"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Yalakalık olsun diye söylemiyorum İstanbul en sevdiğim şehir

Lacivert gözlü. Çok hoş, çok parlak, ışıldayan bir adam. Marlon Brando’nun gençliğine benziyor fena halde. De... Bu yakışıklı genç adamın 23 yıllık hayatına sığdırdıklarına bakınca fiziksel özellikleri sönük kalıyor doğrusu.

11’inde lise mezunu. 15’inde üniversite diploması elinde. 16’sında ikinci üniversitesi Yale’de hukuk okumaya başlıyor. 21’inde herhalde ABD’nin değil dünyanın en genç avukatı. Ve aynı zamanda ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Gençlik Konuları Özel Danışmanı ve yeni kurulan Dışişleri Bakanlığı Global Gençlik Konuları Ofisi Direktörü.
Bugüne kadar soykırım sırasında Sudan’da ve Afganistan ile Pakistan’da görev yaptı. Gençlerle buluştu, sorunlarını dinledi ve raporunu gerekli mercilere iletti. Bu yaşında yaptıkları inanılır gibi değil. Woody Allen’la Mia Farrow’un çocuğu. Woody Allen biyolojik babası ama Ronan beş yaşındayken babası, ablası Soon Yi ile evlendiğinden o günden beri pek görüşmemişler.
Daha doğrusu bir kere görüşmüşler. O zaman da Ronan, babasından eğitimi için maddi destek istemiş. Bana da koskoca Woody Allen’ın çocuğuna okul parası vermesi dünyanın en normal şeyi geldi. “Verdi tabii değil mi?” diye atladım. Kızıyla evlenmiş olmanın suçluluğuyla da vermiş olacağını düşündüm. En sakin sesiyle “Hayır” dedi: “Reddetti. Hep bursla okudum!” Anlayacağınız, Ronan Farrow’un çok kolay bir hayatı olmamış./images/100/0x0/55eb6558f018fbb8f8be6a8c
Varsa yoksa annesi. Mia Farrow da dünya ölçeğinde insan hakları aktivisti. Soyadını taşıyan oğlu Ronan Farrow da, daha çocuk yaşlarında annesininkiyle benzer yollarda yürümeye karar veriyor ve işte artık bütün dünyada tanınan ünlü bir genç düşünür.
Geçenlerde Türkiye’deydi, ıstanbul’da. ABD Dışişleri Bakanlığı ve TC Başbakanlığı’nın ortaklığında, Kadir Has Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlenen 2011 Genç Girişimciler Zirvesi için ABD hükümetini temsilen gelmiş ve konuşma yapmıştı. Türkiye’deki 17 üniversiteden ve bölge ülkelerinden 14 takımın katıldığı zirvede eşzamanlı bir fuar ve eğitim programı düzenlendi. Hedef, gelecek neslin global liderlerine ve genç girişimcilerine ilham vermek ve onları harekete geçirmekti. Etkin ve örnek konuk girişimciler zirveyi renklendirdi. Ana konuşmacılarsa Ronan Farrow, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ve TAV CEO’su Sani Şener’di.
Ronan Farrow, Marlon Brando’ya benzeyen, yakışıklı, Mia Farrow ile Woody Allen’in çocuğu, 23 yaşındaki ‘harika çocuk’ gayet memnun ayrıldığı İstanbul’a hayran oldu ve tekrar gelmek için can attığını söyledi...

Hayat hikâyenizi okuyunca çarpıldım. Okuduklarıma da inanamadım. Amma çok şey sığdırmışsınız hayatınıza...
- O kadar da değil, abartmayın!

Nasıl abartmayayım? Düşünce alanında, dünya çapında yükselen bir yıldızsınız. Tamam çok etkileyici, hayranlık uyandırıcı ama aynı zamanda taşıması ağır bir yük değil mi? Henüz 23 yaşındasınız...
- Şikâyet etmiyorum. Aksine kendimi bir şeyleri geri ödeme telaşında hissediyorum.

Nasıl yani?
- İnsan, kendisine sunulanların karşılığını vermek istiyor. Farklı bir ailede büyüdüm. 10 kardeşim var. 10’u da dünyanın dört bir yanından evlat edinilmiş çocuklar. Yemek masasında Birleşmiş Milletler gibiydik. Tek fark, onlar ülkelerinde haklarından mahrum bırakılmış çocuklardı. Çoğu da engelliydi. Zor hayatlardan çıkıp gelmişlerdi. Hep dayanışma içindeydik. Hayata bu noktadan başlayınca, sonrasında da sürekli bir şeyler katmak, kendinden bir şeyler vermek istiyorsun.

Kardeşleriniz nereli?
- Saymakla bitmez: Vietnam, Kore, Malta... Kimi görme özürlü, kimi engelli. Bu kadar çok çocuk sahibi olmayacağımdan eminim. ışte o zaman farklı bir şey yapabileceğimi düşündüm: Seslerini duyurmak isteyip duyuramayanların sesi olabilirim dedim. Hintli erkek kardeşim gibi. Hayatının ilk 10 yılını yetimhanenin dışındaki bir direğe bağlı geçiriyor ailemize katılıncaya kadar. Çok ama çok üzücü bir hikâye. Birlikte yaşamaya başladığımızda, hiçbir dilde tek kelime bile bilmiyordu. Bir yıl sonra, ailenin en canlı, en dinamik üyesi haline geldi. Evet, bunlar hayatıma ait minik hikâyeler ama her biri çok öğretici. Ben de başta kardeşleriminki olmak üzere tüm gençlerin sorunları için harekete geçtim. Artık bu benim misyonum./images/100/0x0/55eb6558f018fbb8f8be6a8e

Anlattıklarınız sıra dışı. Bir çocuk böyle bir evde kendini nasıl hisseder?
- Başka ev görmediğim için bu sorunun cevabını bilemem. Bu benim gerçeğimdi, benim ailemdi. Çok meraklı bir çocuktum. Ve galiba inektim. Elime geçen her şeyi yalayıp yutuyordum, haliyle sınıf atlayarak okudum. 11 yaşında liseyi bitidim, çok genç yaşta da üniversiteye gittim. Ama tavsiye edebileceğim bir şey değil. Hatta, kendi çocuklarım aynı durumda olsa iki kere düşünürüm.

15 yaşında bir çocuk nasıl olur da üniversiteyi bitirebilir?
- Bitirir. Örneği karşınızda. Sınıf atlaya atlaya 15 yaşında üniversiteden mezun oldum.

Peki size tuhaf gelmiyor mu?
- Bana da tuhaf geliyor. Ama ben bayıldım, başka türlü bir hayatım olsun istemezdim. şu anki yakın arkadaşlarım hep o yıllardan.

Nesine bayıldınız ki bu durumun? 11 yaşındaki bir çocuk liselilerle arkadaşlık edemez, 15 yaşında bir çocuk da üniversitelilerle...
- Biliyorum şaşırtıcı ama çok sosyaldim. Kızlar aynı zamanda ablalarım oldu, erkekler de abilerim. Büyümeme yardım ettiler. Bir de lisans ve lisansüstü eğitiminde hep az öğrencili küçük okullarda okudum. Yale’in hukuk fakültesi de öyleydi.

İkinci üniversiteyi yani Yale’i bitirdiğinizde 21 yaşındasınız, ABD’nin en genç avukatısınız. Arkadaşlarınız kaç yaşında?/images/100/0x0/55eb6558f018fbb8f8be6a90
- Çeşitli yaş grupları var. Kariyerlerinin ortasında 40’lı, 50’li yaşlarda dönüp tekrar üniversite eğitimi alanlar, lisans mezunu olup üstünü okumaya gelen 25 yaşındaki grup... Çeşitliliği seven biriyim. En yakın arkadaşlarımın çoğu, bir süre kariyer yapıp ardından üniversiteye dönmeye karar verenlerdi.

Her şeyi bu kadar az yıla sığdırmak için acele etmenizin sebebi neydi? Size “Dur, biraz yavaşla!” diyen kimse çıkmadı mı?
- Çıkmaz mı? Başta annem. Her defasında uyarıyordu. Ama benimle nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Daha 11 yaşında olduğum ve araba kullanamadığım için zavallı annem, ilk iki yıl beni her gün okula götürdü. Bundan da şikâyetçiydi, o yüzden hep eve yakın okullarda okumaya çalıştım. Günün birinde de doğrudan, “Neden biraz ağırdan almıyorsun?” dedi. Fakat elimde değildi, sürekli yeni şeyler öğrenmek istiyodum. İlerlemem için fırsat tanıyan bir ailem olduğu için de çok minnettarım.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI MÜZİK GRUBUNDA ÇALIYORUM

Mia Farrow ve Woody Allen... Kimselere benzemeyen iki insanın oğlusunuz...
- Annemle büyüdüm. Bundan da da gurur duyuyorun. İnsanlara yardım etmek için çırpınan bir anne tarafından büyütülmüş olmak müthiş. Üstelik bazı projelerde de birlikte çalıştık, çok heyecan vericiydi.

Rol modeliniz anneniz yani...
- Kesinlikle. Çok güzel bir ruhu var. Saygı duyulacak işler yapıyor ve ne yaptığını çok iyi biliyor. Son derece parıltılı bir oyunculuk kariyerinden insani yardım projelerinde çalışmaya geçerek çok doğru bir adım attığına inanıyorum. Dünya üzerinde yaşayan insanların sorunlarıyla ilgilenmek, onların acılarını yüreğinde hissetmek, onlarla iç içe yaşamak, empati kurmak, ihtiyacı olanların yardımına hesapsız kitapsız koşmak, proje üretmek, tüm bunlar annem için ışıltılı bir oyunculuk kariyerinden daha önemliydi. Annem her zaman bu tür işleri oyunculuğa tercih etti. Ben de bundan çok mutluluk duyuyorum.

Şimdiye kadar hiç annenizin ya da babanızın soyadını torpil olsun diye kullandınız mı?
- Hayır, çünkü benim jenerasyonum artık onları tanımıyor bile! Ne annem ne babam bir şey ifade ediyor onlar için...

Hadi canım olur mu öyle şey! Mia Farrow çok ünlü ve başarılı bir oyuncuydu. Woody Allen’ı da tanımayan var mıdır bilmiyorum...
- Sizin için öyle olabilir ama dünya değişiyor, genç insanlar artık başka şeylerin peşinde. Zaten hayatımda babamın varlığı çok etkili değil. O dünyadan çok uzağım.

Babanızın filmlerinden en çok hangilerini seviyorsunuz?
- Güzel senaryolar yazdığı tartışılmaz. ‘Kahire’nin Mor Gülü’nü çok seviyorum mesela. Eski filmlerini de seviyorum. Ama ‘Kahire’nin Mor Gülü’nü ayrı tutarım. Çünkü içinde biraz romantizm var. Zaten sürekli yollarda olduğum için sıkı bir film izleyicisi sayılmam.

Babanız ilişkiniz nasıl?
- Adım adım soruları ördünüz, buraya getirdiniz. Ama maalesef bu kişisel konulara girmek istemiyorum. Beni o deliğe çekemeyeceksiniz! Babam, hayatımda belirgin bir unsur değil. Hatta hiç değil, etkisi neredeyse sıfır.

İyi ama siz de Woody Allen’ın oğlusunuz, öyle değilmiş gibi davranmak mümkün mü?
- Haklısınız, ben de yerinizde olsam merak ederim ama bu konuya girmek istemiyorum. Burada Amerikan hkümetini temsilen bulunuyorum, babamı bu işe karıştırmayı gereksiz buluyorum. Şu kadarını söyleyebilirim: Yaratıcı insanların çocuğu olmaktan dolayı şanslıyım. Ben de müzik yapıyorum, şarkı sözleri yazıyorum. Bir grupta çalıyorum hatta...

Hangi grupta çalıyorsunuz?
- ABD Dışişleri Bakanlığı’nın müzik grubunda.

O nasıl bir şey öyle...
- Biliyorum, kulağa garip geliyor ama gerçekten de var öyle bir grup. Çok eğleniyoruz, üstelik hiç de fena çalmıyoruz. şarkı sözü yazmaya okulda başladım, o zaman sadece internete koyuyordum. şimdi daha profesyonelim, başkaları için de yazıyorum. American Online’ın ünlü CEO’su Jim Kimsey’e country tarzında birkaç şarkı sattım mesela. Country müziğe bayılıyor. Şimdi de sosyal sorumluluk projeleri için bir albüm çıkarıyor. Aslında ben de biraz söylüyorum, ona vokal yapıyorum.

30’unuza geldiğinizde sanatsal genleriniz ağır basabilir mi?
- Şimdiden bilemem, bakarsınız olur. Müzik, genç insanlarla bağ kurabilmeyi kolaylaştırıyor. O açıdan da seviyorum. Ankara’daki büyükelçiliğimizde ve ıstanbul’daki konsolosluğumuzda birçok kültürel faaliyet düzenliyor. Bu konularda çok aktifiz.

ANNEMİN ENERJİSİNDEN İLHAM ALIYORUM

Annenizle ilişkiniz.../images/100/0x0/55eb6558f018fbb8f8be6a92
- Çok yakınız birbirimize. şimdiki işimden önce Sudan’da birlikte çalıştık. Ondan sürekli ilham alıyorum. Gerçekten büyüleyici bir enerjisi var. Bakın neler yapıyor anlatayım: Darfur’da bir kuşak tamamen silinip gitti. Bu etnik soykırımla birlikte kuşaklar arası bağ da kayboldu. İşte annem tüm farklı aşiretlere, mülteci kamplarına ve Çad sınırına giderek onların kültürel tarihini kaydetti. Sanatlarına ve geleneklerine ait parçalar topladı. Bunlar, şu anda ABD’de bir üniversitede muhafaza ediliyor. Resmen tarihlerini arşivledi. Sonunda de Sudan’da bir kütüphane projesi var. Harika değil de ne!

Evet, müthişmiş gerçekten de. Darfur’daki soykırım gibi acı olaylar sizi nasıl etkiliyor?
- Dünyanın bir köşesinde insanlar acı çekiyor deyip hayatıma devam edemiyorum. Onlar için bir şeyler yapabilmek istiyorum. Birleşmiş Milletler’le Afrika’ya gidip çocuk askerler üzerinde çalıştım. Hiç unutmuyorum, Sudan’da Yahya ile tanıştım. 17 yaşında yaşıtım bir çocuk-askerdi. Elindeki Kalaşnikof’un boyu neredeyse kendisi kadardı. Bilinçsiz bir şekilde rastgele ateş ediyordu, güya asilere karşı savaşıyordu. 13 yaşından beri Sünni Kurtuluş Ordusu’ndaydı. Köyü yerle bir olmuş, soykırım yaşamış, bütün ailesi öldürülmüş. Bana, cesetler arasına saklanarak hayatta kalabildiği anlattı. Ve elindeki silahı göstererek dedi ki, “Ancak bu şekilde kendimizi kurtarabiliriz. Yapabileceğimiz tek şey silahlanmak...” ıstediğimiz kadar, barıştan yana olalım, hayatın gerçekleri gençleri şiddete yönlendiriyor, yönlendirecek. Görünen o ki bundan sonra gençler daha çok siyasetin içinde olacak. Bu tüm dünyada çok olumlu çözümler de yaratabilir ama çok tehlikeli ve istikrarı bozan dengesizliklere de sürükleyebilir. Afganistan’da radikal gruplarla faaliyet gösteren genç insanlarla çalıştım. Çok etkilendim ve onların yaşadıklarının sorumluluğunu içimde hissettim.

Ama bu sizin tercihiniz. Neden böyle bir yol seçtiniz?/images/100/0x0/55eb6558f018fbb8f8be6a94
- Üniversiteden sonra Richard Holbrooke ile çalıştım. Holbrooke ünlü bir diplomat. Afganistan ve Pakistan temsilcisi olarak hükümette yer aldığı zaman, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la birlikte hayata geçirmek istediği bir projesi vardı: Bölgede yeniden yapılanmayı sağlamak üzere Amerikan müteahhitlerinin yerine yerel müteahhitleri koymak. ışte bu geçişteki kilit kişiydim. Afganistan ve Pakistan’daki yerel sivil toplum örgütlerine temsilcilik yapıyordum. Büyüleyici bir işti.

Afganistan’daki, Pakistan’daki gençlerin sorunları neler?
- İki ülkede de nüfusun yüzde 60’tan fazlası 30 yaşın altında. İşsiz gençlerin sayısı da çok fazla. En büyük hayal kırıklıkları seslerini duyuramamak. Özellikle sınır bölgesindeki gençler her şeyden mahrum. Oradaki gençler de Sudan’dakiler gibi, üç nedenle seslerinin kısıldığına inanıyorlar: Birincisi, işleri yok. İkincisi, iş dünyasına erişim imkânları yok. Üçüncüsü, siyasi bir güç olarak var olamıyorlar. Bütün dünya çapında yapmaya çalıştığımız şey de gençlerin bu ihtiyaçlarına cevap verecek programlar geliştirmek.

Peki ABD’deki gençlerin sorunları yok mu?
- Olmaz mı? ABD de ekonomik sorunlarla boğuşuyor, eğitimli Amerikalılar için bile yeterli iş yok. Ve siyasete girmek isteyen gençler ne yapmaları gerektiğini bilemiyor. Bu proje kapsamında ülkemin gençleriyle de görüşme fırsatı buldum. Gençler söz konusu olduğunda, tüm dünyada endişeler ortak.

Hayatınız global dünya meseleleriyle ilgilenmekten mi ibaret?
- Yok canım. Bu söyleşide Amerikan hükümetini temsil ediyorum, o yüzden böyle konuşuyorum. Siz beni dün akşam görecektiniz.

Neredeydiniz?
- Ulus 29’da parti vardı.

Gittiğiniz başka yerler var mı?
- Cihangir kafelerini de dolaştım.

GAZETE YAZILARIMDA OBAMA YÖNETİMİNİ DE ELEŞTİRİYORUM

Sürekli seyahat mi ediyorsunuz?
- Evet ama yakında Dışişleri Bakanı Clinton için gençlerin küresel meselelerinin değerlendirileceği bir ofis açıyorum. Anlayacağınız, bürokrat olmak üzereyim. Bu da işimin seksi olmayan tarafı. Çünkü farklı ülkelerde saha araştırması yapıp gençlerle yüz yüze konuşmayı tercih ederim.

Türkiye’den sonra sırada neresi var?
- Nepal ve Bangladeş.

Hillary Clinton ile çalışmak nasıl bir duygu?
- Çok keyifli ve onur verici. İnanılmaz biri. Gençlerle iletişimi tahmin edemeyeceğiniz kadar kuvvetli. Kariyeri boyunca gençleri ve çocukları savundu. Çalıştığım bu proje de, onun desteği olmadan gerçekleşemezdi zaten.

Hükümetin adamısınız. Obama hükümetine getireceğiniz bir tane bile eleştiri yok mu?
- ABD’nin en sevdiğim yanı bu. Wall Street Journal’daki yazılarıma bakabilirsiniz. Yazılarımda ülkemin siyasetini çok sert bir dille değerlendiriyorum. Ama bu yönetime ve bakanlığın yaptığı işe inancım da tam.

Doğru ya, aynı zamanda serbest gazetecisiniz. Bunca şeyi bir arada nasıl yapabiliyorsunuz?
- Yapamıyorum. Eskisi kadar yazamıyorum. Ama yeniden yazmaya başlamak istiyorum.

Anladığım kadarıyla kendi hayatınızı yazmaya niyetiniz yok?
- Yoo, kesinlikle yazarım. Bana biraz zaman tanıyın... Şimdilik şarkı sözlerleriyle başladım...

ABD’ye başkan seçilmek gibi bir hayaliniz var mı?
- Yok, böyle bir planım yok.

Her Amerikalının böyle bir hayali yok mudur yani?
- Yoktur. Çünkü dünyanın en zor işi. Ama ilgilendiğim konularda statükoyu değiştirebilecek şansa, güce sahip olmak isterdim doğrusu.

Bill Clinton gibi siz de Rhodes bursuna layık görüldünüz...
- Evet, bu benim için gerçekten büyük bir onur. Dev bir topluluk. Kalkınma konusu üzerine çalışacağım. Kalkınma, istihdam yaratma ve ekonomik güçlendirme...

Bu kadar seyahat arasında aşka vakit bulabiliyor musunuz?
- Elbette.

Sevgiliniz var ?
- Şu anda tam da bir ilişkinin başlangıç aşamasındayım...

Nasıl biri? Sadece sizin gibi muhteşem eğitimli kızlarla mı çıkarsınız?
- Yok canım.

Mesela bir spor hocasıyla ya da başka herhangi biriyle beraber olabilir misiniz?
- Kesinlikle. Ben işine tutkuyla bağlı insanlara bağlanıyorum.

Peki dünyada en sevdiğiniz şehir hangisi?
- Yalakalık olsun diye söylemiyorum ama gerçekten ıstanbul! Bu şehir listemin en tepesinde. Çok eğlenceli, büyüleyici bir yer. Tekrar gelebilmek için can attığım bir şehir. Washington DC’nin favori şehirlerimden olduğunu söyleyemeyeceğim.

İmkânınız olsaydı geçmişinizle ilgili neleri değiştirmek isterdiniz?
- Hiçbir şeyi değiştirmezdim.

“Yaşadığım her şey beni ben yaptı” mı diyorsunuz yani?
- Kesinlikle. Bazen aynı hataları tekrar tekrar yapıyorum. Sanırım o hatalardan ders çıkarmayı başarabilmeliyim.

Doğum gününüz 19 gün sonra. Nerede kutlamayı planlıyorsunuz?
- Ya Washington’da ya da New York’ta parti vereceğim ama karar veremedim. Merak etmeyin, partide ‘kontrolümü kaybetmeye’ çalışacağım.

Musevi misiniz, Hıristiyan mı?
- Sanırım her ikisi de. Farklı ırklar ve kültürler arasında çoğulcu bir ev ortamında büyüdüm.

Yani tüm dinleri benimsiyor musunuz?
- Kesinlikle. Dindar insanlara hayranım ama dinin gereklerini çok yoğun ve organize biçimde uygulayan biri değilim. Katolik Kilisesi’ne düzenli gidiyorum. Aslına bakarsanız kendimi Katolik olarak görüyorum ama Museviliğe de sıkı sıkıya bağlıyım.
X