"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Yalçın Bayer: Açlık grevinde tehlike çanları çalmaya başladı

Yalçın BAYER

200 genç ölüme terk edilemez

CEZAEVLERİNDEKİ açlık grevi 50'nci günlere dayandı. Bugünden itibaren olayın sonunun çok acı sonuçlanacağı endişesi başladı.

Bir yanda cezaevlerinde ölümü bekleyen tutuklu ve hükümlülerle arkada umutsuz bir bekleyişteki yüreği yanık sanık aileleri...

Öte yanda kullanılan gençler ve geçmişten hálá ders almayan Adalet Bakanlığı ve hükümetin öteki üyeleri...

TEDAVİLERE DİKKAT

İsmini açıklamak istemediğimiz bir mahkûm yakınıyla açlık grevleri, F tipi cezaevlerini konuşuyoruz. İlk sözü şöyle oluyor:

‘‘Bu iş aslında göz göre göre bir cinayete gidiyor. Daha doğrusu taammüden bir cinayete...’’

- Biraz başa gidelim; niye ölüm orucu?

- Bu olaylar, af söylentilerinin çıkmasıyla başlar. 1996'daki ölüm orucunda 12 çocuğumuzu yitirdik. Onlarcası sakat kaldı. Görüşmeye gittiğimiz Adalet Bakanı Şevket Kazan, ‘Siz evinize rahat rahat gidin, çocuklarınız kantini yağmalamışlar. Bunlar açlıktan ölmez’ demişti. Oysa işin gerçeğinin böyle olmadığını yerel ölümlerle gördük. İş sadece ölümle kalsa da iyi. Yanlış müdahaleler yüzünden birçok genç sakat kaldı. O dönemde Erbakan için Susurluk ‘fasa fiso’ ise ölüm olayları da Şevket Kazan için öyleydi...

- Açlık grevlerinde ölüm olaylarının yanında bir de ciddi bir sakat kalma olayı var. Nedeni ne?

- Bu aslında Türkiye'nin açlık grevi gerçeğini bilmemesinden kaynaklanan yanlış tedavinin getirdiği bir sonuç... Çünkü dünya böylesine yığınsal bir ölüm olayını hiç yaşamadı. En bilinen örnek ise, İngiliz Parlamentosu'na milletvekili seçilen Boby Sand... 1996'daki açlık grevlerinden anlaşıldı ki, ölüm orucu süresince tüketilen şekerli su ve oralet vücuttaki B1 vitaminini yok ediyor. Bu da, beynin küçük bir bölgesinde ve sinir uçlarında tahribata yolaçıyor. Aslında B1 vitamini ağırlıklı olarak alkoliklerin tedavisinde kullanılıyor. Ancak Türkiye'de yeterli sayıda alkolik olmadığı için B1 vitamini tek başına satılmıyor. Geçmişte gençler, açlık grevinde beyin tahribatıyla ve sinir hücrelerinin yok olması ile B1 vitamininin eksikliğinden dolayı ölümle karşı karşıya kaldılar. 12 ölümden sonra 50 günü aşkın açlık grevinden sonra hastanelere kaldırıldıklarında hemen kendilerine içinde şeker de bulunan serum verildi. Bu çok yanlıştı. Çünkü bu şekerli serum çocuklarımızın vücudunda kalan B1 vitaminini de yok etti ve aradan dört yıl geçmesine rağmen bunlar yürüyemiyor, ayakta duramıyor, konuşmada ciddi güçlükler çekiyor. Yani yaşamlarını tek başlarına sürdüremiyorlar.

Vekillerin duyarsızlığı

İSTANBUL milletvekillerinden bazılarının 1996'daki eylemlerde sesleri çıkıyordu; bugün ise neredeyse hepsi suskun... DSP'liler ortalıktan köşe bucak kaçıyorlar. Bir gazeteci, ‘‘Eylemi sona erdirmek için ne yapıyorsunuz?’’ dediğinde ‘‘Aman benimle konuşmamış ol’’ karşılığını verebiliyor.

Geriye her zamanki gibi bir tek Rıdvan Budak kalıyor; onun da söyleyebildiği şu:

‘‘Türkiye'de başta Tabipler Birliği olmak üzere birçok kurum, aydın, sanatçı ve bilim adamı, bu olayda can kaybı olmaması için devletten adım atmasını bekliyor. Bunu bir milletvekili olarak ben de bekliyorum.’’

‘Hücre ölümdür’

- Açlık grevinde bulunanlara kendi iradeleri dışında tıbbi müdahale yapılması yönündeki hükümet görüşünü nasıl karşılıyorsunuz?

- Çocuklarımız açısından ortada ciddi bir can güvenliği sorunu var. Şu andaki koğuş sistemini desteklemiyoruz ama çocuklarımız yüz kişi bir arada kalırken bile yapılan baskınlarla beşer-onar öldürüldüler. Diyarbakır, Ulucanlar, Burdur cezaevlerinde yaşananlar buna çok somut örnektir. Biz F tipi cezaevlerinin ne kadar lüks koğuşlarla, ne kadar lüks eşyalarla donatıldığının peşinde değiliz. Bizim amacımız, çocuklarımızın can güvenliğidir. Yüz kişiyken bile kendi can güvenliklerini koruyamayan çocuklar, bir ya da üç kişinin kaldığı hücrelerde can güvenliklerini nasıl koruyacaklar? Biz bunun için ‘Hücre ölümdür’ diyoruz.

Biz bu yüzden çocuklarımız ölmeden, açlık grevinden ötürü sakat kalmadan Adalet Bakanlığı'nın kendi yurttaşına yakışır bir yaklaşım sağlayarak, öncelikle ölüm oruçlarını sonlandıracak zeminin yaratılmasını istiyoruz.

- Nedir bu zemin?

- Çok kolay... Adalet Bakanlığı bunu bir proje olarak toplumun farklı kesimlerine kabul ettirmeye çalışıyor. Konuyla ilgili uzmanların, Barolar'ın ve Tabip Odaları'nın bile görüşü alınmadı. Şimdi bakanlığa düşen görev bu konuyu bir an önce tartışmaya açarak, sosyal bir varlık olan insana yakışır infaz sistemini geliştirmesidir. Zaten aslında cezaevleri bir sonuçtur. Tartışılması gereken kolluk kuvvetinden, gözaltından ve Türkiye'nin yargı sisteminden geçen ve sonuçta cezaevinde sonlanan bir süreci gözden geçirmektir. Mahkûmlar arasında hiçbir ayrım yapmayan ABD'nin bile F tipi cezaevinden vazgeçtiğini düşünürsek, bu tartışmaya şu anda çok ihtiyacımız olduğunu daha kolay anlarız. Bu nedenle F tipi cezaevlerinin tartışmaya açılmasını istiyoruz.

- Öncelik açlık grevi mi, af mı?

- Öncelikle yapılması gereken açlık grevlerini sonlandırmak ve toplumsal uzlaşmayı sağlayacak, toplumsal barışı bozmayacak bir ortam sağlamaktır. Af sonradır. İlk önce bu ölümler kirlenmesin diyoruz.

1996'daki açlık grevi 69 gün sürdü

1996'da 69 gün süren açlık grevlerinin, 60. gününde Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli, Ercan Karakaş, Mukadder Başeğmez ve şu anda cezaevinde bulunan Eşber Yağmurdereli hem mahkûmlarla hem de hükümetle görüşerek, daha fazla ölümler olmadan ölüm oruçlarını sonlandırmışlardı.

O dönemde FP Milletvekili Mukadder Başeğmez'in aracılığıyla Başbakan ve Adalet Bakanı'yla görüşülebiliyor, hükümetin yaklaşımı sonucu mahkûmların talepleri arasında bir iletişim sağlanabiliyordu.

Maalesef hükümetle böyle bir olanak sağlanamıyor. Bugünkü açlık grevlerinde arabuluculuk girişimleri için Yaşar Kemal, Oral Çalışlar, Orhan Pamuk ve Zülfü Livaneli devreye giriyorlar.

<ı>(Not: Aftan yararlanamayacak 12 bin siyasi mahkûm bulunuyor. Bunların, yeni yapılmakta olan F tipi cezaevlerine konulması bekleniyor. Açlık eylemlerini yapanların çoğunluğunu da THKP, TİKKO ve MLKP'liler oluşturuyor.)

X