Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yalancı basın

Yalan mı yazıyor medya.. Başlıklar, haberler gerçeği yansıtmıyor mu? Halkın inandığı, inandırıldığı gibi mi her şey?

Yani yalancı mı şu spor basını? Yoksa birilerinin işine mi geliyor böyle bilinmesi.. Gerçeklerin yalan, yalanların gerçek olduğu bir dünya mı yoksa futbol..

ÖNCEKİ gece yarısı atv’de Siyaset Meydanı’nı seyrettim. Magazin haberciliği tartışılıyordu.. Ünlü isimlerin özel hayatlarına ne kadar girilebileceği tartışılıyordu.. Türk televizyonculuğunun yükselen yıldızı Okan Bayülgen, "Ünlüler yaptıkları işlerle ülkeye katkıda bulunmak zorundadırlar, yaşantılarıyla topluma örnek olma misyonları yoktur" dedi..

Konumuz magazin basını değil tabii.. Kendi işimiz; spor basını, spor medyası, spor yazarlığı, spor yorumculuğunun gittiği yer..

Ayrıca sporcuların, özellikle de futbolcuların özel yaşamlarına medyanın ne kadar girmesi gerektiği.. Onlara ne kadar müdahale edilebileceği.. Sergen’in at yarışı merakı, Ailton’un kızlara düşkünlüğü, Hakan Şükür’ün, Cuma namazı kılmasının, Fatih Tekke’nin silah taşımasının, Fatih Terim’in kızına New York’ta daire kiralamasının ne kadar haber değeri olduğu.. Bunlardan Türk toplumunun nasıl etkilendiği..

Gelelim futbol medyasına.. Yazarlığına, yorumculuğuna.. Yalan mı yazıyor medya.. Başlıklar, haberler gerçeği yansıtmıyor mu? Halkın inandığı, inandırıldığı gibi mi her şey? Yani yalancı mı şu spor basını?

Yoksa birilerinin işine mi geliyor böyle bilinmesi.. Gerçeklerin yalan, yalanların gerçek olduğu bir dünya mı yoksa futbol..

Yoksa basın haklı mı?

Örneğin Rüştü olayında.. Örneğin Necati’ye yapılan saldırıda.. Örneğin Fulya Projesi üzerindeki kavgada.. Örneğin Gökdeniz’in başına gelenlerde..

Ortega’nın, Hooijdonk’un, Anelka’nın transfer haberlerini basın toplantıları düzenleyerek yalanlamadı mı Aziz Yıldırım? Yoksa hayal miydi bu futbolcuların Fenerbahçe forması giymesi?

"İlgilenmiyoruz" diye defalarca açıklama yapmalarına rağmen Galatasaray’ın Revivo’yu, Baliç’i, Tomas’ı alması, taraftar tepkisinden korktuğu için olmasın sakın..

Yoksa Real Madrid-Lyon maçının olduğu gün Le Guen işi gücü bırakıp neden Fenerbahçe’nin maçında yorumculuk yapsın ki, eski takımı varken?

Anelka’yla soyunma odası önünde sohbet edip, Ümit’e oynadığı mevkiyle ilgili sorular sorsun?

Ailton, Alman gazetelerinde kendi ağzından çıkan her haberi Türk basınını suçlayarak yalanlamadı mı? Sonra da çekip gitmedi mi bu ülkeye..

Bazıları için en kolay ihtimal medyanın yalancı olması değil mi?

İsviçre maçında yaşanan olaylar mesala.. Bildiklerinin çoğunu yazmayan basın mı daha milliyetçi, yoksa Milli Takım’da formasını defalarca giyip o güne damgasını vuran ve bütün dünyada 2005’in en kötü spor olayı seçilmesini sağlayanlar mı?

Yalancı basını bir kenara bırakalım.. Geçelim spor basınının kendi durumuna..

Çok mu tembel spor basını.. Yılın 9 ayında, ayın 25 gününde gecenin bir köründe yarım saat içinde sayfa yetiştirme telaşındayken.. Bütün ülkeye en ayrıntılı, en güzel bilgileriyle maçları aktarma heyecanı duyarken..

Perde arkasındaki isimsiz yüzlerce emekçi kahramanıyla, -18 derecede fotoğraf çekenleriyle, 20 kiloluk kamerasıyla uyuyanlarıyla, naklen yayın arabalarında en az hakem kadar maçın yükünü taşıyan yönetmenleriyle.. Çok mu tembel spor basını?

Ülkenin en çok çıkış gösteren sayfaları değil mi spor? Can atmıyor mu futbol yazmak için herkes?

Hıncal Uluç, Ahmet Çakar, Kaya Çilingiroğlu vurulurken, muhabirler bıçaklanırken, Erman Toroğlu yorumları nedeniyle ölüm tehditleri alırken, kongreler mafya hesaplaşma yerine dönerken spor basını çok mu korkak yoksa?

Asistinden, top kaybına, iç saha puan cetvelinden, gol analizlerine, şut sayılarından, hedefi tutmayan ortalara kadar birçok istatistiğe sayfalarca ya da programlar dolusu yer verirken çok mu bilgisiz acaba spor basını?

Çürük elmalar yok mu? Satın alınan kalemler.. Muhabirler.. Vardır mutlaka.. Bütün dünyada olduğu gibi.. Ama inanın bana namusuyla bu işi yapanların yanında sepetteki çürük yumurtalardır onlar.. Bırakın olsunlar.. İyilerin değeri kötülerin varlığı ile anlaşılır zaten..

Peki sınırları nedir spor medyasının? Ne olmalıdır?

Bence her şey haberdir.. Benim yaptığım bir hata da haberdir.. Sergen’in at yarışı oynaması da.. Fatih’in silah taşıması da.. Terim’in kızına daire kiralaması da, Tuncay’ın Cuma namazı kılması da, Ailton’un sabaha kadar eğlenmesi de, Anelka’nın CD çıkartacak olması da.. Haber, olan bitendir.. Rutin haber insanların rutin olarak yapmalarını gerekenleri yaptıkları için ortaya çıkar..

Necati’nin golü, Anelka’nın çalımları, Alex’in pasları, Sergen’in plasesi, hakemin elle oynamaya penaltı vermesi gibi..

İnsanları daha çok okumaya itense meraklarını gideren veya daha da meraklandıran haberlerdir.. Necati’yle Hasan Şaş’ın kavgası, Alex’in Anelka’ya pas atıp atmadığı, Sergen’in Tümer’i sevip sevmediği, Fatih’in tehdit alıp almadığı, Gökdeniz’in cezasında neden indirim yapıldığı, hakemlerin neden bariz hatalar yaptığı gibi..

Halk bunları da merak eder.. Basın bunları da yazar..

Ve spor basınının bir de magazinsel yüzü vardır.. Olmalıdır da zaten.. Çünkü olan biten her şey haberdir..

Sergen sabaha kadar kumar oynuyor ve sonunu kendi düşünmüyorsa bu haberdir.. Suç, bunu yazan gazeteci Altan’da değil, ona bu şansı veren, futbol yetenekleri olarak belki de Zidane kadar özellik sahibi ama buna ihanet eden Sergen’dedir..

Hakan Şükür’ün, Tuncay’ın Cuma namazı kılmaları haberdir.. İsteyen istediği yerden bakar habere.. Bazısı kızar, bazısı onaylar.. Ama gol sevincinde secde eden Ahmed Hassan garip gelmez bize de Hakan garip gelir.. Gol sevincinde kendi dinince duan eden Mondragon ya da boynunda haç taşıyan Appiah gelmez de Tuncay gelir..

Gazeteci bilgi toplar.. Ailton’un Almanya’daki özel yaşamının kötü olduğunu, teknik direktörleriyle geçinemediğini yazar mesela.. Sonra o futbolcu sabaha kadar eğlenirse haberini de yapar..

Time’ın kapağında kendine yer bulup dünyayı konuşturan Naim’in düştüğü noktalar haberdir.. Bir başka küçük dev adam Halil Mutlu’nun doping yapması da..

Okan’ın sözleriyle başladım onunla bitiriyorum.. Ünlüler sadece yaptıkları işlerle bu ülkeyi bir yere getirmek durumunda değillerdir.. Bunun karşılığını zaten hem maddi, hem manevi kat kat almaktadırlar.. Esas olan topluma örnek olabilmektir.. Bazen maddi manevi geride kalmayı göze almak uğruna..

Türkiye suyun, petrolün, doğal gazın geçiş noktasında.. Medeniyetlerin beşiğinde.. Türkiye, üzerinde en çok emel kurulan devlet.. Ve bu ülke gelecek 20 yılda dünyanın en büyük 3 süper gücünden biri olma olanağına sahip.. Ama doğru bir gençlikle.. Ülkesini seven, birbirini seven, kurallara bağlı bir gençlikle..

Sürekli sevgili değiştirip, aşırı alkollü görüntü verip, kumar tutkularının esiri olup bu toplumun gençlerine kötü örnek teşkil eden sporcular, futbolcular, yöneticiler, teknik adamlar..

Siz futbol adına, spor adına yaptıklarınızla bu ülkenin kahramanlarısınız.. Çocukların odalarında posterleriniz asılı.. Defterlerinde imzalı resimleriniz var. Bir forma için canını verecek kadar seviyorlar sizi..

Kötü alışkanlıklarınızla onların üstünden bu ülkeye ihanet etmeyin.. Bu ülkenin bütün çocuklarının kendi çocuğunuz, kardeşiniz olduğunu düşünün.. Öyle hareket edin..

O zaman gerçekten, bu ülke için, her şey çok güzel olacak..
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI