruz? Bu seçimde mutlaka biz olmazsak bile olimpiyatları Paris'e bırakmamalıyız. Açıkçası seçtirmememiz gerekiyor. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi olarak acaba bu yolda bir çalışma yapıyor muyuz? Ümit ŞEN-PARİS

Kim koruyor?

ADAPAZARI'ndan bir not: DSİ Adapazarı Şube Müdürlüğü'nce Eskişehir Bölge Müdürlüğü'ne yazılan resmi yazıda, Yusuf Hoş adlı kişinin Sakarya Nehri'nden (Pamukova İlçesi Mekece Köyü, Papazderesi Mevkii) kaçak kum ve çakıl aldığı bildiriliyor.

Konuyu köşesinde işleyen Adapazarı Gazetesi yazarı Sezai Matur, 10.10.2000 günlü yazısında, Yusuf Hoş'un, bir ilin jandarma komutanının kardeşi olması nedeniyle resmi makamlarca korunduğuna değiniyor.

Kaçak kum ve çakıl alımı devam ederken, bu konuya dur diyecek kimse yok mudur?

Kaybettiklerimiz

BİR hafta içinde önce İslam Çupi'yi, sonra Vural Saygılı, Ahmet Kabaklı, Yılmaz Gümüşbaş ve Nezih Demirkent'i kaybettik. Meslek büyüklerimiz yüreklerden bir şeyler koparıp aramızdan ayrıldılar.

Çupi'nin cenazesinde Demirkent'le kısa sohbetimizde, ‘‘Nasılsın abi’’ dediğimizde ‘‘Devam et, iyi gidiyorsun ama dikkat et’’ dedi.

‘‘Abi biraz kilo almışsınız’’ dedim. ‘‘Boş ver’’ dedi, sigarasını içmeye devam etti.

Son yılların basın 'patronu'ydu ama gazetecilik ilkelerinden hiç taviz vermedi. Siyaseten hiçbir tarafa teslim olmadı. 'Dünya'yı, Anadolu iş dünyasına açtı; yerel gazetecilerin öncüsü sayıldı. Emekli meslektaşlarının arasında genç kalarak yaşadı. Vural Saygılı, Ankara Cumhuriyet'in 35 yıllık 'emekçisi' ve emektarıydı. Tipo baskı tekniğinde 'yama' olayının mucitlerinden biriydi. Belki hiçbir gazeteci-idareci bu kadar çok yayın yönetmeni ile çalışmamıştı; Ecvet Güresin, Kemal Aydar, Oktay Kurtböke, Hasan Cemal, Özgen Acar ve Orhan Erinç... Sofu Tuğrul ve Fikret Otyam, soyadı gibi saygılı ve altın kalpli bu can insana, belki kızdırmak için 'kötü' adını takmışlardı. Yılmaz Gümüşbaş da öyleydi; Ulus'ta başlayan gazeteciliğini Akis'ten sonra Cumhuriyet Ankara Bürosu'nda sürdürdü. İsviçre'de Basın Ateşeliği'nde bulundu. Gazetecilikle sendikacılığı baş başa yürütürken onurundan hiç ödün vermedi.

Hepsinin enerjileri topluma ve arkadaşlarına bir şeyler verdi.

Dostluklardan geriye kalan portreleri daha uzun anlatmaya gerek var mı? Nasıl olsa hepimiz aynı yolun yolcusu değil miyiz?

Nazım Hikmet, soygun yaptığı için yurtdışına kaçmadı ki...

NAZIM, memleketinde yaşayabildiği süre içerisinde ülkesine ve insanlarına karşı hissettiği görevini sonuna kadar yapmış ve bu toplumdan alacaklı olarak son nefesini vermiştir. Nazım'ın itibarı, kurtuluş mücadelesi veren veya insanlığa karşı sorumluluğunun bilincinde olan tüm dünya halklarının gönlündedir.

O Bursa Kalesi'nde yatarken yüreği, bir bakarsın Hiroşima'da 7 yaşındaki bir kızın, bir bakarsın Kalküta'daki bir Hintli'nin, bir bakarsın karasabana koşulan Türk kadınının göğüs kafesi içinde çırpınmaktadır.

Nazım, değil bu toplum, tüm dünya halklarına karşı hissettiği sorumlulukla yaşamıştır.

Nazım'ın itibarı zedelenmedi ki, itibar iade edeceksiniz. Siz kendinize bakın. Kendi vicdanıyla hesaplaşamayanlar mı Nazım'a itibar verecek?

O, yaşama izni elinden alındığını hissedince, uğruna ölümlere gidip geldiği vatanından ayrılmak zorunda kaldı.

O, hiçbir zaman, hiçbir kamu kurum veya kuruluşlarından kredi alıp üstüne yatmadı. Nazım, banka kurup batırmadı. O, batan bankaların kamburunu halkın sırtına vergilerle yükletmedi, bunun için kararlar-kararnameler çıkartmadı.

Nazım, parti kurup Hazine'den yardım almadı, alınan yardımları yurtdışı banka hesaplarına aktarmadı. Yolsuzlukları, dolandırıcılıkları ortaya çıkınca kapağı yurtdışına atmadı.

Bırakın bunları, kendinize yakışan işlerle uğraşın.

Emin DALASLAN-ANKARA

Yazarın Tüm Yazıları