"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Yalçın Bayer: ASALA ve soykırım yalanları

Yalçın BAYER

TDK Türkçe sözlüğünde 'zeval' kelimesinin anlamı ‘‘yok olma, yok edilme’’ olarak açıklanmaktadır.

İnsanoğlunu karşı karşıya getiren en kanlı savaşlardan önce beyaz bayraklarla ortaya çıkan bazı insanlar, savaşın barışçı yollarla halledilmesi için konuşurlar. Bu son yol da denendikten sonra barış için meydanın ortasına gelen 'elçiler', her iki tarafın da korumasında yerlerine dönerlerdi.

Geçmişten bugünkü savaşlara kadar barış için uğraş verenler, yani 'elçiler' için gene insanoğlunun tarihi kadar eski ve dost-düşman bütün tarafların onayını alan bir kural konulmuştur. Bu kural şu cümlede ölümsüz anlamını bulmuştur:

‘‘Elçiye zeval olmaz.’’

Bu kural tarihte ilk kez 1973-85 yılları arasında onlarca diplomatımızı şehit eden Ermeni terör örgütü ASALA tarafından bozulmuştur.

Bu terör örgütü Türk ulusunun temsilcilerinden ne istemiştir? 24 Nisan soykırım yalanları nedir?

KALLEŞÇE TAVIR

Tarihsel sürece bakılıp 1915'lere gelindiğinde Çarlık Rusyası'nın orduları doğu sınırlarımızdadır.

Osmanlı, Güneyden Fransızlar; Bağdat ve Süveyş kanalı civarında İngilizlerle; Balkanlar'da da Sırplar ve Bulgarlarla bir ölüm kalım mücadelesi vermektedir. Öyle bir 'ateş çemberi'nin içerisinde Çarlık Rusyası'nın kışkırtmalarıyla doğudaki Osmanlı Ermenileri gene yüzyıllardır barış içinde yaşadıkları Osmanlı Orduları'nı kalleşçe arkadan hançerlemişlerdir. Yüzyıllarca Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu'nda en iyi yerlere gelmişler, en çok para kazanacak şekilde ticaretle uğraşmışlar, askerlik yapmamışlardır. Anadolu Türkü yoklukla, savaşla mücadele ederken onların dinine, kültürlerine büyük saygı göstermişlerdir.

Musurus Paşalar, Ohannes, Nuriyan Efendiler, Osmanlı'da en üst yerlere çıkmış, onlarca Osmanlı Ermenisi'nden sadece bir-ikisidir.

Osmanlı, dönemin büyük sömürgeci güçleriyle dört bir yandan sarıldığında doğudan, güneyden, İç Anadolu'dan, Çarlık Rusyası'nın kışkırtmaları ve İngiliz ve Fransızlar'ın örgütlemeleri ile sivil Ermeniler'e Fransız üniformaları giydirilerek Erzurum, Van, Adana, Bingöl ve Bitlis'te sivil insanlarımız kitleler halinde yok edilmişlerdir. Ordumuzun lojistik yolları kesilmiş, demiryolları tahrip edilmiştir. Bu faaliyetlere göz yumamayan İttihatçılar, 24 Nisan 1915'te bir kanunla bu faaliyetlerde bulunan Ermeniler'in, Suriye'deki Ermeniler'in yanına gönderilmelerine karar vermiştir.

BAŞKA NE YAPILACAKTI?

O şartlar içinde başka ne yapılacaktı?

Anadolu'nun ortasında yüzyıllardır birlikte yaşadığımız Millet-i Sadıka dediğimiz kendi vatandaşlarımız Ermeniler'e 'Gelin biz Türkleri kesin, öldürün mü' denilecekti? Yoksa boynumuzu büküp teslim mi olacaktık? İkisini de yapmadık. Hepsiyle Kurtuluş Savaşı'mızın sonuna kadar, kanımızın son damlasına kadar savaştık.

Ermeniler'in toplu halde göçünde azami dikkat gösterilmiştir. Mallarına mülklerine bedava el konmamıştır. 'Biz bu olaylara karışmadık, karışmayacağız' diyenlere dokunulmamıştır. Günün şartları içerisinde yolculuklarda yaşlılardan ve çocuklardan elbette ölenler olmuştur. Birtakım merkezlerde ölümlerle sonuçlanan çatışmalar da çıkmıştır. Ama biz Türkler, bu göçte özellikle bir soykırım gerçekleştirmemişizdir. Objektif yerli ve yabancı sayısız tarihsel kaynak bunları doğrular.

1923-38 arasında genç Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Mustafa Kemal'le tam bağımsızlığın altın yıllarını yaşadı. Daha sonraki dönemlerde özellikle 1950'lerden sonra bundan sapmalar olmuş, hem de Soğuk Savaş döneminin koşullarının bahanesiyle sömürgeci güçlerin üzerimizdeki hevesleri tekrar kabarmıştır. 1915'teki sömürgeci güçler, günümüzde de kendi adlarıyla ve resmi kuvvetleriyle yapamadıklarını PKK gibi, Hizbullah gibi, ASALA gibi maşalarıyla yapmaya çalışmışlardır.

Tesadüfe bakın ki, bunların kuruldukları tarihler bile hemen hemen aynıdır. ASALA, Beyrut'ta 1975; PKK Bekaa'da (Suriye) 1975...

ABD'de 27.1.1973'te Santa Barbara'da Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir kanlı terör örgütünce şehit edilen ilk evlatlarımızdır. Daha sonraki yıllarda da Ermeni terörü sürmüş, 75'ten fazla Dışişleri mensubumuz şehit edilmiştir.

25. YILDÖNÜMÜ TESADÜF MÜ?

Olaylar sürüp giderken, Fransa, Avusturya, ABD, Yunanistan, İtalya vs. sözüm ona, bu uygar ve çağdaş ülkelerin güvenlik güçleri son model teknolojileriyle bu olayların faaillerini bir türlü yakalayamamış (!), tesadüfen yakalananların da yakaları gene o ülkelerin adaletleri tarafından pek kolay bırakılmıştır.

Dış basında bugünlerde ASALA terör örgütünün 25. kuruluş yıldönümü için bir takım hazırlıkların yapıldığına dair haberler çıkıyor. Bu kanlı terör örgütünün 1975-85 yıllarında yaptıkları silahsız, korumasız insanları şehit etmeleri başarıysa eğer... Yoksa doğrusu başarısızlıklarının yıldönümünü de kutluyorlar.

Değerli araştırmacı yazar Ercan Çitlioğlu'nun 'Yedekteki Taşeron ASALA/PKK' kitabında örgütün kanlı eylemleri ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. ASALA'nın bitmesinde Paris Orly Havaalanı'ndaki bombalı saldırı önemli bir etkendir. Bir diğeri de, kararlı davranışlar, gür çıkan seslerdir. Bazen bu davranış ve sesler, Suriye sınırında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş'in tarihi konuşmasında anlam bulur ve PKK bölücü terör örgütünün elebaşısının yakalanmasıyla somutlaşır.

ONURLU GÖREV

Önemli bir etken de, ASALA'nın elebaşlarının Beyrut ve Avrupa'nın çeşitli merkezlerinde, onların yaptıkları gibi, yani silahsız ve korumasız diplomatlarımıza kahpece tuzak kurarak değil, onların alışık olmadıkları biçimde göğüs göğüse, erkekçe bir mücadeleden sonra susturulmaları olmuştur.

Bu yöntem sömürgeci güçlerin İstanbul'u işgalinden sonra ve Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasında büyük hizmetleri olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın yöntemi olmasın?

Belki ulusal istihbarat teşkilatının asker-sivil isimsiz bir avuç yurtsever insanı Teşkilat-ı Mahsusa'dan miras aldıkları yöntemlerle bu işi halletmişler ve rahmetli Ahmet Taner Kışlalı'nın Ben Demokrat Değilim kitabında yazdığı gibi hiç kimseden bir şey istemeden ve söylemeden onurla köşelerine çekilmişlerdir.

ABD Kongresi'nin Alt Komisyonu'nda soykırım tasarısı kabul edilirken, ASALA'nın sözüm ona 25. yıldönümü kutlamaları bir tesadüf müdür?

Bunları hatırlatalım istedik; çünkü bizde 'elçiye zeval olmaz'.

ÊYakup Ahmet CEMİL

Araştırmacı, yazar-ANKARA

Ermenileri de

dinleyelim

İNSAN Hakları Üst Kurulu'nun hazırladığı rapordan azınlıklara ait bölümün kaldırılması hakkında, Türkiye Ermenileri bugün ülkedeki en kalabalık gayrimüslim cemaattir. Rapordaki azınlıklar ibaresinin uyandırabileceği kanaat konusunda hükümetin duyarlığını anlayışla karşılıyoruz.

Ancak, özbeöz bu ülkenin vatandaşı olan Türkiye Ermenileri'nin sorunları artık ivedilikle çözüm beklemektedir. Bu konudaki ilgisizliği anlamakta güçlük çekiyoruz. En az 50 kişi olması gereken din görevlisi kadromuz 20'lere inmiş olup, bunun yarısı da emeklilik yaşına gelmiştir. Kiliselerimize din görevlisi yetiştiremez duruma düştük.

Öte yandan cemaat vakıflarımız, sanki TC vakıfları değilmiş gibi uygulamalar görmektedir. Avrupalı bir insan servetini dilediği kişi, kurum ya da canlıya bırakabilirken, Ermeni kökenli bir TC vatandaşı taşınmaz malını hastanesine, okuluna, kilisesine bağışlayamamaktadır. 1970'lerden sonra başlayan uygulamalara son vermenin zamanı artık gelmiştir. Hükümetimizden ve devlet adamlarımızdan anlayış bekliyoruz. Hükümetimiz yurtdışındaki olumsuz gelişmeler nedeniyle Türkiye Ermenileri'nin sorunlarının çözümünü askıya almamalıdır.

Mesrob MUTAFYAN

Türkiye Ermenileri Patriği

İsmail Usta yaşasaydı

ERZURUM başta olmak üzere doğudaki birçok kentte bulunan ve Türkler'e ait olduğu bilimsel yöntemlerle kanıtlanan toplu mezarlar ne çabuk unutuldu? Ah keşke Ermeni zulmünün tek görgü tanığı Erzurumlu canlı tarih İsmail Usta (İsmail Gürcan) yaşasaydı da Amerikan Kongresi'ne, ana-babası dahil olmak üzere ailesinden 25 kişinin Ermeniler tarafından nasıl süngüden geçirilip üzerlerine dökülen benzinle yakıldıklarını anlatsaydı. Ve üzerindeki süngü izlerini gösterseydi.

X